Erdal Eren’in idamının 35. yılı

Çocuk gülüşüyle idama meydan okudu

Daha 17 yaşındaydı… Annesi bile onu en fazla 14-15 yaşlarındaki haliyle görebildi rüyalarında. Bir ‘ibreti âlem’ uğruna götürüldü ölüme. Ama korkmadı! Darağacına giderken süt içti. Süt içti ki, güçlü görünsün idam sehpasında

12 Eylül yönetiminin gözdağı vermek için “Bir soldan, bir sağdan” diyerek idam ettiği lise öğrencisi Erdal Eren’in idamının 35. yılı bugün. Olay anında yaşının 17 olmasına rağmen kemik testi bile yapılmadan alelacele idam sehpasına götürüldü Erdal Eren. Mahkemede suçsuzluğunu dile getiren Eren, asker vurmanın siyasi inancına da ters düştüğünü söyledi. Ancak dinletemedi. Bütün hukuksuzluğa rağmen Erdal Eren ölümün soğukluğunu olgunlukla karşıladı. Boyun eğmedi…

İDAMA GİDEN SÜREÇ NASIL GELİŞTİ

2 Şubat 1980 günü Ankara Yukarı Ayrancı semtinde bir grup gencin katıldığı gösteriye müdahale eden askerlerden İnzibat Eri Zekeriya Önger açılan ateş sonucu hayatını kaybetti. Olaya ilişkin 24 kişi gözaltına alındı. Alınanlardan birisi de Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisi Erdal Eren (19)’di. 4 Şubat günü çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. 13 Şubat 1980 günü ilk duruşma yapıldı ve savcı, Eren hakkında idam cezası istedi. 19 Mart günü yapılan duruşmada da Eren hakkında verilen idam cezası kesinleşti.

KEMİK YAŞI TESPİTİ YAPILMADI

Eren, kurşunun kendi silahından çıkmadığını ve ölen askerin yakın mesafeden vurulduğunu, oysa kendisinin olay yerinden uzakta olduğunu söyledi: “Türkiye’de ve dünyada görülmemiş bir yargılama usulü ile karşı karşıyayız. Benim hakkımda peşin bir yargılama yapıldığı son derece açıktır. Ben, bu olay içerisinde kasten bir eri öldürmedim. Benim bu şartlar içinde bir eri öldürmek siyasi inancıma da terstir.”

Kararı Askeri Yargıtay’a götüren avukat, Eren’in gerçek yaşının da 17 olduğunu söyledi ve kemik yaşı tespitinin yapılmasını istedi. Mahkeme bunu kabul etmedi. Dava mahkemeler arasında gidip geldi ve 20 Kasım günü Yargıtay Genel Kurulu, idam hükmünü kesinleştirdi. 12 Aralık günü de Kenan Evren başkanlığındaki Milli Güvenlik Konseyi idama ilişkin yasayı onayladı.

BİR MEKTUP VE 800 LİRA BIRAKTI

Gümüşhane’den Ankara’ya okumaya gelen ve ablasının yanında kalırken talihsiz olaya karışan Erdal Eren’in cezası, 13 Aralık 1980 günü sabaha karşı 02.57’de Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde infaz edildi. Ailesine bile haber verilmeden Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi. Eren’in cebinden bir mektup, bir kol saati ve 800 TL para çıktı.

Anne Şadan Eren: Sanki kapıdan çıkıp gelecek

2 Mart 2015 günü kaybettiğimiz Erdal Eren’in annesi Şadan Eren, 1987 yılında 2000’e Doğru dergisine yaşadığı acıları, “hâlâ odasına giremiyorum. Fotoğraflarına elimi süremiyorum. Dayanamıyorum. Tek tesellim suçsuz oluşu. Bunu biliyorum. Onun yapmadığına inanıyorum. Beni ayakta tutan da bu. Onu düşündüğümde, gözümün önüne hep 14 yaşındaki hali geliyor. Rüyalarıma bile 14-15 yaşındaki haliyle giriyor” sözleriyle dile getirdi.

O FOTOĞRAFLARI SAVAŞ AY ÇEKTİ

Erdal Eren’in cezaevinde fotoğraflarını çeken ve 2013 yılında kaybettiğimiz gazeteci Savaş Ay ise onu şu ifadelerle anlatır: “Cezaevi Komutanı Raci Tetik Albay bizi onun hücresine götürürken bir teğmen fısıldadı kulağıma. ‘1 hafta 10 gün içinde asılması kesinleşti bunun.’ Hücre, dışarıdan gelen seyyar bir kabloya bağlı ampulle aydınlatılıyordu. İntihar etmesin diye almışlar bu önlemi. Üstleri geldiğinde mahkûmların arkalarını dönüp yukarıya bakma kuralı varmış. O da yukarı bakıyordu. Albay, ‘Bize bakabilirsin Erdal’ deyince döndü ve göz göze geldik. Üzerindeki koyu gri renkli paltonun yakasında taklit bir kürk parçası vardı… Kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını söyledi.” (Takvim, 15 Aralık 2007.)

KOĞUŞ KOMŞUSU PERİNÇEK’Tİ

O dönem TİKP davasından cezaevinde bulunan Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, Erdal Eren’le komşu koğuşlarda kalanlardandır. Havalandırma sırasında göz göze gelirler. Ancak bir defa konuşma nasip olur. O da izinle: “Havalandırmada göz göze geldiğimizde gördüğüm temiz çocuk yüzü de gözlerimde hâlâ. (…) Erdal Yargıtay’ın onayını beklediği günlerde nöbetçiye tekmil vererek benden süt istedi. Severek verdim. Kendi kendime ‘Bu çocuk idam sehpasında vücut olarak da güçlü olmak istiyor’ diye düşündüm. (…) İdam kararı, onaylanınca, bizim hücreler bölümünden alıp götürdüler Erdal’ı. (…) Erdal Eren’le göz göze gelmek, ona gülerek de olsa bir merhaba demek; işte o anların tarif edilmez mutluluğu da buydu. Bir insana gülümsemek, her zaman güzeldir. Ama hücre penceresindeki Erdal’a gülümsemek kadar güzelini yaşamadım.” (2000’e Doğru, 20 Eylül 1987, s.18.)

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir