Et ve süt sektörleri arasındaki diyalektik bağ

Hayvancılıkta etle süt üreticiliği, et ve süt sektörleri arasındaki diyalektik bağı bilmeyen ya da hesaba katmayanların yönettiği ülkede ette de sütte de kriz bitmez. Her iki sektördeki krizler birbirlerinin tetikleyicisi bir rol oynar. Olumlu gelişmeler ise her iki sektörü yukarı doğru uçurur, Arşimed’in manivelası gibi…

ETİNDEN VE SÜTÜNDEN DENGELİ YARARLANMAYI BİR TÜRLÜ ÖĞRENEMEDİK

Geçen yıl (2015’te) başlayan bir süreç, sanki tarih tekerrür ediyor gibi, 8-9 yıl önce 2006-2007 yıllarında süt para etmeyince et para ediyor diye 1 milyon besi ineğinin kesime gitmesine benzer şartlar taşımaktadır. 1,5 yıldır süt sanayicilerinin inadı ve süt üreticileri örgütlerinin beceri yoksunluğu ile piyasayı dengeleyici kurum ve devlet erkinin sanayici taraftarlığı gibi etkenler yüzünden 1,15 lirada patinaj yapan ve hiçbir artış sağlanamayan çiğ süt fiyatı nedeniyle, besi hayvan yetiştiricisi vatandaş, elindeki varlığın sütünden değil de etinden yararlanma yoluna gitme hazırlığında olduğunun belirtileri görülmektedir.

2015 yılı yaz aylarından itibaren durdurulamayan et fiyatlarının yükselmesine karşı hiçbir işe yaramadığı defalarca anlaşılan ancak et lobisinin faaliyetleri ve Bakanlığın yanlış politikaları nedeniyle izin verilen et ithalatı da çare olmadı. İthalat et fiyatlarını 1 lira gibi komik bir miktarda etkiledi. Kurban Bayramını müteakiben fiyatlar gene artmaya başladı.

Yanlış ekonomi –politik uygulamalar, tarihten gelen neoliberal tercih ve sonuçları olan piyasa dengeleyici mekanizmaların tasfiyesi ve tahribi gibi birçok etken nedeniyle bir türlü düşürülemeyen et fiyatları, sür üretimini de vurmaya başladı. Süt Konseyindeki sanayici/ üretici çiğ süt fiyatı pazarlığında sanayicinin inadı yüzünden 10 kuruşluk talebin karşılanmaması süt ineklerinin ve besilerin yüksek et fiyatlarına kurban edilmesi sürecini başlatacağı kesindir.

DEVLET DE SÜT ÜRETİCİ ÖRGÜTLERİ DE, PİYASASI

İNSAFINA TERKEDİLMİŞ SÜT SANAYİCİSİNİN KARŞISINDA ACİZ VE ÇARESİZ

Bakanlığın kararsız tutumu da et fiyatlarının yukarı tırmanmasında etki sahibi olmaktadır. 2015 yılı yaz aylarında Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı önce et ithalatına sıcak bakmadıklarını açıklamıştı. Bu açıklama her ne kadar et ithalatçılarını hayal kırıklığına uğratsa da bir başka etken olan et spekülatörleri bunu fırsata çevirmesini bildiler ve fiyatları yukarı çektiler. Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı İbrahim Yetkin bu durumu “kısır döngü” söylemiyle açıklamaya çalışıyor. Şöyle diyor: “Bu ikili yapı adeta bir kısır döngü. Fiyatlar yükselince ithalat gündeme geliyor. İthalat başlayınca fiyatlar geçici olarak düştüğü için hayvanlar kesiliyor, küçük üretici iflasa sürükleniyor. Bunun sonucunda verilen teşvikler boşa gidiyor. Ve et fiyatları yeniden yükseliyor. Ancak bu kez insanlar yeniden yüksek fiyatla, bu kez ithal et yemek zorunda kalıyor.” Burada sürecin tunç yasası, piyasayı dengeleyecek mekanizmaların varlığı ya da işlevselliğidir. Piyasayı dengeleyici kurum ve kuruluşları özelleştirirsen ya da varolanların başına işinin ehlini değil de “taraftar”ı getirirsen çaresizliğin dayanılmaz karanlıklarında debelenir durursun.

Basın olayı ve durumu şöyle dile getirdi:

“Çiğ sütte istedikleri fiyatı alamayan üreticiler, yükselen et fiyatlarından yararlanmak için hayvanlarını kesmeye başladı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın üreticiyle sanayiciyi uzlaştırma çabaları da sonuç vermedi ve çiğ sütün fiyatı 1 lira 15 kuruşta kaldı. Haziran ayına kadar da yeni fiyatlama beklenmiyor.”

TÜRKLER, YABANCILARIN BEŞTE BİRİ KADAR SÜT TÜKETMEKTEDİR

TÜİK verilerine göre, Türkiye’de yıllık yaklaşık 18 milyon ton süt üretimi yapılmaktadır. Bunun yarısı, 9 milyon tonu süt sanayisine satılmaktadır. Ülkenin Hollanda’sı denilen ilimizde, yıllık yaklaşık 313 bin litre süt üretimi yapılmaktadır. Yaklaşık 7 milyar olan dünyada kişi başına süt tüketiminin 109 kg olduğu şartlarda ülkemizde bu miktar TÜİK verilerine göre, 20 kg civarındadır. Yani Türkler, yabancıların beşte biri kadar süt tüketmektedir. Ülkede halkın süt tüketim miktarı artırılmadıkça, sütteki arz-talep dengesi kurulmadıkça, et ve süt piyasasını dengeleyici mekanizmalar yaratılmadıkça krizlerin daima kapıda pusuda olacağı çok somut bir gerçektir. Bu kapsamda Milli Eğitim Bakanlığı’nın Okul Sütü Programı, Burdur Belediyesi’nin henüz proje aşamasında olan Halka Süt Dağıtım Programı geçici çözüm çıkışları olmakla birlikte ilk başlangıç için iyi bir uygulama sayılabilir.

PİYASAYI DENGELEYECİ İŞLEVSELLİĞİ OLAN MEKANİZMALAR ŞART

Burada kritik önemde olan ve belirleyici olan etken et ve süt piyasasını dengeleyici mekanizmalar yaratılmasıdır. Et ve süt piyasasındaki eski dengeleyici mekanizmalar özelleştirilince ve Pazar neoliberal politikaların korkunç cehennemine terkedilince devletin acziyeti ve çaresizliği de ortaya çıkmıştır. Bakan et ithalatına sıcak bakmadığını açıklıyor. Et ithal lobisini hayal kırıklığına uğratıyor. Ama bu durumu et vurguncusu fırsata çeviriyor. Fiyatlar yukarı çekiyor. Süt fiyatı düşük kalınca besici yükselen et fiyatının cazibesine kapılıyor; hayvanını kesime gönderiyor. Verilen destekler de heba oluyor. Elindeki altın değerindeki malı da elden çıkmış oluyor. Bu kez et fiyatları tahammülün üstüne tırmanınca Bakanlık çaresizliğin dayanılmaz çıkmazlarında her seferinde hiçbir çare olmadığı anlaşıldığı halde yeniden et ithalatına başvuruyor. Ve bu kısır döngü sürüp gidiyor. Bu kısır döngüyü de kıracak, et-süt pazarının dengesini sağlayacak temel etkenlerin başında geleni piyasa dengesini sağlayıcı mekanizmaların oluşturulması ya da varolanların işlevselliğinin artırılmasıdır. Piyasa dengeleme mekanizmalarının işlevselliğinin artırılması derken, Et ve Süt Kurumu’nun özel sektörün kârlarının azalmaması için piyasadan uzak kalması ve dengeleme görevini yeterince yerine getirmemesi kastedilmektedir. Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı İbrahim Yetkin anılan bu mekanizmalar hakkında şöyle ifade etmektedir: “Et ve Süt Kurumu’nun altyapısı olsaydı, süt işleme kapasitesi yükseltilseydi, süt tozu fabrikası artırılsaydı olurdu ama bu kabiliyeti yok. Süt tüketiminin artırılması gerekiyor. Süt fazlalığı var.”

HAYVANCILIĞIN SÜBVANZİYONU, DESTEK AKÇELERİNİN ARTIRILMASI BELİRLEYİCİ ETKEN

Burada Batı ülkelerinde olduğu gibi sübvansiyonun, sektörün gelişmesini ve yükselmesini sağlayacak temel etkenlerden olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Hayvancılığın devlet tarafından sübvanse edilmesi gerektiğini belirten Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı İbrahim Yetkin’e katılmamak elde değildir. Devletin tarım ve hayvancılığın yasal alacağı olan 35 milyar lirayı derhal ödemesi üretim ekonomisinin başlamasına neden olabilir. Tarım uzmanı Ali Ekber Yıldırım’ın da belirttiği gibi, gerekli önlemler alınmazsa sütte yaşanan kriz kırmızı ete, bitkisel üretime ve tarıma faturası çok ağır olabilecektir.

BURDUR ET VE SÜT TAHLİLİYLE SÜRECEK

 

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir