Gültekin yazdı: “Beş bin yıllık akıl”

‘Çin, 1990’lardan itibaren dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline geldi.’

Çin, 1990’lardan itibaren dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline geldi. Ama Çinli yöneticiler bu yıllarda bile hâlâ kendilerinin yoksul bir ülke olduklarını, orta düzeyde gelişmiş bir ülke haline gelmek için en az bir elli yıla daha ihtiyaç duyduklarını belirttiler

Sun Tzu, Milattan Önce beşinci yüzyılda kaleme aldığı ünlü “Savaş Sanatı” adlı eserinde “Yüzlerce savaş kazanmak başarı değildir. Başarı, düşman askerlerinin savaşmadan teslim olmasını sağlamaktır” diye yazar. Elbette savaşı kazanacak gücünüz vardır. Ama “güç” kullanmak yerine, doğru strateji izleyerek “akıl”la savaşı kazandığınız zaman asıl başarıyı elde etmiş oluyorsunuz.

Sun Tzu ile birlikte aynı yüzyıllarda devlet yönetme ve savaş sanatı üzerine çok sayıda kitap yazıldı. Aynı dönemde Lao Tse ve Konfüçyüs gibi büyük filozoflar, Çin’in düşünce hayatını şekillendirdiler. Bununla birlikte genel kanaat, bütün bu kitaplarda yazılanların kaynağının en az bin, hatta iki bin yıl öncesine dayandığıdır.

Mao Zedung’un önderlik ettiği Çin Komünist Partisi’nin, kuruluşundan bugüne kadar izlediği politikalarda, işte bu beş bin yıllık mirasın büyük izlerini görüyoruz. Özellikle ÇHC’nin ekonomik ve siyasi olarak emperyalist Batı’yı geride bırakarak öne geçmesi, başka bir deyişle son 70 yıl içinde savaşmadan “düşmanını” yenmesi olayı tam da Sun Tzu’nun anlattığı durumun gerçekleşmesidir.

Esasen bütün büyük devrimleri gerçekleştirenler tarihlerine karşı benzer bir yaklaşım içinde olmuşlardır. Tarihlerinden güç alarak geleceğe yürümüşlerdir. Rusya’da Aleksandır Nevski’leri yüceltmeler benzer anlayışın sonucudur. Türkiye’de Kemalist Devrim’in, İslâmiyet öncesi Türk tarihine duyduğu ilgi; Sümer ve Hitit tarihinin gün ışığına çıkarılması yolunda gösterilen çabaları, da öyle…

Atatürk’ün daha 1921 yılında söylediği “Biz bize benzeriz” sözü, bir yanıyla Türkiye’nin diğer bütün ülkelerden farklılığını, diğer yanıyla ise işte o sağlam tarih bilgisinden güç alan özgüveni yansıtır.

KISA TARİHÇE

Tekrar Çin’e dönelim: Ne demek istediğimizi tam olarak anlatabilmek için Çin’in son 200 yılına kısaca göz atalım:

1900’lerin başında Çin’in dünya ekonomisi içindeki payı yüzde birler düzeyinde idi. Yüzyıl öncesinde ise, yani 1800’lerin başında Çin ekonomisi dünyanın en büyük ekonomisiydi. Sömürgeci soygun ve talan, bu büyük ülkeyi, insanlarının sokaklarda açlıktan öldüğü bir yoksulluğun içine düşürmüştü.

Yeryüzünün en büyük feodal imparatorluğu, devasa zenginliklerine göz diken kapitalist haydutlara karşı koyamadı. Ama beşbin yıllık bir uygarlığın merkezinin sömürgecilere boyun eğmesi de düşünülemezdi. Afyon savaşları ile başlayan sömürgeciliğe karşı uzun süreli mücadelenin son otuz yılına Komünist Parti önderlik etti. 1949’da emperyalist boyunduruk parçalandı. Çin Halk Cumhuriyeti kuruldu.

IMF, 2014 yılında satın alma gücü paritesi üzerinden yapılan hesaplamalara göre Çin ekonomisinin, ABD ekonomisini geride bırakarak dünyanın en büyük ekonomisi haline geldiğini duyurdu. Çin Halk Cumhuriyeti’nin girişimiyle 1995 yılında “Şanghay Beşlisi” olarak ilk adımları atılan oluşum, “Şanghay İşbirliği Örgütü” (ŞİÖ) adıyla son olarak Hindistan ve Pakistan’ı da içine alarak coğrafi, ekonomik, askeri ve siyasi olarak dünyanın en büyük gücü haline geldi.

ŞİÖ, 2016 yılında dünyada gerçekleşen ekonomik büyümenin yüzde 60’ından fazlasını gerçekleştiriyor. Çin, yalnız başına bu büyümenin yüzde 40’na sahip.

Çin’in, “Bir Kuşak Bir Yol Projesi” kapsamında bütün Asya ve Avrupa’yı birleştirmeyi hedefleyen yatırım hamlesinin tarihte örneği yoktur. Aynı şekilde Çin’in doğrudan yatırım ve karşılıksız yardım olarak Afrika ülkelerine gerçekleştirdiği sermaye transferi, bütün Batılı ülkelerin Afrika’ya yaptıkları sermaye ihracından çok daha fazladır.

Son olarak Çin’in başkenti Pekin’de 160 ülkeden 400 partinin toplanması, dünya siyasetinin ağırlık merkezinin Asya’ya kaydığını gösteren bir tarihi olaydır.

BEŞBİN YILLIK ARKA PLÂN

Bu büyük sıçramanın çeşitli nedenleri sayılabilir. Çin, beşbin yıllık tarihinin 2500 yıllık bölümünde dünyanın en büyük ekonomisiydi. Son 2200 yıllık bölümünde ise siyasal olarak hep merkezi bir idarenin yönetiminde oldu. Yani dünyanın başka bir yerinde olmayan kesintisiz bir devlet geleneğine sahip… Rusya ve Kanada’dan sonra coğrafi alan olarak dünyanın üçüncü büyük ülkesi… Çin’li Komünistlerin, en başından beri Mao Zedung’un önderliğinde Çin’e özgü bir sosyalizm inşasına girişebilmesinin böyle bir arka plânı vardır. İşte böylesine bir müktesabatın sahibi oldukları için, Sovyetler Birliği’nden gelen program ve strateji dayatmalarına direnebildiler.

Çin devriminin önderi Mao Zedung, Bilimsel Sosyalizmin dört büyük önderinden biri olarak kabul edilir. Hiç şüphe yok ki Mao’nun, bir Bilimsel Sosyalist olarak düşünce dünyasının şekillenmesinde, Marks, Engels ve Lenin’in tayin edici rolleri oldu. Nitekim Mao yazı ve konuşmalarında yeri geldiğinde bu gerçeği dile getirir.

Ama ilginçtir Mao’nun yazı ve konuşmalarında Bilimsel Sosyalizmin bu ustalarının eserlerine göndermeler çok azdır. Hele alıntılarla teori inşa çabası ise hiç yoktur.

Mao’nun yazı ve konuşmalarında eski Çin klasiklerine göndermeler ise sık sık yapılmaktadır. İşte Çin’deki sosyalizm inşasını, diğer bütün sosyalist devlet inşa denemelerinden farklı kılan budur.

Çin, 1990’lardan itibaren dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline geldi. Ama Çin’li yöneticiler bu yıllarda bile hâlâ kendilerinin yoksul bir ülke olduklarını, orta düzeyde gelişmiş bir ülke haline gelmek için en az bir elli yıla daha ihtiyaç duyduklarını, onun için uluslararası anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözülmesine herkesten çok Çin’in ihtiyacı olduğunu sürekli olarak vurguladılar. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan anlaşmazlıklarda veya ABD kaynaklı saldırılarda, Çin’in bugüne kadar hep düşük bir profil sergilemesinin ardında, o beş bin yıllık mücadele tecrübesinin derin izleri vardır.

SAVAŞ STRATEJİLERİ

Son yıllarda Çin’in siyasi ve askeri geleneğinin ürünü olan klasikler Kırmızı Kedi Yayınları tarafından Türkçeye kazandırıldı. Sun Bin’in “Kayıp Savaş Sanatı”, Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı”, ve Hroshi Moriya’nın derlediği “Çin Savaş Sanatında 36 Gizli Strateji” gibi eserler, Çin Halk Cumhuriyeti’nin bugüne kadar izlediği ve hâlâ izlemeye devam ettiği politikaya ilişkin önemli ipuçlarını içeriyor.

Herhangi bir yorum yapmadan söz konusu kitaplardan yapacağımız bazı alıntılara göz attığımızda, ÇKP’nin yüzyıllık tarihinde ve bugün izlediği politikaları uygularken nereden ilham aldığını görebiliriz.

“Ülkeniz diğerlerinden üstün bir güce sahip olduğunda dahi, zaferin sadece sizden yana olduğuna emin olmamalısınız. Bir anlık ihmal kaçınılmaz yenilgiyi doğurabilir. Barış zamanında bile sabırla stratejilerinizi düşünmeli ve kesin zaferi hedeflemelisiniz.” (Hiroshi Moriya, 36 Gizli Strateji, I. Bölüm, Kırmızı Kedi Yayınları.)

 “Savunma yönteminizin gizli olduğunu düşündüğünüzde, düşmanınızı izleme güdünüz zayıflar. Size tanıdık gelene bakmaya alışırsanız, şüphelenmeniz gereken zamanlarda şüphelenmeyi başaramazsınız.

“İnsanları hazırlıksız yakalayan zekice stratejilerin gizli olmaları gerekmez. Onlar açıkta da saklanabilirler. Gizli stratejiler genellikle şüpheci insanların dikkatli bakışlarının görebileceği yerlerde saklanır.” (Strateji I.)

“Düşmanlarınızla yüzleşirken onları bölmek gibisi yoktur. Bir düşmanın Yang’ı için Yin’inden kötüsü olamaz.” (Strateji 2.)

“Düşmanı yenmek için saldırıyı güçlendirmeniz zaruri değildir. Savunmanızı güçlendirir ve düşmanın yorgunluğundan yararlanırsanız dezavantajınızı avantaja çevirirsiniz.” (Strateji 4.)

“Doğu’da gürültü yapıp Batı’dan saldırın!” (Strateji 6.)

“Uyumsuzluk başlayıp kaos ortaya çıktığında, uzaktaki gölgelerde bekle. Şiddet ve bencil hareketler düşmanı içten yok eder” (Strateji 9.)

“Kılıcı, gülümsemenin arkasına sakla!” (Strateji 10.)

“Eğer bir fırsat görürseniz gecikmeden değerlendirmelisiniz, fırsat ne kadar küçük olursa olsun. Eğer elde edilecek bir kazanç varsa tereddüt etmemelisiniz.” (Strateji 12.)

“Eğer bir ordunun gücünün kaynağını ve liderini anlıyorsan onu yenebilirsin. Bu tür rakip topraklarına gelen ejderha gibidir; onu nasıl istersen öyle yenebilirsin.” (Strateji 18.)

“Zeki görünüp dikkatsiz davranmaktansa, bilerek aptal görünmek ve hareketten uzak durmak yeğdir. Saldırı plânları yapsan da bunları dışarıya belli etme.” (Strateji 27.)

“Durum aleyhte göründüğünde ve yenilgi ihtimali arttığında en iyisi kaçmaktır. Bu günkü geri çekiliş yarın ki zaferi getirebilir.” (Strateji 31.)

“Düşman askeri açıdan güçlü olduğunda ona doğrudan saldırmak bilgece olmaz. Zaferi garantilemek için düşman askerlerini birbirine düşürecek bir strateji kullanmak gerekir.” (Strateji 35.)

Çin Halk Cumhuriyeti’nin başarısında, işte bu “beş bin yıllık aklı” değerlendirebilen bir Öncü Parti’sinin varlığı ve o “aklı” kullanabilme yeteneğine sahip devlet adamlarının olmasının çok önemli bir payı vardır.

 

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


sanalbasin.com üyesidir