Et ve süt sektörleri arasındaki diyalektik bağ-2

“Et ve Süt Sektörleri Arasındaki Diyalektik Bağ” adlı yazımıza devam ediyoruz.

Bakanlığın yanlış tarım ve hayvancılık politikaları, üretici kuruluşlarının eleştiri ve önerilerini hiç dikkate almaması, et ve süt sektörleri arasındaki diyalektik bağı dikkate almayan uygulamaları, başka enstrüman yokmuş gibi delinin şeyini bellemesi misali her kritik durumda hiçbir soruna merhem ve çare olmadığı defalarca kanıtlanmasına rağmen ithalat sopasına sarılması her 6-7 yılda bir zuhur eden periyodik kriz ataklarına sebep olmaktadır. Yapısal özelliklerinden dolayı üreticilerin ve piyasanın derdine çare olamayan ve piyasayı dengeleyici işlevselliğini hayata geçiremeyen, hatta sanayicinin elinde oyuncak durumuna düşen, piyasa dengeleyici mekanizma işlevini görebilmesi için günlük 4-5 ton çiğ süt alması gerektiği belirtilen Et/ Süt Konseyi dağılma sürecine girmiştir. Türkiye Ziraat Odası Genel Başkanı Bayraktar, yönetiminden istifa ediyor. Köy Koop gibi üretici birlikleri, Konseyin işlevini yerine getiremediği için lağvedilmesini talep etmektedir.

BORSA VE BUTSO DA SÜT ARZININ ERİTİLMESİ İÇİN ELİNİ TAŞIN ALTINA SOKMALIDIR

Yukarı düzeydeki bütün bu gelişmeler günlük bin ton süt üreten ilimize de yansımakta, süt arzının fazlalığı en büyük sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bu arzı eritebilmek için 100 bin liralık bir bütçe ayırarak çiğ süt alıp tereyağı ve peynir imaları yaparak ihtiyaç sahibi halka dağıtma projesini hayata geçirmeye hazırlanan Burdur Belediyesi gibi, çeşitli kurum ve kuruluşlar çözüm önerileri ve projeleri ileri sürmektedir. Bu kapsamda Burdur Ticaret Borsası ve Burdur Ticaret ve Sanayi Odası (BUTSO da) elini taşın altına koymalıdır.

KONSEY, YÖNETİM YAPISI DEĞİŞTİRİLİP ÜRETCİ HÂKİMİYETİ

SAĞLANARAK PİYASAYI DENGELEYECEK İŞLEVSELLİĞE KAVUŞTURULMALIDIR

Et ve süt piyasası yay gibi gerildi kaldı son dönemde. Bakan, aslında insan iradesinden bağımsız nesnel şartlarda işleyen piyasayı talimatla düzenleyebileceğini sanıyor. Asarım, keserim havasında ama o gene de kendi bildiği nesnel yolunda hiçbir şeye aldırmadan ilerliyor. Piyasayı tek etkileyecek kuvvet, gerektiğinde piyasayı dengelemek için büyük alımlar ve satımlar yapacak işlevsel bir mekanizmadır. Konsey böyle bir işlevselliğe kavuşturulmalıdır. Her şeyden önce yönetim yapısı değiştirilmeli, üretici hâkimiyeti sağlanmalıdır.

Eğer piyasaya gerekli ve doğru müdahale yapılamazsa et ve süt sektörü ciddi bir krize girmesi olasılığı çok yüksektir. Bayraktar’ın dediği gibi, çiğ süt fiyatı 1,15.-liranın üzerine çıkana kadar Konsey her gün 4-5 ton süt alımı yaparak dengeleyici işlevini göstermelidir. Aksi takdirde et ve süt sektörü ciddi bir krizin girdabına girecek, şu anda 70 kuruşluk fiyatın 50 kuruşun altına kadar indiğine şahit olacağız. Uzmanların dediğine bakılırsa çiğ süt fiyatı böyle bir trajik trend izlerse ahırlarda tek bir hayvan kalmaz ve süt hayvancılığının sonunu getirir. 2008 yılını aratacak şartlar meydana gelebilir. Hatta bu kez o şartları da arar hale gelebiliriz.

Et ve süt sektöründeki diyalektik bağı Bayraktar’ın şu sözleri en iyi şekilde ifade etmektedir: “Süt sektörünün krize girmesi, ette ithalatçı olmamıza yol açar. İthalat sadece üreticiyi vurur. Fiyatlar hızla yükselir. Böyle olursa, halkımız, kıymayı kilogramı 50 liradan bile bulamaz”

ET VE SÜT SEKTÖRÜNDE ÜRETİM

EKONOMİSİNE UYGUN ŞEKİLLENMELER İÇİN KAFA YORULMALI

Bir zamanlar dünyada kendi kendini besleyebilen 7 harika ülkeden biri olan Türkiye, 24 Ocak 1980 tarihinden bu yana –yani Batı ekonomileriyle sınırsız bir bütünleştirme operasyonuyla 24 Ocak Kararları’ndan bu yana geçen 35 yıllık bir süreç içinde, bugün dışarıdan tahıl, hayvan, hatta saman vb ithal eden bir ülke haline getirilmiştir. Bugün duvara dayanmış olan sıcak paracı-borçlanma ekonomisinin iflasını bu ekonomi-politikalarının uygulayıcıları bile ikrar ettiler. Şimdi üretim ekonomisi dönemi başlamaktadır. Başka türlü Türkiye bekasını sağlayamayacak ve boğulacaktır. Bu, Türkiye’nin insan iradesinden bağımsız mecburiyetlerindendir. Bu kapsamda et ve süt sektörünün de üretim ekonomisi politikalarına uygun bir şekillenmesinin nasıl sağlanacağı üzerinde kafa yorulmak gerekmektedir.

GERÇEKTEN TÜRKİYE’NİN HOLLANDA’SI BURDUR MU?

Her yerde züğürt propagandası gibi söylenegeldiği ve DSYB sitesinde tekrarlandığı gibi, Burdur gerçekten Türkiye’nin Hollanda’sı mı acaba?

DSYB kaynaklarına göre, Türkiye’de 2015 yılında 17 milyon 500 bin hayvan varlığının 210 bini, 2016 yılında ise 14 milyon 500 bin hayvan varlığının 204 bini Burdur’da bulunmaktadır. İlimiz, toplu sağım uygulaması bakımından da ilk il olma özelliği taşımaktadır. Pazara günlük bin ton süt gönderilmektedir. Buradan yıllık süt üretimimizin 365 bin ton olduğu sonucu çıkar. Bir başka rakamı, Gıda Tarım İl Müdürü’nün Grand Özeren’de verdiği brifingden sonra bazı basın yayın organlarının eleştirisine uğraması üzerine, AKP Milletvekili Bayram Özçelik’in yayınladığı açıklamada belirttiğine göre, ilimizde 199 bin 546 büyükbaş hayvan mevcuttur. Hayvancılıkta büyükbaş işletme oranı ortalaması Türkiye’de 6,5 iken Burdur’da 11’dir.

Bu rakamlar insanı rahatlatıyor. Ancak tam da bu noktada 1,5 yıldır süt sanayicisinin uzlaşmaz inadı ve özelleştirmenin yarattığı piyasa dengeleyicisi mekanizmaların yokluğunun bir sonucu olarak çiğ süt fiyatının 1,15 lirada patinaj yapması, hatta 2016’da gerilemeye başlaması, şimdilerde feryat figan 70 kuruşa kadar düşmesi sonucu Ulusal Süt Konseyi’nin işlevini yapamadığı, bu nedenle işe yaramaz bir kurum haline geldiği iddiasıyla TZOB Genel Başkanı Bayraktar’ın kurumdan ayrıldıklarını açıklaması et fiyatlarındaki dalgalanmayla birleşmesi sonucu 2009 yılında yaşanan krizinin bir benzeri zuhur etti. Bu gidişle tüketici 50 liraya bile kıyma alamaz hale geleceği belirtiliyor.

ÇARE, PİYASAYI DENGELEYİCİ MEKANİZMALARIN YARATILMASI VE ÖZERKLİĞİDİR

Peki, çare nedir?

En radikal çare, Et ve Süt Kurumu’nun yapısal özelliğini değiştirerek yönetimde üretici ve örgütlerinin mutlak ağırlığının sağlanması ve kurumun kesin özerkliğinin verilmesidir.

Süt tüketimini artırmak için acil çözümü ise Bayraktar’la Burdur Belediyesi göstermiştir.

Bayraktar’ın önerdiği gibi, sütte arz talep dengesi sağlanıncaya kadar damızlık gebe düve ithalatı ve bu amaçla kullandırılan sıfır faizli kredi durdurulmalıdır.

İlimizde okullarda süt projesi anaokulundan diğer birimlere yaygınlaştırılmalı, Başkan Ercengiz’in çiğ süt alarak tereyağı ve peynir yaparak ihtiyaç sahibi vatandaşa dağıtması projesi yaygınlaştırılmalı; örneğin BUTSO gibi ekonomik kuruluşlar da taşın altına elini sokmalıdır.

 önceki yazı için tıklayınız

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir