İsmet Özçelik

Üç gündür Antalya’dayım. Antalya’nın en güzel mevsimi. Turizm tomurcuk açmaya başlamış. Herkes yaza hazırlık yapıyor. Bazı oteller açık. Bu mevsimi seven turistler gelmiş bile.

Geçmişte birlikte çalıştığım öğretmen arkadaşlarla buluştuk. Çoğu Aksu Öğretmen Okulu mezunu. Eski günleri andık. Bir kısmı emekli, bir kısmı hala çalışıyor. Türkiye’nin doğusunda, batısında, güneyinde, kuzeyinde, köyünde, şehrinde, her yerde görev yapmış arkadaşlar.

YAŞAMLARI ÖĞRETMENLİK

Yaşamları eğitimin bir parçası olmuş. Neredeyse 24 saat öğrencilerini düşünüyorlar. Sohbet başlar başlamaz konu hemen eğitime geldi. Okulların, öğretmenlerin durumu, öğrenci-öğretmen ilişkileri, öğrenci-öğrenci ilişkileri…

Sorunlu öğrencilerin sorunlarının nasıl çözüldüğünü, o öğrencilerin bugün ne yaptıklarını konuştuk. “O gençlerin nasıl hayata döndürüldüğünü” tartıştık.

EĞİTİMCİLER KARAMSAR

Genelde karamsarlık hakim. Eğitimin bilinçli bir şekilde bitirildiğini düşünüyorlar. “Eski eğitim sisteminden eser kalmadı” dediler.

Yönetici kademelerdeki kadroların eğitim anlayışından örnekler verdiler. İnsanın içini acıtan örnekler.

Eğitimle ilişkisi olmayan eğitimciler!

KÖTÜ ÖRNEK

Sohbet çevrenin çocuk üzerine etkisine geldi. Özellikle de televizyonların. Siyasilerin atışmalarının çocuklara nasıl yansıdığını tartıştık. Halen öğretmenlik yapan bir arkadaşımız söze girerek siyasilerin tavrının çocuklara nasıl kötü örnek olduğunu şöyle anlattı:

“Derste dilekçe konusunu işliyordum. Nelere dikkat etmeleri gerektiğini örneklerle açıkladım. Sonra da ‘Hadi şimdi valiliğe bir dilekçe yazın’ dedim. Sonra dilekçeleri toplayıp çantama koydum. Akşam dilekçeleri inceleyerek yanlışları üzerlerinde işaretlemeye başladım. Bir kağıdı alınca küçük dilimi yutacaktım. Bir öğrenci dilekçesine, ‘Valilik Makamına’ yerine ‘Eyy Vali!’ diye başlamıştı.”

GÜLSEK Mİ AĞLASAK MI?

 “Öğrenci büyüklerinden gördüğünü yapıyordu. Ertesi gün öğrenciyi öğretmenler odasına çağırdım. Yaptığı yanlışı anlattım. Benim söylediklerimi dinledi. Ama yanlış yaptığına pek ikna olmamış gibi yüzüme baktı.

Gülsem mi ağlasam mı diye düşündüm. Siyasi parti liderleri farkında mı bilmiyorum ama yaptıkları yanlışların nelere yol açacağının göstergesi…”

YA ŞİMDİ?

Bu daha önce yaşanmış bir olay. Şimdilerde durum daha vahim. Siyasilerin ağza alınmayacak sözleri televizyonlarda biplenmeden canlı canlı yayınlanıyor.

Gerilimin nelere yol açtığını artık söylemeye bile gerek yok. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’ndeki katliam bile işin nereye geldiğinin göstergesi. Sorumluluk mevkilerinde olanların dili gelecek kuşaklar için tehlike sinyali.

HOŞGÖRÜ KAYBOLUYOR

Ne de olsa eski kuşak öğretmenler. Okulların yanı sıra toplumu ileriye doğru dönüştürme görevlerini hiç unutmamışlar. Bu nedenle aynı zamanda iyi birer gözlemciler.

80’ini aşmış bir öğretmen gelinen noktayı şöyle özetledi:

 “Öğretmenler köy enstitülerinde ve öğretmen okullarında hem eğitimci, hem halk önderi olarak yetiştirilirdi. ‘Köydeki her şeyden siz sorumlusunuz’ denirdi. Uzun yıllar öyle de devam etti. Zamanla öğretmenliği de öğretmenin itibarını da bitirdiler. Sonuç da böyle oldu. Hoşgörü bile kayboldu.”

Ama yeni gençlikten umutlular. “Bizim kuşağa benzer bir gençlik geliyor. Vatansever, paylaşımcı, saygılı. Onları gördükçe yüzümüz gülüyor. Kayaların başında açan çiçekler gibi…” dediler.

Gençler herkesin umudu..!

İsmet Özçelik/ Aydınlık

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


sanalbasin.com üyesidir