Köy Enstitüleri: Cumhuriyetin Kültür Devrimi

Köy Enstitüsü hareketi, Cumhuriyet’in “Kültür Devrimi”dir. Kültür Devriminin hedefi, yeni insanı yaratmak için, devrimin nefesini kitlelere ulaştırmaktır. Kurtuluş Savaşına katılan güçler arasında süren iki çizgi mücadelesi bu sürece de yansımıştır. Bu güçlerin bir bölümü açısından, bağımsızlık ve ülkenin tarihsel varlığını sürdürmek azami hedefti. Bu kesim, özellikle köylülüğü özgürleştirecek toplumsal dönüşümlere karşıydı. Oysa devrim açısından, köylülüğü milletleşme sürecine etkin biçimde katmak, yakıcı bir gereksinimdi.

DÜNYA EĞİTİM VE DEVRİM TARİHİNE ÖZGÜN BİR KATKI

Köy Enstitülerinin kuruluşuyla sonuçlanan arayış sürecinin başlangıç tarihi, 1935’tir. Devrimcilik ilkesinin altıncı ok olarak, aynı zamanda adı fırkadan partiye dönüşen CHP’nin tüzüğüne girdiği yılın da 1935 olması, kuşkusuz bir rastlantı değildir. Her ikisi de, devrimin toplumsal dönüşümü ilerleterek sürdürülmesi gereksinimine karşılık gelmektedir. Kent kökenli köy öğretmenleri ve eğitimin içeriğinin okuma yazma öğretmekten ibaret kalması, Cumhuriyeti köylere taşımada başarılı sonuç vermemiştir. O zaman, Cumhuriyet öncülerinin köylülüğün kendi içinden yaratılması ve eğitimin köylülüğün yakıcı gereksinimlerine yanıt verecek bir içeriğe kavuşturulması gereği ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşımın bir ürünü olarak tasarımlanan Köy Enstitüleri, Türk Devriminin yalnızca dünya eğitim tarihine değil, aynı zamanda dünya devrim tarihine özgün bir katkısıdır.

HEDEF: BÜTÜNCÜL İNSAN

İfadesini eğitim ve öğretim kavramları arasında gözetilen ayrımda bulan ikiliğe bütün toplumsal sistemlerde rastlanır. Bilgi ve beceri birikiminin aktarılması öğretime, belirli toplumsal ilişkilerin yeniden üretilmesi hedefi de eğitime karşılık gelir. Başka bir deyişle, öğretim aklı, eğitim de gönlü şekillendirmeyi amaçlar. Bir toplumsal sistem gericileştikçe, akıl ve gönül birliğini bozar. Hem aralarına set çeker, hem de birini diğerinin baskısı altına almaya çalışır. Günümüzde, Ortaçağ hurafeleriyle doldurulan sözde gönüller, aklı esir alır. Neoliberalizm öğretisi de, sözde aklı bencil çıkarlar peşinde koşmaya bağlayarak, gönlü tutsak eder.

Oysa Köy Enstitülerinin yaratmaya çalıştığı, bütüncül insandır. Onun için eğitim ve öğretim, ayrı kulvarlar izlemez. Amaç, eğitirken öğretmek, öğretirken eğitmektir. Bilgi, Cumhuriyet öncülüğünü pekiştirmek içindir. Cumhuriyet öncülüğü ise, insanı bilgiye susatır. Bugün ülkemizin en çok gereksinim duyduğu şeylerden biri, akıl ve gönül bütünlüğüdür. Türkiye’nin çıkışı, aklı gönlüne, gönlü aklına engel olan değil; aklı gönlünü coşturan, gönlü aklının önünü açan insandadır.

İŞ İÇİNDE VE İŞ ARACILIĞIYLA EĞİTİM

Eğitim ve öğretimi birleştirmenin, belki de bu iki etkinliği işle birleştirmekten başka yolu yoktur. Bilgi, iş içinde ve iş aracılığıyla yaşam savaşı içinde kazandırılırsa, eğitim ve öğretim birleşir. Yaşam savaşı eğitirken, bilmek yapmaya dönüşür. İş, yalnızca bilginin değil, aynı zamanda ahlakın da kaynağıdır. Bir yandan beceri elde edilirken, diğer yandan dayanışmanın gücü doğal olarak yaşanır.

Öğretimin işle birleştirilmesi, kapitalizmin de sıkça başvurduğu bir yöntemdir. Ama bu yaklaşım, dar faydacılıkla maluldür. Oysa Köy Enstitülerinin bakış açısı, işi, bilgiyi dar uzmanlık alanlarına sınırlandıran değil, tam tersine öğrencinin ufkunu bilim ve sanata açan bir hareket noktası olarak ele almaktır.

İNSAN EN ÖNEMLİ ULUSAL KAMU DEĞERİDİR

Köy enstitüleri, insanı ülkenin en önemli ulusal kamu değeri sayan bir anlayışın ürünüdür. Bu sürecin ülkemizin düşünce, kültür ve sanat hayatına seçkin değerler kazandırmış olduğu açıktır. Ama bu sonucu, bu kurumlardaki eğitim ve öğretimin seçkinci ve bireyci olmamasına borçluyuz. Çünkü aydın bir çoğunluk yaratırsanız, onun içinden seçkin bir azınlık sivrilir. Dayanışmanın gücünü duyumsamak, aklı ve gönlü özgürleştirir.

Bugün ülkemizin en çok gereksinim duyduğu şey, Köy Enstitülerinin imece ruhudur. Bu enstitüler, bilimsel bir yaklaşımla gözlem ve deneylere dayanılarak tasarımlanmış ve kurulmuştur. Bugün bize düşen görev, bu eğitim imecelerinin günümüz koşullarında nasıl yaşama geçirileceğini aynı bilimsel yaklaşımla yeniden kurgulamaktır.

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir