Çevremizde daralan ateş çemberi ve Cumhurbaşkanı adaylarının tavrı

Önce çevremizde olup biten gelişmeleri kısaca hatırlayalım:

– Türkiye Zeytin Dalı Harekâtı’nı gerçekleştirdi. ABD’nin “Kürt Koridoru” hayaline ölümcül bir darbe vuruldu. Buna karşılık ABD, Fırat’ın doğusundaki PKK varlığını, Türkiye’ye karşı her yolla (para, silah, asker) destekleyeceğini bir kez daha ilan etti.

– 28 Mart-5 Nisan tarihleri arasında Akdeniz’de; ABD, İsrail ve Yunanistan’ın katıldığı ortak askeri tatbikat yapıldı. Tatbikatın hedefi Türkiye… Kısa vadeli amacı, Doğu Akdeniz’deki büyük gaz rezervlerini, Türkiye’yi devre dışı bırakarak değerlendirmek…

– Türkiye’ye yönelik askeri tehdidin gündeme getirildiği günlerde KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Rum kesimi ile adadaki Türk askeri varlığının indirimi ve toprak tavizi konularını içeren görüşmelere başlanılması teklifini yaptı.

– ABD, tek taraflı olarak İran ile varılan nükleer anlaşmadan çekildiğini ve İran’a karşı ağırlaştırılmış bir ambargo uygulayacağını ilan etti ve ambargo kararına uymayan ülkelere karşı da benzer ağır yaptırımlar uygulayacağını açıkladı. Hedef gene öncelikle Türkiye!…

– İsrail, Suriye’deki çeşitli hedefleri füzelerle vurdu… İsrailli yetkililer, Suriye ve İran’a yönelik savaş tehditlerini sürdürdüler…

En önemli sorun

Bütün bu gelişmeler, ülkemizin bir ateş çemberinin içinde olduğunu gösteriyor.

Evet, bütün herkes Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizine doğru yol aldığımız konusunda hem fikir….

Bu bir gerçek olmasına rağmen, yukarıda saydığımız olguların da gösterdiği üzere, Türkiye’nin hâlâ en önemli sorunu, güvenlik ve toprak bütünlüğü sorunudur.

Kısacası Türkiye’nin güvenlik ve beka sorunlarına ilişkin konularda güven verici bir politikasının olmadığını her gelişmeyle birlikte bir kez daha göstermektedir.

Sistemin çözümsüzlüğü

Manzara şudur:

Kendine “Millet” adını uygun gören muhalefet, Türkiye’ye yönelen tehditler karşısında tam bir sessizlik içindedir.

Hatta söz konusu “muhalefet’in beşinci ortağı konumunda olan HDP’nin tehdit sahipleri yanındaki konumuna bakarsak, bu Partilerin ABD ve İsrail’in sağlayacağı destek ile iktidar olma peşinde olduklarını söyleyebiliriz.

AKP ise bir yanda Rusya ve İran ile poz vermekte, diğer yandan Esad düşmanlığında ısrar etmekte, Suriye’yi vuran ABD füzelerini alkışlamakta, Akdeniz’den gelen tehdidi görmezlikten gelmekte, Kıbrıs’tan vazgeçme anlamına gelen adımlar konusunda sesizliğini sürdürmektedir.

AKP, bu politikasıyla Milletimize de Türkiye’nin dostlarına da güven vermemektedir.

Onun için iktidarı ve muhalefeti ile mevcut sistemin, Türkiye’nin en önemli sorunu konusunda çözümsüz ve çaresiz olduğunu söyleyebiliriz.

Onun için iktidarı ve muhalefeti ile sistem içi seçeneklerin çözüm olmak bir yana, sorunun bir parçası haline geldikleri; önemli bir gerçek olarak Türkiye’nin önündedir.

Tek seçenek, Doğu Perinçek

İşte bu aşamada Cumhurbaşkanlığı adaylarından sadece Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, söz konusu gelişmeler ile ilgili olarak net bir tavır ortaya koydu.

Perinçek, ilk günden ABD’nin İran ambargosuna tavır aldı.

İsrail’in Suriye’ye füze saldırısını protesto etti. Suriye Hükümeti ve halkıyla dayanışma içinde olduğunu ilan etti.

ABD-İsrail ve Yunanistan Tatbikatının Türkiye’yi hedef aldığını tespit etti, Hükümeti bu konuda tavır almaya davet etti.

Mustafa Akıncı’nın başlattığı yeni girişimin, Kıbrıs’ı peşkeş çekmek anlamına geldiğini belirtti ve tavrını net olarak ortaya koydu.

Her şeyi bir yana bırakalım işte sadece bu tavrından dolayı Doğu Perinçek, önümüzdeki dönemde Türkiye’yi yönetecek tek Cumhurbaşkanı adayıdır.

Seçime doğru giderken devleti yönetmeye aday olanlardan öncelikle ülkenin toprak bütünlüğüne, varlığına ve güvenliğine yönelik tehditler konusundaki görüşlerini açıklamaları beklenir.

Bu açıdan adayların tutumuna baktığımızda ibret verici bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.

Adayların tavrı

Durum şudur:

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’den yukarıda sıraladığımız gelişmeler konusunda hiçbir açıklama olmadı, hiçbir değerlendirme yapılmadı.

Aynı durum Meral Akşener ile Temel Karamollaoğlu için de geçerli…

Selahattin Demirtaş ve HDP açısından bakıldığında ise bir açıklama beklemek bile abes. HDP, yukarda saydığımız bütün gelişmeler konusunda net bir şekilde Türkiye’nin yanında değil, ABD, İsrail ve Yunanistan’ın yanında…

Bu durumda olan bir Parti’nin Türkiye’nin yasal siyaset olanaklarını kullanmaya devam etmesi ve Cumhurbaşkanlığına aday göstermesi ise, Türkiye’nin önünde çözüm bekleyen bir güvenlik sorunu.

AKP’nin politikası

AKP’nin durumu ise diğerlerinden biraz farklı… AKP, bugün Türkiye Cumhuriyeti devletini yöneten Partidir…

Devlet yöneten Parti demek, devletin kendini dayatan mecburiyetlerinin gereğini yapmak zorunda kalmak demek…

Örneğin AKP diğer Partilerden farklı olarak; ABD’nin İran ile Nükleer anlaşmadan çekilme kararını eleştirdi. ABD ambargosuna katılmayacağını açıkladı.

Aynı şekilde Tayyip Erdoğan, İsrail’in Suriye’ye yönelik füze saldırısının barışı tehlikeye atacağını söyledi.

Ama AKP, ne Akdeniz’de Türkiye’yi hedef alan ABD-İsrail-Yunanistan tatbikatı konusunda, ne Akıncı’nın açıklamaları konusunda tek söz etmedi.

Bilindiği üzere Tayyip Erdoğan iktidarı, Suriye’ye yönelik ABD’nin füze saldırısını desteklemişti.

Tayyip Erdoğan son olarak Londra’da İngiltere’yi “stratejik ortak” ilan ederken, Beşar Esad’a yönelik düşmanca açıklamalarını ise sürdürmeye devam etti.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


sanalbasin.com üyesidir