ÇOCUKÇA sorular, Büyükçe CEVAPLAR

Can gelirdi cihana

Anlaşılsaydı mana.

Büyükler bahçıvana

Çocuklar güle benzer

Ahmet EFE

Başkentte mevsim sonu indirimleri nedeniyle mağazalar hareketli. Merak edip onlardan birine giriyoruz. Fiyatlara, bu arada uygun bir şeyler var mı diye ona bakıyoruz. Baktığımızla kalıyor, bir şey alamadan çıkıyoruz.

Bir baba, yanında iki çocuğuyla o da kendisi için bir şeyler bakıyor. Giysinin birini askıdan indirip deniyor. Beden uymuyor. Satış görevlisi ona “uygun bedenin bulunduğunu isterse depodan getirebileceğini” söylese de beklemiyor. Üzerindekini çıkartıp diğer sergilere yöneliyor. Bu sırada çocuklardan biri soruyor;

“Depo ne demek baba ?”

“Depo işte, depo yani…”

Çocuk yeterli bulmuyor bunu.

“Nasıl yani?” diye tekrarlıyor.

Babanın buna verebileceği cevabı yok.

Çocuk sorduğuyla kalıyor.

***

Elli yıl öncesine, çocukluğuma götürüyor bu “depo” sorusu beni. Köylerde “davar”- “nahır” nöbetleri olur. O gün sıranın biri bizim diğer ortağımız Hayriye Teyzelerdi. Yaşlı teyzemiz torunu Celali de yanına almıştı. Sabahleyin ne katıldıysa sürüye “koyun”, “keçi”, “sığır”, “eşek”, onları almış önümüze uzun sırta doğru yol alıyorduk. Köyden uzaklaşmadan adamın birisi önümüzü kesmişti. Sürünün içine girmiş bir şeylere bakıyordu. Keçisini kaybetmiş onu arıyormuş. Komşu Oyuklu köyündenmiş. Adı da Harun’muş. Hayriye Teyzemiz onu tanıyormuş.

“Başka sürüye karışmıştır belki, oralara da bak” demiş, adam da ayrılıp gitmişti. Bizim köyde Harun ismi yoktu. Çocukluk işte. Torun Celal’in aklına takılmış. Ninesine sormuştu;

“Nene bunun adı mı Harun, yoksa kendi mi Harun?” Nine de onu şunu demişti;

“Ula oğlum, hem adı Harun…

Hemi de kendisi Harun…!”

***

Burdur’a gidiyoruz şimdi de. Yirmi yıl öncesine. Ahmet Bey kıdemli ilköğretim müfettişi meslektaşımız ağabeyimiz. Şehrin az dışındaki Milli Eğitim lojmanlarında komşuyuz onunla. Otuz daireden oluşan konutlarda kalanların çoğu genç nüfus. Çocukları var okula giden henüz gitmeyen. Lojmanlar üç bloktan oluşuyor. Önü açık. Oyun oynamak, bisiklete binmek isteyen için ortam uygun. Havuz da düşünülmüş ama suyu yok. Kamelyalar konmuş dört bir tarafa. Onların üzerinde asma dalları. En dışta sınırı belirleyen gür çamlar. Arka orman, Antalya yolu. Önümüz Burdur Gölü. Manzaraya diyecek yok. Bir gurup çocuk havuzun başına toplanmış oyun oynuyorlar. Bırakmışlar oyunu tartışıyorlar aralarında. Ahmet Bey görevden yeni dönmüş, aracından inmiş evine geçiyor. Çocuklar onu görüyor birkaçı guruptan ayrılıp yanına geliyorlar. Başlıyorlar içlerinden birisini şikâyete. Belli ki bir büyük olarak ondan yardım bekliyorlar. Ahmet Bey takım elbiseli, kravatlı müfettişe ciddiyetiyle onları bir güzel dinliyor. Konuşmalarına fırsat tanıyor. O sırada ikinci kattaki evimin balkonundaydım. Konuşulanları duyabiliyorum. Keyifle ne diyecek, nasıl neticelenecek bu işin sonu merakla bekliyorum onu. Birini çağırıp da ikaz etmesini beklerken bir cevap veriyor ki kitap yazılır üzerine.

“Bana bakın çocuklar!

Bırakın şu çocukça işleri” .

O kadarını diyor. Elinde çantası evin merdivenlerine yöneliyor.

***

“Kitap yazılır” dedim ya bu cevap için, Zaman bulamadığımdan ona, bunu yazıyorum.

Peygamberimiz buyurdu ki;

“İlim bir hazinedir. Anahtarı da sualdir” Çocuk insana Allahın bir lütfü. O olmadan büyük olunamıyor. Soracak ki öğrensin. Sormak öğrenme isteğidir. Merak ister. Cesaret ister. Her çocuk onu yapamaz. Her zaman yapılmaz. Bir fırsattır. Altın değerindedir. Onu değerlendirmek, heba etmemek lazımdır. O yaşta cesareti kullanıp o anahtarı sana veriyorsa sen değerlendiremiyorsan noksanlık sendedir.

Ya bilemiyor, ya da umursamıyorsun.

Ya da önemsemiyorsun, soruyu da, soranı da. “Çocukça” görüyorsun bu gibi işleri.

***

Bu alıntımız da Nasrettin Hocamızdan olsun. Görülsün cevap nasıl verilirmiş soruya? Nasıl değer veriliyormuş çocuğa;

Oğlu merak edip Hocaya sormuş bir gün;

“Baba insanların her biri neden ayrı bir yöne doğru giderler bu dünyada?”

Hoca da cevap vermiş;

“Evladım! İnsanların hepsi aynı yöne gidecek olsalardı, dünyanın dengesi bozulurdu da ondan” Bir Hocanın cevabına bak, bir de şimdikilere, bizimkilere.

Cevabı ver, kim daha çağdaş?

Ankara, Mart 2018

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir