Erken seçim çağrısının beş nedeni

Daha önceki yazılarımızda erken seçimin çeşitli işaretlerini sıralamış, zaman içinde görüşlerimizin doğruluğu ve isabeti 24 Haziran’da baskın seçim kararıyla hayat tarafından teyit edilmişti.

Gerçekler, olgular çerçevesinde doğru analiz kişinin öngörülerinin isabetini sağlıyor.

İncelemelerimizin ve gözlemlerimizin sonucu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kimilerinin “erken”, kimilerinin “baskın”, kimilerinin de “darbe seçimi” diye nitelediği 24 Haziran seçimlerine karar aldıran 5 etken saptadık.

En önemli ve birinci sebep ekonomidir.

Bizim insanımız “minderi tutuşma”dan harekete geçmez. 16 yıllık AKP Hükümetleri döneminde az da olsa maaş ve ücretler artırıldı. Dış borçlarla ve 90 yıllık Cumhuriyet değerlerinin satılmasıyla, kredi kartı gibi kapitalizmin sahte refah araçlarıyla kitlelerin, geleceğini yiyerek nispeten rahat yaşamaları sağlandı.

Ancak gelinen noktada deniz bitti. Küresel şartlar değişti. Ekonomi ısındı. Ekonomik göstergeler bozuldu. Döviz aldı başını gitti. İşsizlik çift hanelerden inmedi. Enflasyon fırladı ve halkın hayatını cehenneme çevirmeye başladı. Hiçbir projeleri ve programları tutmadı. Onca Kredi Garanti Fonu destekleri hiçbir işe yaramadı. Artık kumaş yoğşumuş, dikiş tutmaz olmuştu. Boş verin 2019 yılını, bu terazi bu sıkleti 2018 Sonbaharına kadar bile çekmeyeceği hesaplanıyordu. Ekonomi darmadumandı. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, 2018 yılı içinde 210 milyar dolar ( eski parayla 850 katrilyon lira/ Türkiye’nin bir yıllık GSMH) dış borç alacaklarını açıkladı. Bu ne demektir? Bu gerçek, 8 ay içinde bu kadar dış borç almak zorunda olan bir devletin sıkışıklığına delalettir. Bu durum, insanın aklına 1970’lerdeki Milliyetçi Cephe Hükümetleri sırasında Demirel’in “kırk sente muhtaçlık” durumunu akla getiriyor. Maaş ve ücretlerin bile ödenemez hale gelinebileceğinden duyulan derin korkunun yarattığı tedirginlik, baskın seçim kararının en baş müsebbibidir.

Türkiye siyasetinin bir “tunç kanunu” vardır.

“Türkiye’nin çok partili siyasi süreci diyor ki… Seçmenlerin tercihlerini en çok ekonomi değiştiriyor. Taze örnek: 2001 ekonomik krizi. Krizin yarattığı siyasi deprem… Hem ‘Karaoğlan’ Bülent Ecevit’i…

Hem de orta sağı bütünüyle tasfiye etti. Türkiye’yi 60 yıldır onlar yönetiyordu. Yerlerini… Şaşırtıcı bir şekilde İslamcı sağ aldı.” (Rafet Ballı/ Aydınlık)

İşte başta bu sebeple seçime kaçış oldu, seçime sığınış oldu. Bu felaketten seçimle kurtulma yoluna kaçtılar. Ancak kurtuluş, tabii ki sadece kendi iktidarlarının kurtuluşu… Seçimden sonra ister kendileri olsun ister başkaları için iktidar ateşten bir gömlek olacak. Yani Türkiye ve halk kitleleri için kurtuluş yok. Onların kurtuluşunun yolu üretim ekonomisinden geçiyor. Onu da borç ekonomisi kahramanları beceremez. Sorunu yaratanlar sorunu çözemez denilmiştir.

İkinci en önemli etken, dış politikada düğümleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP Hükümeti dış politikada sıkıştı. Bu sıkışıklık, geçmiş kirliliğin ABD’ye ve Batı’ya verdiği Zarrap gibi kozlar, uygulanan borçlanma ekonomisi sonucu yarattıkları kırılgan ve krize teşne ekonomi ile Türkiye’nin mecburiyetleri doğrultusunda Batı Asya Birliği ve Avrasya’ya yöneliş arasındaki çelişkiden kaynaklanıyor. Uluslararası manipülasyonlara karşı erken seçimin “oyun bozucu” rolünden faydalanma isteği ağır bastı.

2015 yılından bu yana PKK’nin hendeklere gömülmesi, 15 Temmuz ABD/FETÖ darbesinin bastırılması, kuzey Suriye’de ikinci İsrail/ Kürt koridorunun Fırat Kalkanı Harekâtı’yla kama gibi girilerek kesilmesi ve Afrin Zeytindalı Harekâtı’yla sona erdirilmesi süreçleri Batı Asya Birliği sayesinde başarılan doğru ve milli operasyonlardı. Türkiye’nin geleceğini belirleyen tarihi süreçlerdi. Ancak neoliberal politikalar sonucu borçlanma ekonomisinin duvara dayanması, yüksek faiz-düşük döviz politikasının iflası ekonomiyi iflasın eşiğine getirdi. Ayrıca Hükümetin 15 Temmuz ABD/FETÖ darbesinin yarattığı meşruiyet atmosferinden kendi gerici gündemi için yararlanmaya girişmesi, Cumhuriyet değerleriyle kesin hesaplaşmaya girişmesi, Türk ordusunun binlerce yıllık gelenekleriyle oynaması, vatan savaşı verilen şartlarda toplumda milli birliği yokedici tutum ve davranışlara girişmesi toplumu gerdi.

Öte yandan geçmişte yenilen hurmalar misali Sarraf Davası’nın Cumhurbaşkanı’nı ve Türkiye’yi sıkıştırması günden güne ağırlaştı. Bu dosya üzerinden Türk Hükümeti teslim alınmaya çalışıldı.

Gerek Zarrap davası üzerinden sıkıştırılması gerekse ekonomideki “deprem” ya da “felaket” sözcükleriyle adlandırılan kötü gidişin Batı’dan ekonomik kriz manipülasyonu üzerinden baskılanması hükümeti iki arada bir derede bıraktı.

Üçüncü belirleyici etken, AK Parti içindeki gayrimemnuneyetin yükselmesidir.

Parti için huzursuzluğun had safhada olduğu bildiriliyor. Metal yorgunluğu baskılarına maruz kalan kesimler isyanları oynuyor. Medyaya da yansıyan İstanbul’daki bir parti mitinginde Erdoğan’ın ve Belediye Başkanı’nın yuhalanması videoları her şeyi ortaya koymaktadır. Özellikle Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı memnuniyetsizliğin had safhaya ulaştığı artık saklanamıyor. Dışarıya ve içeriye aşırı otoriter tutumların partilileri germiş durumda olduğu ifade ediliyor. MHP içinde de bu yönde bir sıkıntı olduğu bildiriliyor. ‘Cumhur İttifakı’nda milletvekilliği seçiminde ittifak yönünde oy kullanacak MHP’lilerin Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy vereceklerinin meçhul olduğu değerlendiriliyor. Bu gelişmelerin gittikçe önü alınamaz bir şekilde yükseldiği ileri sürülüyor.

Dördüncü önemli etken, bazı siyasi hareketlerin AK Parti’den oy devşirmesidir.

Son dönemde milli duruşları sebebiyle AK Parti tabanında başta Saadet Partisi ve Vatan Partisi’nin sempati topladığı, oy devşirmeye başladığı belirtiliyor. Bunun önüne geçme isteği erken seçim kararında etken oldu. Bir başka etken de İyi Parti hareketi olduğu, MHP tabanını kemirdiği ifade ediliyor.

Beşinci etken, “Cumhur İttikakı”nın geleceğinin meçhuliyetidir.

Normalinde 2019 Mart’ında yerel, 2019 Kasım’ında Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yapılacaktı. Ancak yerelin kontrolünün çok zor olması sebebiyle parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yerel seçimlerden önce yapma isteği erken seçime sebep oldu. Bunda esas sebep “Cumhur İttikatı”nın durumu. İttifakın patlamak üzere olduğu ileri sürülüyor. Eğer önce yerel seçim yapılırsa ittifakın dağılacağı belirtiliyor. Manisa’da AKP’li ve MHP’lilerin birbirlerine girecek kadar gerginlik yaşadıkları, neredeyse yumruk yumruğa gelecekleri bir ortam oluştuğu basında yazıldı çizildi. Öte yandan Erdoğan’ın, Adana’da konuşmasında en önde oturan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı’nın gözlerinin içine baka baka “Adana’yı kurtaracağız” dediği basında yer aldı. Yaşanan bu gelişmelerin yerel seçimde ittifakın yürümeyeceğinin işaretleri olduğu somut bir gerçektir.

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir