Bu kabine Erdoğan’ın “özeleştiri” hükümetidir

Türkiye’de insanlarımız öyle bir manipülasyon ve gerilime uğradılar ki; dünyayı ve olayları salt siyah-beyaz olarak görüyorlar. Siyaset dünyasında birçoğumuzun gözüne perde indi düşmanlık anlayışı sebebiyle. Gözler öylesine perdelenmiş, beyinler öylesine önyargıya batmış, narsizmin dayanılmaz ve onulmaz hastalığı öylesine sarmış ki birçoğumuzu, gerçeklik duygusu ve bağlılığı, gerçeği olgularda arama üstünlüğünü kaybetmişiz.

Muhalefet, siyaset yapmayı Erdoğan ve AK Parti’nin yaptıklarının tersini yapmak olarak anlıyor. Öyle bir önyargı ki, AK Parti Hükümeti ve Erdoğan asla doğru bir iş yapmaz, yapamaz. Bundan dolayı bu kafa, 15 Temmuz’u onun bir “tiyatro”su, PKK’nin hendeklere ve ilan ettiği özerklik çukuruna gömülmesi, güneyimizdeki ABD-İsrail terör koridorunu yaran Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarını “abesle iştigal” olarak görüyor. Cumhuriyet yıkan eylemleri yapanların bu tür vatan ve millet yararına işler yapmalarının imkânı olmadığını düşünüyor. Doğru siyaset ve muhalefet yönteminin ikili bir tutum çizgisi olduğunu, doğru yapılanları desteklemek ve sahiplenmek, yanlış yapılanlara karşı mücadele bayrağını yükseltmek olduğunu kavrayamıyor. Bundan dolayı da AK Parti ve Erdoğan karşıtlığı yapacağım diye düşman saflarına yuvarlanıyor. ABD ve İsrail çıkarlarını savunur hale geliyor. Vatan savaşı gibi milletin yüzde 95’nin ölesiye destek çıktığı kutsal bir davayı da o çok kızdığı, düşman olduğu AK Parti ve Erdoğan’a altın bir tepside teslim ediyor.

Bu kapsamda uyarıcı, Soner Yalçın’ın zihin açıcı, yol gösterici, mürşit değerinde bir yazısını KıvılcımHaber okuyucu ve izleyicilerinin bilgisi ve ilgisine sunuyoruz.

Şunu görmek gerekiyor: Aslında bu kabine Erdoğan’ın “özeleştiri” hükümetidir. Bu kabine, Erdoğan’ın “yapamadığını” -nihayet- anladığının göstergesidir!

Gerçeklik tutkusu, ahlaki bir eylemdir.

Bizim “uzun yolculuğumuzun” feneridir hakikat.

Biliriz ki, gerçek en büyük devrimcidir.

Biliriz ki, gerçeklikten kopma/gerçek dışılık, farkındalığı öldüren duraksamadır. Kendi yarattığına inanmak ise, hurafe! Ve bu, hayattan tümüyle kaybolmaktır, gericileşmektir. Yenilmektir…

Ne oldu bize?

Ne oldu da gerçeklik tutkusuyla yanıp tutuşurken, yalana esir düşüldü/yalanın saltanatına inanılır oldu!

Unuttuk mu?

Yalan gelip geçicidir, sonsuz olan gerçek.

İşte FETÖ örneği…

Bıkıp usanmadan FETÖ’yü doğruyu yazıp-söylediğimiz için başımıza gelmeyen kalmadı.

Ama bir gün umutsuzluğa kapılıp geri adım atmadık.

Çünkü biliriz ki, hakikat mutlaka kazanır…

Savaşı/mücadeleyi gerçeklikten vazgeçmeyen sabır kazanır…

Ve fakat nefret girdabına kapılan kimilerimiz…

Aldatmacaya-yanıltmacaya dünden razı; muhalefet yapmakla uydurmayı birbirine karıştırıyor.

Yalanla gürültü çıkarıp yalanla tahrik oluyor!

Aslında… Korkularına yenik düşüp yalandan medet umuyor!

Bunları yazmamın sebebi hafta sonu yaşadıklarım…

Bir kez daha anladım ki:

“Gerçek ayakkabılarını giymeden, yalan dünyayı üç kez dolaşıyor!”

FELAKET TELLALLARI

Hafta sonu…

“Bizim Mahalle” yine hayli hareketliydi.

Sosyal medya yıkıldı.

Yağmur gibi mail-mesaj geldi.

  • Duydunuz mu; Devlet Tiyatroları kapatıldı…
  • Duydunuz mu; Devlet Opera Balesi lağvedildi…

Duydunuz mu şu oldu…

Duydunuz mu bu oldu…

Aslında olan sadece şu:

  • 17 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandumla anayasa değişikliği yapıldı.
  • 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan seçimle “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin ilk “cumhurbaşkanı” belirlendi: Recep Tayyip Erdoğan…

Erdoğan, yeni sistemin yapısını oluşturmak için ardı ardına kararnameler çıkardı/çıkarıyor.

Kararnameler üzerine yapılması gereken tartışmaları değil; felaket tellallarının yalanlarını konuşup tartışıyoruz!

Yani… Boşuna zaman kaybediyoruz…

Evet, ne devlet tiyatroları kapatıldı; ne de devlet opera bale lağvedildi.

Olan; devlet kurumlarının yeniden yapılanması!

Yalan yerine çıkıp bu yapılanmaya karşı argümanlarınızı söylemek gerekmez mi? Tartışma bu minval/yol üzerine yapılmaz mı?

Her konu savaş alanına çeviriyor ülke gündemini.

Fazıl Say, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü -dünyaca ünlü tenorumuz- Murat Karahan ile yaptığı sohbeti İnstagram hesabından paylaştı.

Bu konuyu en iyi bilen iki sanatçı da “revizyon şart” diyor.

Aslolan budur; bilenler bildiklerini söyleyip-yazacak; dünyadan örnekler gösterecek ki en doğru yol-yöntem bulunsun…

Genco Erkal üstadımız Fazıl Say’ı çok iyimser buluyor; “revizyonu, tiyatroyla-operayla-baleyle kanı uyuşmayan bu kafalar mı yapacak sevgili Fazıl, iyimserliğin de bir ölçüsü olmalı!”

Peki Genco Ağabey…

Daha altı gün önce, “İtalya’da sadece sahneyi değil, sokakları da büyüledi” diye Devlet Opera Balesi Genel Müdürü Murat Karahan ile övünmedik mi? Dünyanın en önemli opera festivallerinden Verona’daki sahnede Murat Karahan’ın sadece dakikalarca alkışlanmasıyla değil; sokakta yürürken de büyük tezahürat almasıyla gururlanmadık mı?

İşte… Revizyonu Murat Karahan gibi genç sanatçılar yapacak Genco Ağabey!

Ama sizi de anlıyorum.

Sorun şu…

ÖZELEŞTİRİ KABİNESİ

Kuşku sorunumuz var.

“Bizim Mahalle” Erdoğan’a ve AKP’ye hiç güvenmiyor.

Olabilir. Haklıdır da…

Ama bu bizleri gerçek dışılığa savurmamalıdır.

“Doğru okuma” yapmalıyız. Örneğin…

Bence Erdoğan 16 yıllık iktidarı sonunda şu noktaya geldi:

  • Eğitimi başaramadık…
  • Turizmi başaramadık…
  • Sağlığı başaramadık…
  • Tarımı başaramadık…
  • Ticareti-ekonomiyi başaramadık

Bu nedenle Erdoğan, yaşama farklılıklarına rağmen başarılı bulduğu bazı kişileri kabinesine aldı. (Kabineyi M. İnce ya da M. Akşener kursaydı bu bakanlardan en az üç-dördüyle birlikte çalışabilirdi.)

Şunu görmek gerekiyor:

Aslında bu kabine Erdoğan’ın “özeleştiri” hükümetidir.

Bu kabine, Erdoğan’ın “yapamadığını” -nihayet- anladığının göstergesidir!

Aynı zamanda…

Bürokratik hantal yapıyla icraat yapılamayacağını anladığının da resmidir.

Tamam…

Eleştiri yapalım.

Eleştiri yapmak iyidir, ülkemizin yararınadır.

Muhalefet yapalım.

Muhalefet yapmak iyidir, demokrasinin yararınadır.

Ama gerçek dışılık üzerine eleştiri ve muhalefet inşa etmeyelim! Tehlikeli olan budur.

Bakınız:

Bugün iktidar olanlar yarın muhalefet olur; muhalefet olanlar ise yarın iktidar. Tarihin seyri böyle devam eder. Tek gerçek var: Bu vatan hepimizin…

Büyük Arap şairi Hutay ne demiştir:

  • “Li Külli makalin makam…” (Her sözün, bir makamı/önemi/ağırlığı vardır.)

Demem o ki:

Eleştirelim… Muhalefet edelim… Ancak…

Düşünsel terbiyemizi hiçbir zaman kaybetmeyelim.

Umutsuzluğa kapılıp gerçeği arama sevdamızı terk etmeyelim.

Aksi durumda biz, biz olmaktan çıkarız.

İşte asıl o zaman kaybederiz.

Asıl o zaman yeniliriz.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


sanalbasin.com üyesidir