27 Mayıs Devrimi konusunda ne kadar bilgiliyiz? Karaman yazdı…

Bugün ülkemizde Devrim Tarihinin kilometre taşlarına ve temel köşebaşlarına saldırmanın dayanılmaz hafifliği ve cahilliğinin en yoğun tezahür ettiği alanlardan biri de 27 Mayıs Devrimi’ne yönelen eleştirilerdir. Bu konuda tam bir önyargı ve algı çarpıklığı yaşanmakta, CHP ve MHP gibi darbe ile devrim kavramları cahilliğinin girdabında debelenen çevrelerden bile saldırı gelmektedir.

Bu konuda 27 Devrimi’nin mimarlarından Suphi Karaman’ın oğlu Suay Karaman’ın kaleminden 27 Mayıs Devrimi’nin anlam ve önemi konusunda aydınlatıcı bir yazıyı KıvılcımHaber okuyucu ve izleyicilerinin bilgi ve ilgisine sunuyoruz.

DARBEYMİŞ!

TBMM Genel Kurulu’nun 93. birleşimi, 27 Mayıs 2016 Cuma günü açılmış ve başkan İsmail Kahraman 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni talihsiz bir gün olarak nitelemiş, darbe diyerek karalamıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erkan Akçay, 27 Mayıs 1960 tarihinde demokrasi kesintiye uğradı diyerek, sözlerini şöyle sürdürmüştür: “en kötü demokrasi en iyi darbeden daha iyidir.”

Halkların Demokratik Partisi Grup Başkanvekili İdris Baluken, 27 Mayıs 1960 tarihinde Türkiye’de demokrasi açısından karanlık bir sayfa açıldığını söylemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Engin Altay, parlamenter demokratik sisteme yapılanmış bütün müdahaleleri şiddetle kınamış ve “CHP için 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan ve 4 Mayıs üç aşağı beş yukarı aynı şeydir” ifadesini kullanmıştır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Naci Bostancı, “halkın oylarıyla iktidara gelen Demokrat Parti, ordunun içinden çıkmış bir çete tarafından yerlerinden indirildi ve yargılandılar. Bu utanç verici olay, daha da utanç verici bir şekilde yıllarca bayram diye kutlandı. Allah’a şükür bugün öyle kutlanmıyor” demiş ve 27 Mayıs’ın önemli özelliklerinden birisinin kendinden sonra yeni darbelere zemin hazırladığını söylemiştir.

AKP adına konuşan İstanbul Milletvekili Mehmet Muş şunları söyledi: “Bugün, Türk demokrasi tarihinde kara bir leke olan bu darbeyi kınıyorum. Allah, devletimize, milletimize bir daha böyle kara günler yaşatmasın. Bu darbenin tetikçiliğini yapan, bunu organize eden her kimse bugün milletimiz lanetle onları da anmaktadır.”

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “27 Mayıs 1960 tarihini Türkiye siyasi tarihinin kara günü, maalesef, lanetle, ibretle bir kere daha hatırlıyoruz” diye başladığı sözlerini “darbeci anlayışı ve baskıcı anlayışı bir kere daha lanetleyerek” bitirdi.

27 Mayıs 2016 tarihinde Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi tarafından kendisine verilen fahri doktora töreninde konuşan Tayyip Erdoğan’ın da hedefinde 27 Mayıs 1960 Devrimi vardı. “27 Mayıs’ta darbenin ana karargâhının kışla değil CHP Genel Merkezi olduğu artık biliniyor. Ana muhalefet partisinin genlerine sinmiş darbeci ruhun aradan geçen 56 yıla rağmen değişmediğini görüyoruz” dedi ve “12 Eylül, 28 Şubat, e-muhtıra, Gezi olayları, 17/25 Aralık darbesi, 27 Mayıs’la bağlantılıdır” sözleriyle, bilgisizlikte ve komiklikte sınır tanımadığını kanıtlamıştır.

AKP, CHP, MHP, HDP, hep birlikte 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni karalayarak, devrim karşıtlığında birleşmişler ve bilinç yoksunu olduklarını göstermişlerdir. Oturuma katılan milletvekillerinin hiçbirinden 27 Mayıs 1960 Devrimi’ne sahip çıkan sözün işitilmediği ve TBMM’de darbe ile devrimi ayıramayanların, ülkemizin bugünkü sıkıntılı durumlara getirilmesine öncülük ettiği anlaşılmaktadır.

27 Mayıs günü hemen hemen bütün televizyon kanallarında yas vardı, 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin yıldönümü bir ulusal matem havasında anıldı. Sağdan, soldan liberaller, İslamcılar, gericiler, faşistler, aydın ve entel insan taklitleri konuşuyor; 27 Mayıs 1960, demokrasiye vurulan darbeymiş.. Günümüzde Atatürk Devrimlerini tamamlayan en büyük demokratik atılım olarak nitelendirilebilecek 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni anlayamayanlar, yakın bir gelecekte Atatürk Devrimlerini de sorgulamaya başlayacaklardır.

26 Mayıs 1960 günü, Türkiye’de demokrasi olduğunu söyleyenler ya bilinç yoksunudurlar ya da aymazlık ve sapkınlık içinde bulunanlardır. 1950 ile 1960 yılları arasında yaşanan birçok hukuk dışı tutum ve davranışı, demokrasi diye yutturmak, olsa olsa ihanetle eşdeğer sayılabilir. Demokrat Parti iktidarında, demokrasi olmadığı gibi, bütün uygulamalar baskıcı bir yönetim şeklindeydi. TBMM’nin onayı olmadan Kore’ye asker göndermek, 6-7 Eylül 1955 olaylarındaki provokasyon, 1957 seçimlerinde yapılan hileler, 18 Nisan 1960 tarihinde Meclis Tahkikat Komisyonu kurularak mahkeme yetkisi verilmesi, 28-29 Nisan 1960 tarihinde İstanbul ve Ankara’da çıkan olaylar sonucunda ölenler ve yaralananlar, ülkenin kardeş kavgasına sürüklenmesi ve cepheleşmeye bölünmesi bu baskıcı yönetimin sorumlu olduğu olaylardan sadece birkaçıydı.

Darbe ya da darbe ortamlarının yaşanmaması, hukuk devleti ve demokrasinin hiçbir biçimde kesintiye uğramaması için, ülkeyi yöneten iktidarların hukuk devleti ilkelerine bağlı kalarak, gerçek demokrasiyi etkin hale getirmeleri gerekir. Sivil yönetimler demokrasiyi benimsedikleri ve hukuk ilkelerine bağlı kaldıkları zaman, darbe ortamlarının yaşanmadığı herkes tarafından görülecektir.

27 Mayıs 1960, darbeler dönemini açan bir hareket değildir. Tam tersine 12 Mart 1971 muhtırası ve 12 Eylül 1980 darbesi, tam olarak 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin ilerici mirasını tasfiye etmek için gerçekleştirilmiştir. Gerçekleri bilmeden konuşmak, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak toplumun karakteri haline gelmiştir.

Anayasa Mahkemesi kararıyla laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğu onaylanan bir iktidar, sivil, dinci darbe ile laik ve demokratik cumhuriyetimizi tasfiye ederken, 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni sorgulamak, karalamak dikkatleri başka yöne çekmektir. Anadolu Gençlik Derneği’nin çağrısıyla, İstanbul’un fethinin 563. yıldönümünde Ayasofya Müzesi’nin cami olarak ibadete açılması için ülkemize gelen Mekke İmamı Murat Mustafa El Hasan, 28 Mayıs 2016 Cumartesi sabahı “fetih namazı” kıldırmıştır. Din sömürüsüyle ülkemize gelen bu imama “defol” diyebilecek güç, 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin özünde saklıdır; 27 Mayıs’a saldıranlar, bu dinci kalkışmayı göremezler.

27 Mayıs Devrimi’nin topluma kazandırdığı en büyük yapıt olan 1961 Anayasası ile laik devlet yapısına sosyal devlet ve hukuk devleti kavramları girmiştir. 27 Mayıs 1960 Devrimi, cumhuriyet tarihinin en demokratik anayasasını yapan, siyasal, sendikal ve toplumsal özgürlüklerin önünü açan, kültürel gelişmenin ortamını ve olanaklarını yaratan, oluşturduğu yeni kurum ve kuruluşlarla demokratik bir dönem açan tartışmasız bir devrimdir; Menderes’in sivil darbesine karşı yapılan bir devrimdir. 27 Mayıs’ın devrimci çizgisinden sapmayan ve aydınlık yolundan gidenlerin 27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı kutlu olsun.

 

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir