Cılızoğlu yazdı: “Koyunu kurt kapsa sen sorumlusun!”

‘Kadıköy’de 5 Ağustos 2017 akşamı bir konserinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği için seyircisi tarafından şikâyet edilmiş…’

TANJU CILIZOĞLU / Gazeteci

Zuhal Olcay tiyatro sanatçısı. Şarkılar da söyleyen, konserler veren toplumun tanıdığı, değer verdiği bir sanatçı. Kadıköy’de 5 Ağustos 2017 akşamı bir konserinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği için seyircisi tarafından şikayet edilmiş. Savcı dava açmış ve 22 Mart 2018’de on ay hapis cezasına çarptırılmış, mahkeme suçu sabit görerek cezayı ertelemiş.

23 Mart günü gazetelerde haberi okudum. Herhalde haberi magazin muhabirleri yazdığı için aşk, meşk, evlenme, boşanma olmayınca fazla detaya lüzum görülmemiş ki gazete haberlerinde davaya konu olan hakaretin ne olduğunu öğrenemedim. Sadece bir gazetede bir kol hareketi ile hakaret edildiğine değinilip geçmiş.

BEN NE YAPTIM BU ÇOCUĞA?

Yıl 1952. Haydarpaşa Lisesi’nde ikinci sınıf öğrencisiyim. Edebiyat öğretmenimiz rahmetli Nahit Cemal Toker. Bütün öğrencilerin sevdiği, bütün derslerde biraz “Hababam” olan sınıf Nahit Hoca’nın dersinde alışılmamış bir ciddiyetle içinde. Nahit Cemal yazılılarda bu ciddiyete güvenle soruları verir ve gazetesini okur da tek bir kopya çekme teşebbüsü olmazdı.

İlk dersimize girdiği gün sınıfı yaptığı konuşma ile almış başka yerlere götürmüştü. Bugün bu konuşmadan altmış atı yıl sonra hatırladığım şu sözü ömrümün vitrininde taşıdım, geliyorum.

“Bir öğrencim bana tokat atsa önce ona kızmak yerine düşünürüm. Ben ne yaptım da bu çocuğu bana tokat atacak gazaba getirdim”

DEMİREL’E HAKARET EDEN KÖYLÜ

Yıl 1979. Süleyman Demirel başbakan.

Güniz Sokak’ta kendileriyle randevum var. Buluşma saatinden yirmi dakika önce geldim. Kendileri gelişimi salonun camından görmüş haber yollamış: “Tanju’yu alın içeri.”

Salona girdim. Demirel “Hoş geldin, geç otur” dedi ama yüzü karışık.

Bir fevkaladelik olduğunu hemen anladım. Bana “otur hele bir telefon bekliyorum. Hele o işi bitirelim rahat konuşuruz” dedi.

Bir on dakika sonra telefon çaldı:

“Sen misin Yaşar? Çözdün mü, çocuğu çıkarttın mı?”

“Sorsaydın bize, ne yapmışız ona, niye kızmış bize?”

Telefon kapandı. Demirel’in yüzündeki gerginlik bitmişti.

Olayı kendi ağzından dinledim.

Antalya’nın bir ilçesinde dört beş arkadaş lokantada biraz da yüksek sesle konuşurken günün Başbakanı Demirel’e hakaret etmiş. O mekânda bu konuşmayı duyan biri hemen şikayet etmiş. Hakaret eden suçüstü mahkemesine gitmiş ve hapse atılmış.

Olayı öğrenince kendi avukatı Yaşar Topçu’yu aramış:

“Aman hemen atla, durumu vaziyet et. Benim kimseden şikayetim yok. Adamı salıversinler.”

Yaşar Topçu derhal olayın olduğu ilçeye gitmiş. Başbakan Demirel’in vekâlet verdiği avukat olarak şikâyetçi olunmadığını söyleyerek adamı hapisten çıkarmış.

Demirel o gece bana şunları söyledi:

“Bu ülkeyi ben yönetiyorum. Nemrut Dağı’nda bir adamın koyununu kurt kapsa bana kızabilir. Bu işe biz bilerek talip olduk. Haklı haksız bize kızacak, biz de öfkesinin sebebini öğrenecek, gereğinizi yapacağız” dedi.

Şimdi bu tanık olduğum olayın bir de siyasi analizini yapmak istiyorum.

Olaya tanık olduğumda Demirel başbakan. Olayı çözmek için Adalet Bakanı’nı arayarak devreye sokmuyor. Valiye emir vermiyor. Kendi şahsi avukatını koşturarak adalete “Ben bu hakareti edenden şikâyetçi değilim aman yapmayın” diyor.

Zuhal Olcay olayını okuyunca Nahit Cemal ve Demirel rahmetlileri hatırladım. Bir kere daha nur içinde yatsınlar dedim. Ve nereden nerelere vardık…

ATATÜRK’E KÜFRETTİ

Bir hikâye de Mustafa Kemal Atatürk’ten. Atatürk’ün dava arkadaşı ve yanından ayırmadığı Kılıç Ali Bey hatıralarında ‘sigara’ olayını şöyle anlatır:

“Kanunlara göre, Cumhurbaşkanı’na hakaret edenler hakkında dava açabilmek için bu makamdan izin almak gerekiyordu. Bir köylüyü Atatürk’e küfrettiği için mahkemeye vereceklerdi, Atatürk’ün iznini istiyorlardı. Atatürk sordu:

“Ne yapmışım ben?”

“Gazete kâğıdına sardığı sigarayı yakarken kâğıt tutuşmuş, eli yanmış, “Alsın bunu, içsin bakalım’ demiş küfretmiş.”

Atatürk, bunları söyleyen bakana sordu:

“Sen hiç gazete kâğıdına sarılmış sigara içtin mi?”

“Hayır” cevabını alınca dedi ki:

‘KÖYLÜ HAKLIDIR’

“Ben Trablusgarp’ta içtim. Bilirim, pek berbat şeydir. Köylü haklıdır. Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin ediniz!” (Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, Derleyen: Hulûsi Turgut, 2. Baskı, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2005, s.601.)

Anlayana bu kısa hikâye, çok şeyi anlatıyor sanırım.

Atatürk’ün hoşgörüsü ve halk sevgisine ilişkin çok olay anlatılır. Gece kızdığı ve eleştirdiği birini, sabah arayarak affetmesi ve gece tekrar sofrasına davet etmesi, cebindeki paradan ihtiyacı olan ve sıkıntı çeken arkadaşlarına dağıtması, kendisini görmeye gelen köylü bir kadını günlerce Köşk’ünde ağırlaması; hatta ona giderken bir çift inek alması unutulmaz… Kimsesizlere sahip çıkması, onları okutup önemli şahsiyetler yapması da ayrı bir yazı konusudur. Boşuna Türk milleti onu sevmiyor. Bu vesileyle de büyük Atatürk’ü saygıyla anıyoruz…

AYDINLIK

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


sanalbasin.com üyesidir