Barış Ayten’in kurultay değerlendirmesinin tahlili-(1)

Köklü Aydınlanma Devrimi Yapamayan Ülkelerde Kavram

Kargaşası Hâkimdir; Herkes ve Sıkışan Kendi Kavramını Üretir

CHP, “heyecansız”, “coşkusuz”, “pejmürde” olarak değerlendirilen, muhaliflerin seslerinin DJ hâkimiyetiyle bastırılan 35’nci kurultayını geçen hafta sonu yaptı. Başa geldiğinden bu yana girdiği 6 seçimi de kaybeden, “Dersimli Kemal” gibi Atatürk düşmanı bir sloganla kendini tanımlayan Kılıçdaroğlu, rakipsiz olarak gene genel başkan seçildi. Bir yazarımız bu durumu” geri zekâlılıkla” bile açıklanamayacağını yazdı. Kurultay’ın sonunda delegelerden hiçbir tepki almayan 21 maddelik bir bildiri yayınlandı. Bildirinin 2 maddesi (6’ncı ve 11’nci maddeler), Silopi’de kaybeden PKK’nin bu kurultayda kazandığını gösteren maddeler oldu. Böylece eğer Atatürkçü, ilerici, ulusalcı CHP’liler partilerine sahip olup önüne geçemezlerse, bu iki bildiri maddesi, Yeni CHP’nin başındaki kadronun, vatanı ve milletiyle bölünmez bütünlüğü içinde kurduğu Cumhuriyeti gene kendisi tarafından yıkacağının kanıtı olacak. Yani tabandaki gerçek Atatürkçüler, ilerici CHP’liler iyi düşünmeliler ve bu gidişe taş koymalılar; değilse Cumhuriyeti ve vatanı kurucusuna yıktırıp böldürecekler; en azından o sürece esaslı katkı koyduracaklar. Bu konuda vatansever CHP’liler iki elleri arasına başlarını alıp uzun uzun düşünmeliler.

 

OLUŞAN FAY HATTI ENERJİ TOPLAMAYA DEVAM EDİYOR

Burdur CHP, Kurultay’a karpuz gibi ikiye parçalanmış bir görüntüyle katıldı. İl başkanlığı seçimi arifesinde başlayan ayrılıklar ve şiddetli çelişkiler, “seçilsem de seçilmesem de o belediyeyi başınıza yıkacağım” şeklindeki tehditler boyutuna taşındı. Belediye Meclis grubu yönetim kurullarına girerek ikiye bölündü. Oluşan bu fay hattı, ortadan kalkmadığını, tam tersine işlemeye ve enerji biriktirmeye devam ettiğini, kurultay sürecindeki tarafların tutumlarıyla kanıtladı. İl Başkanı Ayten ile Merkez İlçe Başkanı Oğuzkan, Belediye Başkanı Ercengiz ve Milletvekili Göker kurultay sürecinde biraraya gelemediler. Çektirilen karelerde bile ayrı durmaya özen gösterdiler. Görüşmelerini, temaslarını ve ziyaretlerini ayrı ayrı yaptılar.

Bu sadece bizim görüşümüz değildir. Eski bir CHP’li ve Bucak İlçe Başkanı adayı Özdamar da gözlemlemiş bu durumu:

“Burdur CHP içinde yaşanan son durum tablosu: Belediye Başkanı, Burdur CHP Merkez İlçe Başkanı bir tarafta, Burdur İl Başkanı, bazı ilçe başkanları diğer bir tarafta, Burdur CHP Milletvekili ise ARAFTA,

Hele CHP MYK oluşsun, bu konuyu gündeme koyacaktır herhalde… Ankara’ya 35.Kurultaya gidiliyor ya, Burdur CHP İl Başkanı ayrı otobüs tutuyor ve gidiyor.. Burdur CHP Merkez İlçe Başkanı ve diğer partililer ayrı otobüs tutuyor, otobüs kirasını Burdur Belediye Başkanlığı karşılıyor… Ankara’da il başkanlığı ile merkez ilçe başkanlığı asla yan yana gelmiyor.. Daha ne anlatayım size…”

 

BİZ TÜRK MİLLETİ’NİN SON 2 YÜZYILDA 4 DEVRİM

YAPTIĞINI BİLİYORDUK; MEĞERSE SADECE SON 90 YILDA 3 DEVRİM DAHA YAPMIŞ!

İl Başkanı Ayten, Burdur’a döner dönmez basına kurultayı değerlendiren bir açıklama yaptı. Kurultay sonuç bildirisini değerlendirdi. Değerlendirmesinin çok yüksek entelektüel düzeyinden çok büyük feyiz aldık. Özellikle tarihsel, ideolojik ve siyasi derinliğinin çok büyük öğretici çizgileri bizleri ve kamuoyunu bilgilendirdi. CHP’nin bir devrimle Cumhuriyet kuruculuğunu izleyen süreçte iki devrim daha yapmış olduğunu, şimdi de dördüncü büyük bir devrimin eşiğinde olduğunu öğreniyoruz. Bu “dördüncü devrim”in, “özgürlükçü demokrasi” devrimi olduğunu belirtiyor.

Oysa bütün gerçek tarihçilerin, bütün gerçek siyaset bilimcilerin üzerinde hemfikir oldukları tarihsel gerçeklik ise, Türk Milleti’nin son 2 yüzyılda 4 büyük devrim yapan ender milletlerden biri olduğudur. 1876 Meşrutiyet Devrimi, 1908 Hürriyet Devrimi, 1920 Cumhuriyet Devrimi ve 1960 İhtilali, Türk Milleti’nin 2 yüzyıldır emperyalizmle boğuştuğunu, emperyalist tahakkümün yarattığı her kritik krize devrimle cevap verdiğini, gene mevcut durumda vatanın bölünmesi, milletin dağılması, Cumhuriyet’in yıkılmasıyla sonuçlanma tehdidi altında emperyalist saldırının yarattığı krize devrimle cevap vermenin sancılarını çekmekte olduğunu göstermektedir.

“DÖRDÜNCÜ DEVRİM”, “ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRASİ DEVRİMİ”YMİŞ!

Durumun vahameti buradan sonra başlıyor. Partisinin, Türkiye’yi dördüncü devrim olan “özgürlükçü demokrasi”ye ulaştırmadaki kararlığının bir göstergesi olduğunu ileri sürdüğü 35’nci Kurultay’ın, bu kararlılığın dönüm noktası olduğunu ve Kurultay sonuç bildirisinin “dördüncü devrim”in temel hedeflerini içerdiğini belirtiyor.

“Özgürlükçü demokrasi devrimi” konusunda partisinin ne kadar kararlı olduğunu belirtiyor. Siyaset bilimcilerine Barış Ayten yeni bir deyim ve kavram armağan ediyor.

“ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRASİ”, BİR AKP VE HDP SÖYLEMİDİR

Ancak yeni bir “devrim” buluşu gibi öne sürülen sonuç bildirisi ilkesi olan “özgürlükçü demokrasi”, aslında AKP ve HDP’den aşırma bir söylemdir. Uzak tarihlere gitmeye gerek yok; inceleyin AKP ve HDP’nin son iki seçimdeki seçim bildirilerini, konuşmalarını, göreceksiniz “özgürlükçü demokrasi”nin esas sahiplerinin oralarda bulunduğunu. CHP’nin ise bir aşırmacı olduğu ve nerelere iltihak ettiğini göreceksiniz.

HERKESİ ALIK, BEYNİ SULANMIŞ, ÂLEMİ SERSEM VE CAHİL SANMA YANLIŞI

Bizim gibi köklü Aydınlanma devriminin imbiğinden süzülemeyen ve daha da önemlisi devrimi yarım kalmış ülkelerde kavram kargaşalığı müzmin bir hastalıktır. Herkes işine geldiği gibi mevcut kavramları eğer büker, içini boşaltır ya da Ayten örneğinde olduğu gibi kendini kamuoyunda ve dinleyenler arasında güçlü kılmak için yeni kavram ihdas ederler. Tabii ki burada herkesi alık, beyni sulanmış âlemi sersem ve cahil sanma hatası bulunmaktadır.

Demokrasi ile hürriyet birbirinden ayrılmaz ikizler gibidir. Demokrasi denildi mi hürriyet akla gelir. Tarihi bir kategori olan ve insanlık tarihinin her döneminde varolmayan demokrasi, 4 yüzyıl önce ilerici burjuvazi tarafından feodal sultanlara, krallara, ağalara, beylere, en önemlisi de kiliseye karşı halkı da arkasına alarak verdiği mücadeleler sonucu, tarihe Aydınlanma devrimi diye geçen süreçte insanlık tarihi sahnesine çıkmış siyasi bir kavramdır. 1640 İngiliz Devrimi, 1776 Amerikan Devrimi, 1789 Fransız Devrimi birer demokratik devrimdir. İnsanlığın her döneminde var olan hürriyet ise, demokrasinin de olmazsa olmazıdır. Ama hürriyet demokrasiye bağlı değildir. Ya da başka türlü söylersek, insanlık tarihinin her döneminde var olan hürriyetin özü demokrasi değildir. Tarihsel süreç içinde demokrasisiz hürriyet vardır ama hürriyetsiz demokrasi yoktur. Bu nedenle “hürriyetçi demokrasi” demek, hele hele bunu bir devrim içeriği ile öne sürmek abesle iştigal, tam bir uydurmadır. Kavram kargaşalığı yoluyla karşısındaki salak yerine koymaktır. Kısacası demokrasi Ortaçağ’dan çıkış hamlesidir. Demokratik devrimler insanlık tarihinin şanlı sayfalarını oluşturur; daha sonraları 20’nci yüzyıldaki milli demokratik devrimler gibi…

“ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRASİ” DE ÖZGÜRLÜKLER ORTAÇAĞA’DIR

“Özgürlükçü demokrasi”, geçen yüzyılın başlarında Prens Sabahattin’lerden başlayarak yüzyıl boyunca Türkiye’nin önüne her zaaf döneminde konan, anayasa ile belirlenmiş olan üniter yapısını hedef alan ademi merkeziyetçiliği amaçlayan bir söylemdir. Başta AB, ABD olmak üzere Batı’nın, Öcalan’ın, AKP’nin, HDP’nin federasyon amaçlı bir söylem olan bu “özgürlükçü demokrasi”de özgürlükler halka değil, etnisitelere, cemaatlere, tarikatlaradır.

BAĞIMSIZLIĞIMIZI YİTİRDİĞİMİZ KÜÇÜK AMERİKA SÜRECİ NASIL DEVRİM OLUYOR?

Bunun gibi CHP’nin ülkemize “sosyal demokrasi getirme devrimi” ya da “çok partili hayata geçme devrimi” gibi devrimler icadı da aynı kapsamda değerlendirilmelidir. Barış dostumuz bize kırılmasın ancak, hele hele çok partili döneme geçişi devrim olarak değerlendirmek zırcahilliktir. Zira ülkemiz bağımsızlığını kaybettiği, vatanı ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün büyük bir tehdit altında olduğu, Kemalist devrimin yıkıldığı ve tasfiye edildiği Atlantik sürecine çok partili hayatla birlikte girmiştir ve bu süreci devrimci ve ilericiler “küçük Amerika” süreci diye anar ve tanımlarlar. “Sosyal demokrasi devrimi” ise ayrı bir yazının konusudur. Zira bu sayfalara sığmayacak kadar kapsamlıdır. Şu kadarını söylemekle yetinelim; onun da devrimle alakası bulunmamaktadır.

Bir sonraki yazımızı Kurultay’ı değerlendirmeye ayıracağız.

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir