Güller yazı: “Sünni Sultan Erdoğan”

Erdoğan’ın “Laz mıyım, Türk müyüm” sorusu sıradan bir soru değildir. Genel olarak 150 yıllık devrim-karşı devrim çatışmasına, özel olarak da 12 Eylül’le başlayan sürece işaret eder.

Açalım:

12 EYLÜL: TÜRK-İSLAM SENTEZİ

Kutlu Doğum Haftası’nın hiçbir Müslüman ülkede kutlanmaması ama “Laik” Türkiye’de kutlanması ve öncesinde değil ama 1989 yılından beri kutlanması önemli bir kırılmaya işaret eder: 12 Eylül darbesinin Türk-İslam sentezine…

12 Eylül’ün temel özellikleri şunlardı:

Ekonomide; karma ekonomiyi serbest piyasa ekonomisine dönüştüren 24 Ocak 1980 kararlarının uygulanması için ihtiyaç duyulan bir sopaydı.

Dış politikada; ABD’nin NATO aracılığıyla SSCB’yi “yeşil kuşak” ile çevrelemesinde güneydoğu kanadının güvenceye alınmasıydı. (Yeşil Kuşak, SSCB’nin İslamcılıkla çevrelenmesiydi.)

İç politikada; Yeşil kuşağa uygun olarak Türk-İslam sentezine geçilmesiydi. Türk-İslam sentezi, Kemalist Türk devletinin ve toplumun İslamcılaştırılması demekti.

O nedenle 12 Eylül solu ezdiği gibi Kemalizm’i de hem ordudan hem devletten tasfiye etmeye soyunmuştu.

ÜMMET-MİLLET ÇARPIŞMASI

12 Eylül’ün sonuçları işte bugün çok daha net olarak görülmektedir: Evren-Özal’la başlayan Türk-İslam sentezi ve İslamcılaşma, Erdoğanlarla zirve yaptı!

Laikliğin önce içinin boşaltılması, sonra da adım adım tasfiye edilmesiyle ilerleyen süreç, artık ümmet-millet çelişmesine gelip dayanmıştır.

İşte Erdoğan’ın “Laz mıyım, Türk müyüm” sorusu, bu çelişmeye ümmet yanıtı verebilme gayretine işaret ediyor. Erdoğan babasına sorduğu bu sorudan hareketle elindeki güç üzerinden devlete ve topluma şu dayatmayı yapıyor: “Millet yok, ümmet var!”

Nasıl? “Laz da değilim, Türk de değilim; Müslümanım” yanıtı üzerinden…

Nitekim Erdoğan dün de muhtarlara yaptığı konuşmada şöyle dedi: “Türkmüş, Kürtmüş, Lazmış, Arapmış, Çerkezmiş, Gürcüymüş, Boşnakmış… Bizde böyle bir şey yok.”

Elbette daha önce “milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım” diyen Erdoğan’ın bu konudaki gerçek tutumunu bilenlere, bu yeni açıklamalar sürpriz değildir.

MİLLET ETNİK DEĞİL SİYASAL BİR KAVRAMDIR

“Laz mıyım, Türk müyüm sorusu” iki kere yanlıştır. Zira Türk, Mustafa Kemal’in önderlik ettiği devrimle, bir kavimin adı olmaktan çıkmış, bir milletin adı olmuştur. Bu nedenle Mustafa Kemal şöyle demiştir: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”

Yani devrimle bir milli devlet kuran Türkiye halkları, yani Türkmenler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Aleviler, Sünniler ve elbette Müslüman olmayanlar azınlıklar, Türk milleti olmuştur.

Yani Türk artık etnik bir kavram değil, siyasal bir kavramdır; Türkmenlerin, Kürtlerin, Lazların, Çerkezlerin, Alevilerin, Sünnilerin ve elbette Müslüman olmayan azınlıkların ortak kimliğidir, üst kimliğidir, milli kimliğidir. Kabaca millet, milliyetlerin toplamıdır!

Dün 12 Eylül, bugün de mirasçısı olarak Erdoğanlar işte bu birliği çözmeye çalışmaktadırlar: Milleti yeninden ümmete dönüştürmeye gayret etmektedirler.

ABD’NİN SÜNNİ BLOK İHTİYACI

Erdoğan’ın en son İslam İşbirlği Örgütü toplantısında da görülen dış politikadaki “Sünniciliği” ile iç politikadaki ümmetçiliği birbirinin bütünleyenidir.

Erdoğan’ın Esad düşmanlığı, komşulara yönelik politikaları, Körfez dostluğu, Suudi Arabistan ortaklığı; hepsi aynı hedef nedeniyledir.

Bitirirken belirtelim: Erdoğan için zaman zaman söylenen “asıl hedefi halifelik” gibi iddialar da doğru değildir. Zira pratikte halifelik Sünniler gibi, Şiilerin de liderliğini gerektirir. Oysa Erdoğan, Atlantikçi pozisyonu gereği Şii karşıtlığında bir Sünni liderlik peşindedir!

Atlantik’e “halife değil, Sünni sultan Erdoğan” gerekmektedir!

Fakat en başta da belirttiğimiz gibi 150 yıldır bu coğrafyada devrim ile karşı devrim çarpışmaktadır. Ve ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, devrim süreci kazanmaya, tarihin tekerleği ileriye doğru dönmeye devam edecektir!

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir