Çocuğa ‘hayır’ demeyi öğretin!

Türkiye’de son 13 yılda eğitimin gericileştirilmesi, çocuk, kadın ve bilim düşmanı kindar ve dindar bir nesil yetiştirme süreçlerinde oluşan zihniyet ortamında her 5 kız çocuktan ve her 7 erkek çocuktan biri 18’inden önce tacize uğramaya başladı. Karaman’daki Ensar Vakfı ve KAİMDER’e bağlı yurtlarda 10 çocuğun cinsel istismara uğradığı haberleri kamuoyunun gündemine bomba gibi düşmüştü. Ancak sadece Karaman’la bitmiyor olay. Ondan sonra da çocuk istismarı vakaları gelmeye devam etti sonraki günlerde. Çocuğa yönelik cinsel istismar vakalarının yüzde 85’i aile içinden ya da tanıdık birinden.

Bu konuda Özlem Konur Usta’nın Aydınlık’ta yayınlanan Prof. Dr. Tolga Dağlı ile yaptığı söyleşiden anlıyoruz ki, üniversitelerde, bu alanda çalışan çocuk koruma birimleri kuruluyor.

Türkiye’de 10 üniversitede Çocuk Koruma Uygulama ve Araştırma Merkezi var. Bu merkezlerde, çocuklara yönelik istismarla ilgili çalışmalar yapılıyor. Marmara Üniversitesi’nde yer alan Çocuk Koruma Uygulama ve Araştırma Merkezi de bunlardan biri. Merkezin başında Prof. Dr. Tolga Dağlı var. Aslında o bir çocuk cerrahı. Anamolileri, bir yapboz gibi cerrahi müdahalelerle düzeltmeye alışan Dağlı’nın önüne 16 yıl önce kanama şikâyetiyle küçük bir kız çocuğu gelince hayatı değişmiş. Çocuğun istismara uğradığı ortaya çıkmış. Dağlı anlatıyor: “Biz çocuk cerrahları, bozuk bir şeyi yeniden yapmaya alışığız. Küçük kızın ameliyatını yaptık, çocuğu kurtardık diye çok gururlandık. Sanıyordum ki bir telefon numarası var, sosyal hizmet kurumu gibi bir yeri arayacağız, herkes koşturacak, çocuk oraya teslim edilecek ve her türlü bakımı, rehabilitasyonu yapılacak. Böylece sorun çözülecek. Ama öyle bir telefon numarası da benim düşlediğim bir sistem de yokmuş. O zaman sistemde bu eksikliği gördüm. Bu yola öyle çıktık.”

Prof. Dr. Tolga Dağlı ile çocuk istismarını, devlete ve aileye düşen görevleri konuştuk.

Marmara Üniversitesi

Çocuk Koruma Uygulama

ve Araştırma Merkezi’nin görevi ne?

Uzun yıllar boyunca çocuğa şiddet alanında bütüncül yaklaşım yapan bir yapılanma yoktu. Üniversiteler, bu alanda öncülük edebilir diye düşündük. Bu açığı kapatmak istedik. Şiddeti önlemeye yönelik çalışmaların yanı sıra araştırma ve uygulama da yapıyoruz. Çocuk koruma merkezi, Marmara Üniversitesi’nde 2009 yılında kuruldu. O zaman yalnızca Gazi Üniversitesi’nde vardı. Merkezlerin bütün üniversitelerde kurulmasını sağlamak gibi bir amacımız da var. Tıp fakültesi dolayısıyla hastanesi olan üniversitelerde merkeze bağlı çocuk koruma birimleri kuruyoruz. Mağdur ya da suça sürüklenmiş çocuklar bu birimlere başvurabiliyor. Gerçekleşmiş bir şiddet veya şüphesi olabilir. İstismar ya da ihmal olabilir. Bu vakaların korunması sağlanıyor. Birimlerde çocuğa şiddete bütüncül yaklaşan çekirdek ekip çalışıyor. Ekipte, çocuk psikiyatristleri, çocuk cerrahları, adli tıp uzmanları, pediatristler, kadın doğumcular, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları, hemşireler var. Ülke bazında düşünecek olursak bu alanda çalışan, uzmanlaşmış 80 kadar öğretim üyesi var.

Emniyetle de bir bağlantı var mı?

Hastanedeki çocuk koruma birimi çekirdek. Onun etrafında Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü, emniyet müdürlüğü, adalet sistemi, belediyeler yer alıyor. Bu kurumlarla, vaka düzeyinde ilişki kuruyoruz. Böylece çocuğun bunların hepsini tek tek dolaşmasının önüne geçmeye çalışıyoruz ve yardım alıyoruz. Diyelim ki, bir anne ya da bir öğretmen şüphe duyarak çocuğu getiriyor. Psikologlar çocuk ve ailesiyle görüşüyor. Hekimler de ayna arkasından görüşmeyi izliyorlar. Sonra gerekli ise bildirimlerini yapıyoruz. Şüpheyse tavsiyelerde bulunuyor, tanı ve tedavisini planlıyoruz. Sonra destek tedavisi ve rehabilitasyon geliyor. Bu aşamada ailenin yer değiştirmesi gerekebiliyor. Bunu sosyal hizmetler il müdürlüğüyle görüşerek sağlıyoruz.

Bir tecavüz vakasında ilk akla gelen suçludur. Herkes “suçluyu bulalım, cezasını verelim” der. Çocuk hep ihmal edilir. Peki o çocuk nereye gidecek? Mağdur çocuklar sistem içinde kayboluyor. Biz bütüncül yaklaşımla tanı, tedavi ve rehabilitasyonu sağlıyoruz. İlk ve en önemli işimiz önleme. Daha sonra tanı, tedavi ve rehabilitasyon geliyor. Rehabilitasyon aşamasında çocuğun ruhsal durumu, ekonomik durumu, çevresi, eğitimi gibi uzun vadeli ve çok yönlü bir çalışma yapılıyor. Bunların hepsini yapamayabiliyoruz. Ama en azından ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. Türkiye’de en çok yapılan ikinci aşama. Oysa bizim asıl önleme alanında çalışmamız gerek.

Önlemeyle ilgili

Devletin yükümlülüğü ne?

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi bu konuda devleti görevlendiriyor. Biz bu sözleşmeye imza attık. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kuruluş amacı da bu. Bakanlık bunu denetlemekle yükümlü. Dünya Sağlık Örgütü bunun için rehber hazırlamış. Bütün adımlar belli. Bunların uygulanması gerekiyor. Riskler belirlenecek ve bu riskler ortadan kaldırılacak.

MÜFREDATA GİRMELİ

Türkiye’de önlemeye yönelik yeterli çalışma var mı?

Herkes bir şeyler yapmaya çalışıyor ama yetmiyor. Önleme faaliyetleri içinde eğitim çok önemli. Üniversitelere diyoruz ki, çocukları, anne babaları, rehber öğretmenleri eğitin. Farkındalık ülke çapında arttı. Ama yapacak çok şey var. Okullarda çocuklara yaşlarına uygun olarak kendini koruma eğitimi verilmeli. Müfredata girmeli. “Böyle bir olay yaşandığında ne yaparsınız” diye sorduğunuz zaman çoğunluk polise giderim” diyor. Bazıları da “polis bunu anlamaz” diyor. Ne yapacağını bilememek gibi bir durum var. Bunun sonunda vaka kayboluyor.

Cinsel istismarı yok

sayma görmezden gelme ya da

normalleştirme gibi bir eğilim var mı?

Evet var. Bir kere korku var. Bildirmek istemiyorlar. Saklama ya da görmezden gelme var. Düzen bozulacak korkusu hakim. Sistem içinde daha fazla travma olur korkusu var. Bize gelen bir vakada kız çocuğu geceleri babasını yatırmaya gidiyordu. Çocuk, baba tarafından istismara uğramış. Annesi bunu bildiği halde söylemiyor. Çünkü adam hapse girecek, evin düzeni bozulacak.

İstismar bazen 20 yıl sonra ortaya çıkıyor. Cinsel istismar her yerde, gelişmiş, gelişmemiş her toplumda, her kesimde olabilir. Ama çocukların olduğu bütün kurumların denetlenmesi, kontrol edilmesi gerekiyor.

GÖRMEZDEN GELİNİYOR

Aile içinde yok sayma, normalleştirme dediğimiz olay, yönetim kademelerine kadar sirayet ediyor mu?

Orada da saklama, algılamama ya da görmezden gelme var. “Yok ya öyle bir şey olmamıştır” deniliyor. “Nasıl olur, yapmaz, çocuk uyduruyordur” diyorlar. Hayır, bizim önlemlerimizi almamız, denetimleri yapmamız gerek. Türkiye’de 80’li yılların yöneticilerine gittiğinizde, “Bizde hiç böyle şeyler olmaz” derlerdi. Ama öyle değil. Bir kere çocuğun uydurması söz konusu olamaz. Çocuk bilmediği bir şeyi uyduramaz. Zaten çocuk böyle bir şey yaşadığında bunu ifade etmesi de çok zordur.

ÖZEL BÖLGENE KİMSE DOKUNAMAZ

Çocuk bunu neden anlatamıyor?

Anlatan çocuk çok nadir. Kendilerine inanılmayacağını ya da başının belaya gireceğini düşünüyor. İstismarcının tehdidi var. Benim yüzümden olduğu diye suçluluk hissedebiliyor. “Benim yüzümden oldu” diye düşünüyor. Bazı çocuklar da aile düzeni bozulacak diye istismarcıyı korumaya çalışıyor. Ya da nasıl anlatacağını bilemiyor. Küçük çocukların yaptıkları resimler, bir şeylerin yanlış gittiğini ele veriyor. Bazı çocuklarsa istismarın yanlış bir şey olduğunun farkında değil. Çok sonra anlıyor.

Çocuğun itiraz

edememesinin nedenlerinden

biri de aldığı eğitim olabilir mi?

Kesinlikle. Onlara “Sizin başkalarıyla aranızda bir sınır var” denilmeli. Baba, amca, dayı hepsi “başkaları” kavramının içine giriyor. Çocuk kendine yakın hissettiği kişiyle, bu anne olabilir, duygularını paylaşabilmeli. Annenin de buna hazır olması gerek.

ÖPMEYİVERSİN

Bunu nasıl sağlayacağız?

Bu tamamen anne babanın yaklaşımıyla ilgili. Anne çocuğa olumlu yaklaşmalı, onunla sohbet etmeli, oyun oynamalı. Çocuk hata yaptığında “Hata yapabilirsin. Bunun sonuçlarına sen de biz de katlanmak durumunda kalabiliriz. Ama yaptığın hatayı birlikte konuşabiliriz, bunu paylaşabilirsin” denilmeli. Çocuk o zaman yaşadıklarını sizinle paylaşmaya hazır oluyor.

Ama siz eğer “Aman bunu duyarsa baban bizi öldürür” diyorsanız çocukta saklama eğilimi gelişiyor. Çocuk kendisine yakın bulduğu kişiden korkmamalı. Korktuğu zaman tehlike geldiğinde yardım isteyemiyor.

Çocuk neden rahatsız oluyor neden olmuyor bu bilinmeli. Geleneksel yapıda bir yere gidildiğinde “Amca da seni öpsün” deniyor. Ama çocuk hoşlanmıyorsa o zaman anne baba, “Tokalaşabilirsiniz” demeli. O zaman çocuk anlayacak ki, “Bu benim bedenim. Bana ait, başka kimse istemediğim şeyi yapamaz”.

İyi dokunma, kötü dokunmayı öğretmek gerek. Beğenmiyor ve rahatsız oluyorsa, kötü hissediyorsa bu kötü dokunma şeklidir. Bunu yaşadığı zaman “hayır” diyebileceğini bilmeli.

Çocuklar, mümkünse kendi kendine banyo yapmayı öğrenmeli. Banyoda eğer bir yetişkin varsa, temizlik sırasında özel bölgesine dokunmamalı. Çocuk da özel bölgelerine kimsenin dokunmaması gerektiğini bilmeli. Bebeklikten başlayarak çocuğa özgüven kazandırılmalı.

Son zamanlarda, imam hatipler, Kuran kursları, Ensar Vakfı yurtlarında bu tür çokça olay medyaya yansıdı. Biat kültürünün hâkim olduğu yerlerde istismar daha sık yaşanıyor olabilir mi?

Şurada daha fazla demek zor. Ama hangi kurum olursa olsun, “Dur”, “konuşma”, “ezberle” gibi bir yaklaşım özgüveni geliştirmez, “hayır” demeyi zorlaştırabilir. Önemli olan denetlemek, fark etmek ve üstüne gitmektir.

İSTİSMARA UĞRAYAN ÇOCUĞUN DURUMU ACİL

“Çocuk kendini suçlu zannediyor. Bizim desteğimizin yanında anne baba desteği gerekiyor. Anne baba, ‘Bu senin suçun değil. Senin hatan yok. Biz senin arkandayız, seni destekliyoruz’ diyecek. Devlet de doktor da aynı yaklaşımda olacak. O zaman çocuğu daha kolay toparlayabiliyoruz. İyi yetiştirilmiş, güçlü karakterdeki çocuklar, aile içinde bağlanmanın daha güçlü olduğu çocuklar daha kolay rehabilite oluyorlar.

Diyelim ki hekim olarak cinsel istismara uğrayan çocuğu muayene ettiniz ve takip edemediniz. Çocukta kısa zamanda ruhsal çöküş başlıyor. Bağırsak düğümlenmesiyle acil servise gelen hastanın durumu ne kadar acilse, istismara uğrayan çocuğun durumu da o kadar acil. O anda müdahale edilmeli. Çocuğun tedavisi, takibi ve rehabilitasyonu her aşamada son derece önemli.”

AİLE İÇİNDE ÖRTBAS EDİLİYOR

“Türkiye genelinde baktığımız zaman da çocuğa yönelik istismar vakalarında yükselme var gibi görünüyor. Ancak bana göre farkındalık artıyor. Cinsel istismar olgularının yüzde 31’i aile içinde oluyor. Yüzde 54 aile dışından ama çocuğun tanıdığı bir yakınından geliyor. İstismar vakalarının yüzde 85’i çocuğun bildiği, tanıdığı, aile ortamındaki kişilerden geliyor. Bunlar su yüzüne çıkmıyor. Bildirilmiyor bile. Çok nadir duyuyorsunuz. Yabancıdan gelen yüzde 15 oranında. Her 5 kız çocuğundan biri ve her 7 erkek çocuğundan biri 18 yaşına gelmeden cinsel tacize uğruyor.”

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir