Eğitim Çalıştayı, siyasi bir faaliyet değil bir düşünce üretim faaliyetidir

Türkiye düşünce kuruluşlarından (derin önderliğinde) Belediye Başkanlığı’nın düzenlediği, hem ev sahipliğini hem de organizasyonunu Belediye Başkanlığı’nın yaptığı, yurt dışı ve içi birçok akademisyenin katıldığı, Türk eğitim sisteminin geleceğine ışık tutacak düşüncelerin üretildiği Burdur Eğitim Çalıştayı, hafta sonu Grand Özeren Otel’de yapıldı. Pazar günkü finaline CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da katıldı. Konu hakkında KıvılcımHaber’e konuşan Başkan Ercengiz, çalıştayın perde gerisini açıkladı.

Türkiye düşünce kuruluşlarından (derin önderliğinde) Belediye Başkanlığı’nın düzenlediği, hem ev sahipliğini hem de organizasyonunu Belediye Başkanlığı’nın yaptığı, yurt dışı ve içi birçok akademisyenin katıldığı, Türk eğitim sisteminin geleceğine ışık tutacak düşüncelerin üretildiği Burdur Eğitim Çalıştayı, hafta sonu Grand Özeren Otel’de yapıldı. Pazar günkü finaline CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da katıldı. Konu hakkında KıvılcımHaber’e konuşan Başkan Ercengiz, öncelikle son zamanlarda artan terör olaylarını ve Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na Artvin/ Ardanuç’ta yapılan suikast girişimini lanetle kınayarak başladığı konuşmasında çalıştayın perde gerisini açıkladı.

Türkiye’deki eğitim sisteminin 30 kadar akademisyenle birlikte nasıl olması gerektiğine dair 3 gün boyunca gece yarılarına kadar tartışmalar sonucu oluşan düşüncelerin bir sonuç bildirisi halinde Parti Meclisi’ne sunuldu. Akademisyenlerden oluşan bir düşünce kuruluşu olan Siyasal, Sosyal ve Ekonomik Değerler Derneği (Sesa-Der) öncülüğünde gerçekleştirilen bir düşünce faaliyetidir.


Burdur belediyesi Eğitim Çalıştayı paylaşan: fozcan

KATILIMCILARIN DİLİYLE EĞİTİM ÇALIŞTAYININ MAHİYETİ

CHP’nin Eğitim Çalıştayı

TURAN ESER/ 30.08.2016

 

CHP, 26-28 Ağustos tarihleri arasında Burdur’da, sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı bir “Eğitim Çalıştayı” düzenledi. Burdur Belediyesi Başkanı sayın Ali Orkun Ercengiz’in ev sahipliği ve SESADER Başkanı Prof. Dr. Özkan Yıldız ve SESADER Genel Sekreteri sayın Devrim Barış Çelik’in organizasyonu ve koordinatörlüğünü üstlendiği “CHP Eğitim Çalıştayına”, “Bilimsel ve laik eğitim, laikliğin eğitimdeki önemi ve eğitimin dinselleştirilmesi ile yaratılan tahribatlar” konusunda katkı sunmak için davetli olarak katıldım.

Üç gün süren “Eğitim Çalıştayı’na” yirmi yedi eğitim uzmanı, araştırmacı, yazar, akademisyen ve eğitim sendikaları temsilcileri ve sekiz CHP yöneticisi katıldı.

AKP iktidarının 2002-2016 arasında en çok tahribat yarattığı alanların başında eğitim gelmektedir. Eğitimde eleştirel düşüncenin, aklın sorgulama hakkına barikat kurulduğu, laik ve bilimsel eğitimin dışlanıp, yerine dindar ve kindar nesil yetiştirmek amacıyla, eğitim dinselleştirilmesi, gericiliğin egemen kılındığı bu süreçte, CHP ve SESADER işbirliği ile düzenlenen çalıştayın gerçekleşmesi önemliydi.

“Nasıl bir eğitim” konusunda farklı düşüncelerin, eğitimlerin ve görüşlerin buluştuğu eğitim çalıştayında “ortaklaşan” fikirler, üç temel soruya cevaplar içere sunumlar haline getirilip, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP MYK ve PM heyetine aktarıldı.

Çalıştayın cevap aradığı üç temel soru şöyleydi;

  • Türkiye’nin eğitim felsefesi nasıl olmalıdır?
  • Türkiye’de eğitimin temel sorunları ve çözüm önerileri nelerdir?
  • Türkiye’nin eğitim modeli nasıl olmalıdır?

Bu üç başlık altında gerçekleşen “ortak” sunumların dışında, Çalıştaya davet edilen kişi ve kurum kişi temsilcileri farklı düşünce ve önerilerini Sayın Kılıçdaroğlu ve heyetine kişisel sunumlarını yaparak anlattı.

Bu üç başlıkta ortaya çıkan bazı görüş ve önerileri ve çalıştayda dile getirdiğim kişisel yorumlarımı ve görüşlerimle harmanlayarak buradan sizlere aktarayım:

Bildiğimiz gibi her eğitim sistemini felsefi bir yaklaşım belirler. Bu nedenle eğitim felsefesinin temel sorusu, “nasıl bir insan ve nasıl bir eğitim”dir. Mevcut felsefi yaklaşım bireyi yurttaşlıktan uzaklaştırıp, kul haline getiren “dindar ve kindar nesil” istiyor. Yeni eğitim felsefesinin merkezinde ise “sosyal ve özgür nesiller” yetiştirmek yoktur. Oysa sosyal ve özgür nesiller, merkezi, hiyerarşik ve tek yönlü dayatmalara biat etmeyen, tek tipleştirme kalıplarına sığmayan, özgür, bağımsız düşünebilen, laik yaşam ve laik düzenden yana ve üreten nesillerdir.

Okullar ve öğrenciler işte eğitimin felsefesi ile hayata bağlanır. Eğitim dünyada birey ve toplum yaşamında önemli bir rol oynar. Bireylerin yoksullukla mücadelesinde, yaşam koşullarının düzeltilmesinde ve karar alma sürecine katılmasında eğitim belirleyici ve etkilidir. Dolaysıyla okullar ve eğitim sistemi demokratikleştirilmelidir. Aşağıdan yukarıya katılımcılık, söz, yetki ve karar haklarıyla bu demokratikleştirme gerçekleşmelidir.

AKP, 2004 yılında ilk müfredat değişikliğini yaparken, Cumhuriyet tarihi boyunca gerçekleşen tüm sistemi “Davranışçı” diye kodlamış ve eleştirmiştir. Bunu değiştirmek iddiasıyla yola çıkan iktidar ile sorunlu olan eğitimi bilimsellikten daha da uzaklaştırmaya başlamış, ilkokuldan üniversiteye kadar bütün eğitim kurumlarında dışlayıcı, ötekileştirici, mezhepçi, ırkçı, cinsiyetçi, ayrımcı bir dil ve uygulama egemen kılmıştır. Eğitimin dinselleştirilmesiyle, laik ve bilimsel eğitimi engellemiştir.

Tahribat sadece eğitimin içeriğinde değil, AKP iktidarında eğitim iş kolunun yönetim kadrolarında liyakata bakılmadan ideolojik kadrolaşmaya gidilmiştir.

Yerel birimler güçlendirileceğine, MEB daha güçlü bir merkezi yapı haline getirilmiştir.

Bağımsız ve özgür birey yetiştireceğini söyleyen iktidar, 2004’de “Konstrüktivist” (Yapılandırmacı veya İnşacı) yaklaşım ve felsefeyi hakim kılmaya çalışmıştır.

AKP’ye göre “Öğretmen merkezli eğitim” yerine “öğrenci merkezli eğitim” yer alacaktı. Sözde eleştirel, sorgulayıcı, yaratıcı bir öğrenci yetiştirileceğini iddia ederken, sonuçta tam tersi uygulamalara neden olmuştur. Özgür, özerk ve bağımsız düşünemeyen, kompozisyon yazmakta zorluk çeken, anadilini konuşmakta zorlanan ve bir yabancı dili öğrenemeyen, fen ve matematik testlerinde çok düşük notlar alan, sınavlarda “sıfır” çeken milyonlarca öğrencimiz ortaya çıkmıştır.

Bu uygulamaların sonucu olarak ortaya şöyle bir manzara çıkmıştır. Bu tabloyu ise yarınki yazıma bırakıyorum.

***

Dün kaldığımız yerden devam edelim. CHP Eğitim çalıştayında aktardığım kişisel görüşlerimi ve diğer katılımcı arkadaşlarımızın düşüncelerini kapsayan değerlendirmeleri aktarayım.

Savaşın Değil, Toplumsal Barışın Eğitimi

AKP’nin savunduğu eğitim felsefesi ve uygulamalarına bakıldığında, önceki iktidarlar gibi kendi ideolojisine uygun nesiller yetiştirecek politikalar inşa etmiştir. AKP’nin benimsediği eğitim felsefesi, Türkiye’nin toplumsal çeşitliliğini, sosyolojik gerçekliğini, bilgi toplumu olgusunu bir kenara bırakmış ve toplumsal barışı bozmuştur.

Dolaysıyla bugün Türkiye’de ve komşu ülkelerde halkları şiddet ve savaş ortamına sokan iç ve dış politikadaki mezhepçi politikalarının, eğitim politikasının parçası haline getirildiği sır değildir. AKP’nin “dindar ve kindar nesil” ve cihadist yetiştiren “Eğit-Donat Projesini” kapsayan eğitim felsefesi, yaşadığımız ülkedeki toplumsal çeşitliliğimizi kutuplaştıran, çatıştıran, ayrımcı ve asimilasyoncu özelliği ile toplumsal barışın inşasına katkı sunmaktan uzak olduğu gibi derinleştirmektedir. Barışın, demokrasinin ve laikliğin kazanılması için eğitimin rolü ve önemi yadsınamayacak güçtedir.

Bu nedenle AKP iktidarı siyasal İslamcı hegemonyasını kurmak için benimsediği eğitim felsefesi gereği devletin ideolojik-teolojik aygıtlarını ve eğitim sistemini mezhepleştirmeyi hedeflemiştir. Barışın, demokrasinin ve laikliğine önüne kurulan bu barikat ancak, laik yaşam, laik düzen ve laik eğitimi savunarak aşılır.

Bil(i)me Hakkı Yerine, İnanma Zorunluluğu

Eğitim sistemine mezhepçi piyasacı, cinsiyetçi, tekçi, ayrımcı ve gerici bir eğitim felsefesi egemen olmuştur.

AKP’nin yurttaş haklarını dışlayan bu eğitim modeli ile dindar nesilleri yetiştirmek benimsenmiştir. Medeni, siyasi, demokratik, sosyal, kültürel hakları hukukun evrensel ilkeleriyle güvence altına alınması gereken yurttaşlık hakkı yerine, din çimentosu ile kullaştırılmış dindar nesil yaratılmak istenmiştir.

Bu temel yaklaşım sonucu, eğitim materyalleri ve uygulanan süreçler, öğrencileri hayata hazırlamaktan, bilmeye, sorgulamaya ve laik eğitime uzak kalmıştır. Bil(i)me hakkı yerine, inanma zorunluluğu dayatılmıştır.

Türkiye’de uygulanan eğitim sistemi sadece bölgeler ve sınıflar arası eşitsizlikleri değil, aynı zamanda toplumsal çeşitliğimiz arasındaki etnik, dini, cinsiyet vb farklılıkları da derinleştirmektedir.

Laik eğitimden yana olanların “Eğitimin ve eğitim kurumlarının dinselleştirilmesine” yönelik eleştirilerini, “din karşıtlığı” propagandası olarak kullanan AKP, gerçekleri çarpıtmaktadır. Laik, demokratik ve bilimsel eğitim, dine ya da bireylerin dinlerini öğrenmesine karşı değildir. Din derslerinin tüm dinleri kapsayacak şekilde, “dinler tarihi ve kültürü” isteğe bağlı ders olarak verilmesine karşı değildir. Dini zorla ya da seçmeli değil, isteğe bağlı olarak ve ancak soyut düşünme yeteneği kazanmış 12 yaş üstü öğrencilerin, ailelerinin isteğine bağlı olarak verilmesinin temel çocuk hakları, din, vicdan ve inanç özgürlüğünün evrensel ilkelerin çerçevesinde verilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Karşı olunan şey, AKP ve cemaatler eliyle eğitimin ve eğitim kurumlarının tümüyle dinselleştirilmesine yönelik mezhepçi ve gerici eğitime karşıdır. Karşı olunan şey; bil(i)me ve sorgulama hakkına karşı, mezhep odaklı dine zorunlu inanmanın eğitim yoluyla dayatılmasıdır.

Bil(i)me, laikliğe ve sorgulamaya dayalı olmayan, dogmatik ve irrasyonel eğitim politikaları uygulanarak, aslında eğitimin dinselleştirilmesi, yeni kuşakları, özgür ve sosyal insan olma hakkından, çağın değerlerinden ve Türkiye’yi uygar dünya hedefinden uzaklaştırdığı gerçeğini ortaya koymaktır.

Cep ve Cemaat Kıskancındaki Eğitim

Akıldan firar edip, vahiye ve dogmalara ikamet eden AKP eğitimi, aynı zamanda piyasanın insafsızlığına ve yandaş cemaatlerin denetimine terk edilmiştir. Üretime değil, tüketime dayalı bir paralı eğitim felsefesi hakim kılınmaktadır.

Cep ve cemaat kıskancındaki eğitim sisteminde yaşanan tahribatın sonucu, Türkiye’nin OECD, PISA ve MEB’in araştırma verilerine göre özellikle fen bilimlerinde ve matematikte başarısı ciddi oranda düşmüştür. Din derslerinden “beş” çeken Türkiye, fen bilimlerinde ve matematikte “sıfır” çekmektedir.

Sermayenin cebine, neo liberalizmin ideolojisine teslim olmuş iktidarlar, Türkiye’nin eğitim politikasını uluslararası ideolojik müdahalelerine açık hale getirmiştir. 1950’li yıllarda ABD’nin müdahalesi ile Köy Enstitülerinin kapatıp, siyasetin ve eğitimin dinselleştirilmesini hedefleyen ortak “Eğitim Komisyonları” hafızamızdadır. Daha sonra “yeşil kuşak projesi” ile “sola ve laikliğe karşı din adamı yetiştirmek” için eğitimde “dinsel eğitim reformları” sürecindeki küresel müdahale, bugün neo liberalizmin “Ilımlı İslam” için ülkemizde “dindar nesil eğitimini” bir ölçüde neo liberalizmin taleplerine uygunluğu için de benimsenmiştir.

Dolaysıyla Türkiye’de uygulanan eğitim sistemi sadece bölgeler ve sınıflar arası eşitsizlikleri değil, aynı zamanda toplumsal çeşitliğimiz arasındaki etnik, dini, cinsiyet vb farklılıkları da derinleştirmektedir.

Yarın kaldığımızdan yerden devam etmeye devam edeceğiz.

***

CHP Eğitim Çalıştayı üzerine son iki yazımda, AKP’nin eğitim felsefesini, eğitim sistemindeki uygulamalarını ve yaşanan tahribatları özetlemiştim. Bugün CHP’nin bu tahribatlar karşısında nasıl bir eğitim politikası savunmasına dair, CHP Eğitim Çalıştayında dile gelen ve gelmeyen konuları ele alacağım.

CHP öncelikle, AKP’nin gerici, mezhepçi, ayrımcı, tekçi, cinsiyetçi ve piyasacı eğitim sistemine karşı, eğitim sisteminde köklü değişim talebiyle güçlü bir siyasi iradeye sahip olmalıdır. Sandık odaklı eğitim politikası ile bilimsel ve laik eğitim politikası arasında tercih yapmalıdır. “Sandığı kazanmak için” eğitim ve siyasetin dinselleştirilmesine izin mi verecek, yoksa laik, demokratik ve bilimsel eğitim politikasıyla sandığı da kazanmanın mümkün olduğuna inanacak mı?

CHP, sandık siyaseti ya da “Türkiye özgü koşullar” gibi ne anlama geldiği belli olmayan, üretilmiş yapay kutsal algılara ve AKP’nin yarattığı hakim paradigmaya ve dinci atmosfere teslim olmamalıdır. Sandığa ve statükoya odaklı eğitim politikası ile eğitim felsefesinin evrensel değerleriyle uyumlu laik ve bilimsel eğitime yakınlaşmanın mümkün değildir.

1947’den itibaren sandık odaklı eğitim politikaların bir sonucu olarak, siyasetin ve eğitimin dinselleştirilmesine tanık olduk. Bu politikalar ise sağcılığın ve dinci gericiliğinin toplumsallaşmasına zemin sağladı.

Eğitim ve siyasetin demokratikleştirilmesi ve laikleştirilmesi için, CHP, eğitim sisteminde köklü değişim talebini meclis içi ve dışında gündeme taşıyabilir. Eğitim politikasını ve eğitim felsefesini demokratik, laik, çoğulcu, katılımcı, eşitlikçi, parasız ve bilimsel temelde inşa edilmesini cesaretle savunabilir. “Türkiye yüzde 99’u Müslüman ve dindar bir ülke” gibi üretilmiş sahte algılara teslim olmuş, gerici vitese takılmış siyaset ile aydınlık ve laik yaşam ve laik düzene yolculuk yapılamaz.

CHP, siyasetin merkezine “laik düzen”, “laik yaşam” ve “laik eğitim” ile “sosyal ve özgür nesiller” yetiştirmeyi koymalı ve toplumsallaştırmalıdır.

Din ve etnik milliyetçilik temelinde dindar ve kindar nesiller yetiştirmek isteyen, tektipleştirici eğitim politikaları karşısında, aklın, bireyin, toplumun ve eğitim özgürleşmesini hedefleyen, sosyal ve özgür nesillerin yetiştirilmesi savunulmalıdır.

Bugüne kadar süregelen merkezi, hiyerarşik ve tek yönlü dayatmalara biat etmeyen, tek tipleştirme kalıplarına sığmayan, özgür, bağımsız düşünebilen ve üreten nesiller için eğitimde köklü değişim iradesini ortaya koymalıdır.

Doğuştan kazanılmış bir hak olan eğitim parasız olmalıdır.

Bugün yaşamış olduğumuz güncel sorunlar, eğitimde cemaatleşmenin sonucudur. Dolaysıyla eğitim bütün cemaatlerden arındırılmalıdır.

Eğitimde demokratikleşmeyi, katılımcılığı ve çoğulculuğu engelleyen, merkezi, tekçi ve monolog eğitim yaklaşımına karşı, eğitim ve okulların katılımcılık temelinde demokratikleştirilmesi daha güçlü vurgulanmalıdır. Eğitim alanının bileşenleri, öğretmenler, öğrenciler ve veliler sacayağı üzerine kurulacak diyalog benimsenmelidir.

Eğitimin demokratikleştirilmesini savunmak aynı zamanda, MEB’in aşırı yükünün ve merkezi karar alma yetkilerinin yerel örgütlere, okul meclislerine ve diğer eğitim örgütlerine dağıtılmasını da içermelidir.

Unutulmamalı ki, salt para toplama toplantısının unsuru haline getirilmiş, “okul aile birlikleri” demokratikleşme ve katılımcılık değil, velilerin ceplerinin boşaltılması “birliklerine” dönüştürülmüştür. Bu dayatmalarla, eğitimde, okulda söz ve karar hakları engellenmiş veliler, okullardan kaçmaktadır.

Bu nedenle CHP “Okul Meclislerinin” oluşturulmasını savunarak, demokrasinin ve katılımcılığın eğitim kurumlarında geliştirilmesine ve kurumsallaşmasına katkı sunulmalıdır.

CHP eğitimde temel felsefi yaklaşım olarak, çağdaş, laik, bilimsel, demokratik, çoğulcu ve parasız bir eğitimi hedeflemelidir

Eğitim felsefesi evrensel değerlere, uluslararası insan ve çocuk haklarına uyumlu hale getirilmelidir. İnsan ve bilgi merkezli eğitim ön plana çıkarılmalıdır. Dünya yurttaşlığına ve bilgi toplumuna uyumlu bir eğitim felsefesi oluşturulmalıdır.

Toplumsal çoğulculuğumuzu, farklılıklarımızı; eşit haklar ve eşit yurttaşlık temelinde toplumsal barışı sağlamayı hedefleyen bir eğitim olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, eğitimde tekçiliğin dayatılması sonucu, Kürt sorunu, Alevi sorunu ve cinsiyet ayrımcılığı sorununun çözümünden eğitim önemi göz ardı edildi.

Türk-İslam sentezi üzerinden inşa edilen erkekçi ve patron odaklı eğitim siyaseti toplumsal barışı sağlamaya ve inşa edilmesini dışladı. Eğitimde farklı kültürel kimlikleri ötekileştiren, asimilasyona maruz tutan baskı, inkar ve ayrımcılıkla mücadele edilmelidir.

Alevi çocuklarına zorla Sünniliği dayatan ve işkence haline gelmiş zorunlu din dersleri hakkında, AİHM’in kararlarını bile uygulamayan bu hukuk dışı ve baskıcı eğitim politikasına itiraz edilmelidir.

Bu çalıştay ile CHP, eğitim alanında nasıl bir yol tutması gerektiğini aramaya başladı. Umarım ve dilerim ki, CHP mevcut eğitim felsefesine getirdiğimiz köklü eleştiriler ışığında, laik düzen, laik yaşam eksenli yaklaşımı politik faaliyetinin merkezine koyarak, eğitimde demokratik, laik, katılımcı, çoğulcu, eşitlikçi, parasız ve katılımcılığın cesaretli savunucusu olur.

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir