Faizlerde düşüş “emir”le olur mu?

Ekonominin kendine özgü kuralları, yasaları vardır; tıpkı tabiat yasaları gibi. Sen tabiatın yasalarını bir kenara bırakarak doğal olayları ilahi varlıkların etkisine bağlayan bir zihniyete sahip olursan “emir”lerle faizleri düşürmeye kalkışırsın. Bankalara faizleri düşürmüyorlar diye veryansın edersin, tehditler savurursun. Hem dövizin yükselmesi mekanizmasını kurarsın, hem de faizlerin düşülmesi için ter ter tepinirsin!

İşte düşmüyor, aşağıya çekilemiyor faizler, Merkez Bankası aşağı çekmiyor faizleri; çekemiyor. Hatta ekonomistlerce, faizlerin aşağı çekilmesinin hayal; siyasi iktidar dövizdeki yükselişe engel olmak amacıyla faizde yükselişe göz yumacak denilmişti. Her şeyi bilen faizler konusunda sebep-sonuç durumunu karıştıranların tam da seçimin arifesinde faizler artırılırsa kamuoyu nezdinde durumu ne olur sizce? Bir abdesti diğerine ulaşmayan, bir dediği ötekini tutmayan tutarsız güvenilmez biri! Halk böyle düşünmeyecek mi?

Döviz aldı başını gidiyor. Erken seçim açıklaması biraz olsun durgunlaştırdı. Ama bu durgunluğun çok sürmeyeceği belirtiliyor. Ekonomide yaşanan bu alevlenme yeniden faiz-kur tartışmalarını alevlendirdi. Ve Merkez Bankası geçen Çarşamba günü faizleri artırdı. Ama dövize 3 kuruşluk bir etkisi oldu. Uzmanlar seçim sonrasına dikkat çekiyorlar.

Ekonomik gelişmeler ve krizi andıran gidişat siyasi iktidarı da faiz konusunda iki farklı kampa ayırdı. Ekonomi yönetimi, kurlardaki artışa faiz silahının çekilmesi gerektiğini, faizlerin artırılmasının zorunluluğunu ifade ederken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile danışmanlarının buna karşı çıktığı, tam tersine faizlerin düşürülmesinin zorunluluğundan bahsettiği ifade ediliyor. Bu belirsizlik ise döviz kurlarına yarıyor, yukarı doğru gidiş hızlanıyor, lira eridikçe eriyor. Fatura daha da ağırlaşıyor. Bunu farkeden Erdoğan, erken seçim karar tarihi ile erken seçim tarihi arasında 45 gün olması gerektiği mutabakatı gereği Haziran’da erken seçime karar veriverdi.

Aydınlık Gazetesi’ne konuşan Prof. Dr. Oğuz Oyan, ekonominin “çok kırılgan” hale geldiğini belirterek, “açıklanan paketler işe yaramıyor. Birçok firma döviz açık pozisyonu nedeniyle zor durumda bulunuyor. Ortada 250 milyar dolara yakın bir açık var. Açıklanan paketler de sorunları çözmekten çok uzak” şeklinde değerlendirmede bulundu.

Uzun yıllardır döviz geliri olsun olmasın Türk firmalarının devlet hazinesi gibi dış dünyadan dövizle borç bulmasına engel getirilmediğinden özel sektörün uzun vadeli kredi borcu 220,6 milyar, kısa vadeli kredi borcu 18,3 milyar dolar seviyesine ulaştı ve bugün dövizdeki yükselme bu kesimi borcunu çeviremez duruma getirmek üzere. Bunu farkeden siyasi iktidar son dönemde dövizle borçlanmaya sınırlama getirdi. Oyan, bu nedenle döviz borcu olan firmaların borç çevirme sorunuyla karşı karşıya geleceklerini vurguladı. Ayrıca Oyan, siyasi iktidarın içine girilen krizi ötelemek için faizleri artırmak zorunda kalabileceğini ya da faizlerin artırılmasına göz yumabileceğini söyledi. Oyan, birçok firmanın yeni kurtarma paketi beklediğini ancak kaynak sıkıntısı yaşandığını ifade etti.

Enflasyon çift haneli rakamlarla seyrediyor. Dövizdeki yangın sürüyor; son haftadaki atakları dış manipülasyonu akla getiriyor. CHP’nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, eski hazineci  Aykut Erdoğdu, böyle bir ortamda faiz oranlarında bir düşüş beklemenin hayalle iştigal olacağını ifade etti. “Tek hesap denilen formülasyonla farklı yerlerde birikmiş kamu fonlarını kullanarak, kamunun borçlanma ihtiyacını azaltma, dolayısıyla faizlerin yükselişini frenleme, düşük faiz ya da yükselmeyen faiz beklentisi bir önlem gibi sunuluyor” diyen Erdoğdu, “ama ekonominin genelinde, bu formülü de etkisiz kılacak büyük bir çalkantı yaşanıyor. Türbülans ile birlikte kırılıp dökülmeler arttıkça, saray ve hükümet arasında didişmeler de artacak gibi. Enflasyondaki çift hane katılığı, firmaların net döviz açığındaki tırmanış, ekonomi yönetimine saraydan yapılan salvolar, hem tüketicide hem de sektörlerde güveni sarsıyor. Dışarıda da, ABD-Çin ticaret savaşı tamtamları, küresel fonların Türkiye gibi ülkelerden uzaklaşma eğilimleri dolara olan talebi artırdı ve özellikle Türkiye’de dolar fiyatı son 30 günde hızla tırmandı” şeklinde değerlendirmede bulundu.

Mart ayının 7’sinde 3.81 TL olan doların, Nisan’ın ortalarına gelindiğinde 4.09 TL’yi gösterdiğine işaret eden Erdoğdu, bunun 30 günde yaklaşık yüzde 7 fiyat artışı demek olduğunu belirtti. “Türk lirasının başına gelenler, öteki yerel paraların başına gelmedi” diyen Erdoğdu, şu görüşleri savundu:

“En yakın kaderi yaşayan Brezilya’da bile yerel paranın karşısında ABD doları yüzde 3.5 arttı. Bu, TL’nin başına gelenlerin yarısı demek. Aynı 30 gün içinde ABD doları, Rus rublesi karşısında yüzde 2.2 artış gösterirken, Güney Afrika randına karşı ancak yüzde 1.4 artış yaşandı. Asya yerel paraları ise ya değişmemiş ya da dolara karşı küçük de olsa değer kazandılar. Hatta Meksika pezosu bile dolara karşı yüzde 2.3 değer kazandı.”

İthalatta ara malının payının yüzde 75 civarında gezindiği ve üretmek için ithal etmek zorunda olan bir ekonomide para biriminin değer kaybının fiyatlara doğrudan etkide bulunduğunu kaydeden Erdoğdu, “Hatta bu kayıp nedeniyle enflasyon çift haneye demir attı denebilir. Değer kaybının 2013 sonrasında hızlandığını ve alternatif program hazırlıklarında olan karar alıcıların seçime kadar ekonomiyi durgunlaştırmamak, kredi hacmini daraltmamak adına son aylarda kurun değersizleşmesine müdahale etmediklerini de eklemek gerekli. Dolayısıyla tüm bunların ışığında, ekonomide faizlerin düşeceğini beklemek bir hayal” diye konuştu.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


sanalbasin.com üyesidir