Diktatörlüğün kaynağı nedir?

Bu Saatten Sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan Diktatörlük Kurabilir mi?

ABD, Irak işgalini “demokrasi ve insan hakları götürme” büyük yalanıyla gerçekleştirdi. Afganistan’da da öyle; Suriye’de ise zalim Esad zulmü altında inim inleyen Suriyelilere hürriyet getirecekti.

Sonuç ne oldu?

Çağımızda hürriyetlerin de demokrasinin de biricik çerçevesi olan milli devletleri yıkılınca Irak ve Suriye halkının hürriyet ve demokrasi içinde yaşayacakları bir vatanları da kalmadı. Hele Suriyelilerin ilkemize gelerek mülteci durumuna düşenleri bunu daha canlı olarak yaşamaktadır; emperyalist işgalin vatansızlık olduğunu anlayarak. Demokrasinin, hürriyetlerin ve insan haklarının bugünkü dünyada en büyük düşmanının ve celladının emperyalizm olduğunu, bu bağlamda Amerika başta olmak üzere Batı’nın birinci veya ikinci derecede emperyalist ülkelerini, rekabetçi üretici ticaret kapitalizmi çağındaki ilerici ve demokrat olmalarına bakarak demokrasi ve hürriyetlerin hala cenneti sanma gafleti bizim gibi ülkeleri böylesine perişan etmektedir.

TÜRK MİLLETİ VE TÜRKİYE CAHİLİ GAFİLLER!

Önce Türkiye Cumhurbaşkanı’nı Noriega’laştırma sürecini başlattılar Rıza Sarrab ile. Sonra Afganistan, Irak ve Suriye deneyimlerini farklı bir metotla Türkiye’de denediler 15 Temmuz’da.

TÜRK MİLLETİ, NE KADAR NEFRET EDERSE ETSİN KENDİ

CUMHURBAŞKANINI YABANCI KUVVETLERİN NORİEGA’LAŞTIRMASINA İZİN VERMEZ; VERMEDİ

Ancak ne kadar Türkiye ve Türk milleti cahili olduklarını ortaya koymaktan başka bir şey yapmadılar. Türkiye’nin bir Panama, Türkiye halkının da bir Panama halkı olmadığını, kendi Cumhurbaşkanını ne kadar nefret ederse etsin asla Noriega’laştırılmasına izin vermeyeceğini anlayamadılar, kavrayamadılar.

Şimdi Türkiye, devlet-millet topyekûn birliği ile Amerikan güdümlü Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ’cü) darbe kalkışmasını bastırdı ya; Batı dünyası yasını tutuyor.

Eyvah ki, ne eyvah!

Türkiye demokrasiden uzaklaşıyormuş!

Türkiye, diktatörlüğe gidiyormuş!

Türkiye’de hürriyetler tehlike ve tehdit altındaymış!

EMPERYALİZMİN BİLİNEN İNSAN HAKLARI SOPASI VE DEMOKRASİ SAHTEKARLIĞI

Alman ve ABD hâkim sınıflarının ve devletlerinin tutumunu ve görüşlerini yansıtan yayın organlarından yayılan ah vahlar büyük hayal kırıklığının tezahürü olmaktadır. Batıdaki bütün yayın organları sanki tek bir yerden düğmeye basılmışçasına, dağıtılan ortak bir metinden kopyala yapıştır yapılmışçasına aynı içerikle çıkmaktadır. Daha önce ABD’nin “kara gücüm” dediği PKK’nin hendeklere gömülmesinden olağanüstü rahatsızdılar; şimdi de FETÖ’cü darbe kalkışmasının bastırılmasından ve üzerine gidilmesinden olağanüstü kaygılılar.

Vay efendim, cadı kazanı kaynatılıyormuş!

Kurunun yanında yaş da yanıyormuş!

İnsan hakları ayaklar altındaymış!

Hürriyetçi demokrasinin çanına ot tıkanıyormuş!

Emperyalizmin bilinen insan hakları gevezelikleri ve demokrasi sopası!

ALEMİ SERSEM HERKESİ SALAK YERİNE KOYMAK, EMPERYALİZMİN MAYASINDA VARDIR

Der Spiegel’da ülkemiz dikenli teller içinde gösteriliyor. Başlık ise “diktatör Erdoğan ve çaresiz Batı; bir zamanlar demokrasi vardı” şeklinde bir başlık koymuşlar. (Basın)

Fethullahçı darbe başarılı olsaydı demokrasi ve hürriyet gelecekti. Darbe kalkışması ezilince özgürlükçü demokrasi ve hürriyetler gitti.

Amerikancı/ Fethullahçı darbe, Türkiye’ye özgürlükçü demokrasi ve hürriyet getirecekti şeklinde de anlayabilirsiniz.

DÜN ERGENEKON’DA DARBECİLER

TEMİZLENSİN YAYGARASI YAPANLAR, ŞİMDİ AMERİKANCI

FETÖ’CÜ DARBE KALKIŞMASININ BASTIRILMASINA TAVIR ALIYORLAR

Âlemi sersem herkesi salak yerine koymak emperyalistlerin mayasında vardır.

Bu tayfa, Ergenekon sürecinde yılanlar ve çıyanlar ülkenin vicdanı milli kahramanları, Kemalist askerleri, devrimcileri ve vatanseverleri darbeci diye Silivri toplama kampına atarken “darbeciler temizlensin” yaygarası koparıyorlardı. Şimdi ise onlara göre, Anayasal düzeni ve kurulu düzeni, mevcut rejimi tağyir, tebdil ve ilgaya kalkışmış, seçilmiş hükümeti devirmeye girişmiş Fethullahçı darbecilerin bastırılması ve temizlenmesi diktatörlük tehlikesine yol açıyor. Dün Ergenekon sürecinde darbeciler temizlensin diye yırtınanlar şimdi darbecilerin temizlenmesine karşı çıkıyorlar.

Bu ne ikiyüzlülüktür eşi benzeri görülmedik?

Ülke içindeki gafiller ise bir başka âlem!

24 TEMMUZ TAARRUZUNA “SARAY SAVAŞI” DİYENLER 15 TEMMUZ

AMERİKAN GÜDÜMLÜ FETÖ’CÜ DARBE KALKIŞMASINA “TAYYİP TİYATROSU” DEDİLER

Önce “Tayyip tiyatrosu” dediler. 24 Temmuz vatan savaşına da “saray savaşı” demişlerdi. Bu cins politikacının mantığına göre, olayın kimin değirmenine su taşıdığı, olgunun kimin ekmeğine yağ sürdüğü önemlidir ve açıklayıcıdır. Bir olay ya da olgu, esas olarak Türkiye ve Türk Milleti’nin lehinde olmasının hiç önemi yoktur onlar için. Aynı zamanda Tayyip’in işine yarıyorsa o olay ve olgu tu kakadır. Buradaki at gözlüğü Atlantik sisteminin gözlüğüdür. Saf tutarken zaten gözler hep Atlantik’ten gelen işaretlere bakar durur. Onların aldığı tutuma göre pozisyon belirlerler.

YA BİR YERLERE GEBE YA DA SİYASET BİLİMİ CAHİLİ!

Ancak hala net tavır alamasalar da kamuoyu baskısının dağlar gibi ağırlığı altında millet-devlet birliğine uymak zorunda kaldılar. Net bir diktatörlük girişimi olan Amerikan güdümlü FETÖ darbesinin arkasında “varsa dış desteği” kınıyor. Televizyona çıkıyor. Taksim konuşmasında ve sözde “deklarasyonu”nda niçin FETÖ’den bahsedilmediği sorusunu, “Fethullah’ın yaptığı kesin değil ki” diye cevaplıyor. Ya gebe bir yerlere ya da siyaset bilimi cahili…

DİKTATÖRLÜĞÜN TUNÇ YASASI

Emperyalizm çağında ve günümüz şartlarında, hele hele Türkiye’de diktatörlüğün tek kaynağı ABD’dir. Amerikan desteği olmadan Türkiye’de dikta ne kurulur ne de yaşama şansı vardır. Ordu, ABD’ye yaslanırsa darbe yapar; 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinde oluğu gibi. Ordu, milletle birleşirse (biz buna devlet-millet topyekûn birliği diyoruz) devrim yapar, 1908 Hürriyet Devrimi, 1919-1922 Milli Devrimi (İstiklal Savaşı) gibi. Bugün uluslararası düzeyde olduğu gibi Türkiye’de de ABD gerileyen, çöken, deyim yerindeyse on parmağının altında on pireyi muhafaza etmeye çalışan bir konumda naçar durumdadır. Buna rağmen Türkiye’de diktatörlük ABD ile birlikte kurulabilir. ABD’ye teslim olmadan Türkiye’de diktatörlük kurulamaz ve kurulsa bile yaşayamaz. Mevcut şartlarda ise ABD Tayyip Erdoğan’ı aforoz etmiş, üzerine kırmızıçizgi çekmiş, 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimiyle de devirmeye kalkışmıştır. Erdoğan, hangi kuvvete dayanarak diktatörlük kuracak? 24 Temmuz’dan bu yana ABD’ye karşı konuşlanmış durumda. En önemlisi Amerikan güdümlü Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ’cü) darbe kalkışmasını bastırıyor ve Amerikan emperyalizminin Türkiye’deki operasyonal kuvvetini altediyor. Artık 1954 yılından bu yana ABD’nin Türkiye’de devletin içine yerleştirdiği silahlı kuvveti ortadan kaldırılmıştır. Bilindiği gibi bu kuvvet dönemine göre Kontrgerilla, Özel Kuvvetler, Gladyo, F Tipi Gladyo, en sonunda da FETÖ adlarıyla değerlendirilmişti.

Şimdi burada bir parantez açalım ve soralım: Diktatörlük tehdidi nereden ve kimden geliyordu?

Diktatörlük tehdidi Erdoğan’dan gelmiyordu, kimilerinin sandığı gibi. Dikta heveslisi Fethullah’tan geliyordu; adını da Türkiye kamuoyu koymuştu zaten gören gözler ve analiz eden kafalar için: Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)… Batı destekli, Amerikan “kara kuvveti” bölücü terör örgütü PKK’den daha tehlikeli bir tehdit oluşturduğunu, 15 Temmuz’da kanlı bir kalkışmayla bunu da kanıtladı.

TİPİK EMPERYALİST PROPAGANDASI:

DARBE VE İŞGAL ÖNCESİ DİKTATÖRLÜK TEHDİDİ VURGUSU!

Tıpkı ABD’nin Irak, Libya ve Suriye işgal ve saldırılarının arifesinde “diktatör Saddam”, “Diktatör Kaddafi”, “Diktatör Esad” propagandalarını andıran bir kampanya FETÖ darbe girişiminin öncesi dönemde yürütülmüştü. Yürütücüleri de Batı merkezlerinden ve F Tipi çevrelerden tutun da CHP, neoliberal ve PKK çevrelerine kadar uzanan genişçe bir yelpazede yayılmaktadır. Amaç tıpkı diğerlerinde olduğu gibi Amerikancı/ FETÖ’cü darbe girişimini perdelemekmiş. Bu çevrelerdeki iyi niyetli unsurların niyetleri ne olursa olsun yaptıkları iş kanlı Amerikancı Fethullahçı darbenin değirmenine su taşımak olmuştur. Bu çevrelerde hala uyanmayanlar var.

GERÇEK DİKKATÖRLÜK GETİRMEYE

HAZIRLIK OLAN FETÖ’CÜ DARBEYİ CANINI ORTAYA

KOYANDAN NE DİKTATÖR OLUR NE DE DİKTATÖRLÜK GETİREBİLİR

Vatanseverlik kimin tekelindedir? Kılıçdaroğlu’nun mu? Bahçeli’nin mi? Demirtaş’ı saymıyorum bile; O Amerikan’ın “kara gücüm” diyerek hendeklere gömülmesine karşı canhıraş karşı çıktığı Batı destekli bölücü terör örgütü PKK’nin kravatlı siyasi temsilcisi durumunda. Vatansever değil, vatan bölücüsü pozisyonunda. 24 Temmuz’dan bu yana Amerikan kara gücü Batı destekli bölücü terör örgütü PKK’yi hendeklere gömen, Amerikan güdümlü kanlı FETÖ’cü darbe girişimini devlet-millet topyekûn birliği ile alteden, Amerikan’ın ve Batı’nın Noriega’laştırmaya çalıştığı ve diş bilediği ama diş geçiremediği Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan neden vatansever olmasın? Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz denilmiştir. Hiç kimse lafta vatansever olamıyor maalesef. Gerçek diktatörlüğü getirmeye hazırlık olan darbeyi canını ortaya koyarak bastırandan ne diktatör olur, ne de diktatörlük getirebilir.

TÜRKİYE’YE TEHDİT GÜNEYDEN, ABD-İSRAİL (KÜRT) KORİDORUNDAN GELİYOR

Kimilerinin tehdit algılaması, Batı kaynaklı oluyor. Tehdit algılamasını Batı’ya bakarak yapıyor. Oysa Türkiye’ye tehdit güneyden gelmektedir. Bu tehdidin kaynağı, kuzey Suriye’de kurulmaya çalışılan Kürt (ABD-İsrail) koridorudur. Türkiye, Rusya ile iyi ilişkiler kurmaya çabaladığı, büyük Atatürk’ün bölge merkezli dış politikasına döndüğü, bölge ülkeleriyle iyi komşuluk ilişkileri geliştirmeye çalıştığı,  kısacası bu koridoru engelleme çabasına ve mevzisine girdiği için darbe tezgâhıyla karşı karşıya kaldı.

Güneyde Amerikan-İsrail/ Kürt koridoru projesiyle cephe cepheye gelen, bölge merkezli Kemalist dış politika uygulayan, bölgesel güçlerle birlik sürecine giren, boğulduğu ve sömürüldüğü Atlantik’ten Avrasya’ya geçmek için yeniden uyanan güçlerden diktatör olmaz; diktatörlük tehlikesi gelmez. Gelemez, çünkü diktatörlük bugün Türkiye’nin yakıcı ihtiyacı, olmazsa olmazı, mecburiyeti, bir başka şekilde söylersek nesnel zorunluluğu olan devlet-millet birliğini böler. Başka türlü koridora direnemezsiniz. Başka türlü Amerikan emperyalizmine direnemezsiniz. Milli mücadele milletin en geniş kuvvetlerini birleştirerek zafere ulaştırılabilir. Tarih bunun kanıtlarıyla doludur. Türkiye’den Çin’e, Vietnam’a, Kamboçya’dan Laos’tan Sovyetler’e kadar 20’ci yüzyılın bağımsızlık savaşları, vatan savaşları bunun kanıtlarının bir manzumesidir. Gündeminde vatanın bağımsızlığı meselesi bulunmayanlar, tamamen iç politika meselelerine gömülüp kalmış olanlar için bunların önemi yoktur hiç kuşkusuz. Onların bütün meselesi, gelişen bir olayın Tayyib’e yarayıp yaramadığıdır. Bu nedenle 24 Temmuz taarruzu vatan savaşı değil saray savaşıdır. Bu nedenle Amerikancı FETÖ’cü kanlı darbe kalkışması tiyatrodur.

Bugün Amerikan emperyalizmi Türkiye’ye Suriye kuzeyinden Kürt koridoru üzerinden dış tehdit yöneltmektedir; içeride ise PKK, IŞİD, THKP-C gibi terör örgütleri üzerinden iç tehdit yöneltmektedir. Ülkemiz böylesi içeriden ve dışarıdan çifte tehdit altındayken, milletin topyekûn birliğini dağıtacak, Türkiye’nin direncini kıracak, dış cepheden gelen koridor tehdidine karşı iç cepheyi bölüp parçalayacak tutum, tavır ve faaliyetler gaflet, dalalet değilse tarih tarafından milli hıyanet kavramı içinde değerlendirilir.

İÇ CEPHEYİ BÖLEN FAALİYETLERDEN KAÇINMAK BUGÜN VATANSEVERLİĞİN ÖLÇÜTÜDÜR

Bugün pozisyonunu büyük oranda güçlendiren AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan cephesinin elde ettiği bu kuvvet mevzisini geleneksel ordu düşmanlığı yönünde kullanması, Türk ordusunu parçalamaya yönelik projeler ileri sürmesi, kışlalar ve nizamiyeler önüne belediye araçları konuşlandırılması ve böylece ordunun itibarsızlaştırılması faaliyetlerine göz yumması, zaman zaman hukuk dışına çıkan uygulamalar göstermesi, Topçu Kışlası hayalleri kurması, yeni Anayasa düşlerine yatması, meydanlarda toplu namazlar kılınarak laiklik karşıtı kinlerin okşanması iç cepheyi bölen, ABD emperyalizminin ekmeğine yağ süren faaliyetlerdir. Kendi bacağına kurşun sıkmaktan farksız tutumlardır.

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir