Lisinia Doğa’da doğallık fışkırıyor

Lisinia Doğa, Kanser Kâbusu Sebebiyle İlkel ve Doğal Bir Hayatı Öneriyor

Ailesinden 6 kişiyi kansere kurban vermiş olan Öztürk Sarıca, MÖ 300’lü yıllarda Burdur Gölü’nün kuzey kıyıları boyunca Söğüt Dağı’nın güney eteklerinde İlyas ile Karakent köyleri arasındaki arazide Pisidialıların kurduğu yerleşim yeri olan Lisinia’nın batı ucunda, “kansere karşı yaban hayatı ve temiz dünya için doğa projesi” diye adlandırdığı ilkel ve doğal küçük bir yaşam alanı kurmuş.

Burdur Belediyesi’nin vatandaşlara küçük bir Ramazan Bayramı hediyesi olarak sağladığı ulaşım imkânını kullanarak gittiğimiz Lisinia Doğa’da her şey doğal; taş, kaya ve ahşap malzeme; ancak ilkel ve doğal, medeniyetten uzak!

“İnsanların açgözlü varlıklar” olduğunu, “güç ve para kazanma hırsıyla tüm doğayı ve dünyayı katlettikleri”ni, “dünyanın sonunun geleceğini bile bile katliamlarını sürdürdükleri”ni ileri süren Sarıca, kamuoyunun merakını da ahşap çitlere astığı açıklama levhalarıyla tatmin etmiş: “Lisinia Doğa’nın maddi kaynağı, Sarıca ailesinin maddi birikimleri, 1993 yılından beri veteriner hekimlik gelirleri, Öztürk Sarıca’nın 9 yıllık büyükbaş hayvancılık gelirleri…” Ve ekliyor: “Lisinia Doğa, maddi destek ve bağış kabul etmez. İlk kurulduğunda hep söylemişlerdi. Ayrıca maddi kaynağının ne olduğu hep merak konusu olmuştur. Ancak iyi ki maddi destek ve bağış almamışız. Destek ve bağış alanlar yok olup gitti ya da içeriye düştü.”

Lisinia, sözlük anlam olarak “doğan ve batan güneşin, ay ışığının sudaki pırıltısı” demek… Bunun şiirsel karşılığı yakamozdur. Şarkısını hatırlarsınız. Çok içli ve lirik bir müziği vardır.

Yağmur yağar ıslanırsın vay aman

Güneş doğar kaybolursun vay aman

Ay ışığı der durursun vay aman

Yakamozsun sen

Sessiz sessiz ağlar gibisin vay aman

Zaman geldi gideceksin vay aman

Bırak ay gitsin sen kal bu gece,

Umudumsun sen.

Öztürk sarıca, Lisinia Doğa’nın kuruluş faaliyetlerine, özellikle tarım bakımından verimsiz, çorak bir arazide 2005 yılında başlıyor. Bu yönüyle büyük Atatürk’ün, şimdi torunları tarafından yağmalanan Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisini Ankara’nın sınırsız ıssızlığında ve verimli olmayan çorak bir arazisinde kurmaya başlamasını hatırlatıyor.

YURT DIŞINDA ÇOK HIZLI GELİŞEN ANCAK TÜRKİYE’DE

ÇOK YAVAŞ İŞLEYEN BU PROJEDE BAŞLANGIÇTA “ÖRGÜT EVİ MUAMELESİ” GÖRDÜK

Ancak Sarıca arazideki taş ve ahşap yapılaşmaya çeşitli gerekçelerle 4 yıl izin verilmediğini belirterek, bu engellemeyi “anlaşılmaz bir sebep” şeklinde değerlendirerek anlamlı ve ince bir eleştiri getirmekten de kaçınmıyor. Bundan dolayı projenin 4 yıl geç başladığını ifade ediyor. O dönemde “örgüt evi” muamelesi gördüklerinin altını çiziyor. Projenin en yavaş işlediği yerin Türkiye olduğunu, yurt dışında 30’u aşkın ülkede daha hızlı işleyen bir proje olduğunu vurguluyor.

Lisinia Doğa’yı, 2010, 2011,2012 yıllarında 45 bin civarında vatandaşın ziyaret ettiği belirtiliyor.

LİSİNİA DOĞA PROJESİ, KANSERE KARŞI BAŞLATILAN BİR PROJE

Sarıca, Lisinia Doğa’da başlatılan projenin kansere karşı başlatılan bir proje olduğunu ifade ederek kanserin ana kaynağının sadece sigara değil, kullanılan bütün kimyasallar ve günlük hayatta kullanılan eşyalar, “güzel görünen her şey” olduğunu iddia etti: Bu da bütün medeniyet anlamına geliyor.

Sıfır kimyasal üretimler yaptık. Cevizler ürettik; üretirken hiçbir kimyasal kullanmadık.

Eskiden yöresel olarak sarı karpuzlarımız vardı. Onları çoğalttık, tüm Türkiye’ye dağıttık.

Pembe domateslerin tohumlarını dağıttık.

Proje, doğal doğa anlamında ilk 100 projenin içindedir.

BURDUR GÖLÜ KURURSA HASTALIKLAR ARTAR

Burdur Gölü’nün kurumasına dikkat çektiklerini, Göl’ün suyunun çekilmesinde Burdur’u büyük bir tehlikenin beklediğini, yıllardır bunu anlattıklarını ama hiç kimsenin bu tehlikeyi anlamamaya çalıştığını belirten Sarıca, “Burdur Gölü kurursa belki bir görselinizi kaybedersiniz. Dünyanın sonu mudur, hayır! Ama Burdur Gölü çekildiğinde o tozlarla birlikte yaşayamazsınız. Sağlığınız bozulur. Akciğer hastalıkları başlar. Deri hastalıkları başlar. Alerjik hastalıklar başlar” diye konuştu.

GÖL’ÜN ÇEKİLMESİNİN SEBEBİ KEÇİ YASAKLAMASI VE ORTAYA ÇIKAN ET İHTİYACI

Kurumanın ve çekilmenin sebebi olarak da 1990’larda keçinin yasaklanması üzerine ortaya çıkan et ihtiyacını gösterdi. Bunun da Türkiye üzerinde oynan bir oyun olduğunu iddia etti.

EN STRATEJİK VARLIKLARIMIZDAN BİRİ

OLAN SUYU HEBA EDİYORUZ; ET İHTİYACI KÜÇÜKBAŞLA SAĞLANMALI

“Türkiye’nin jeopolitik anlamda 3 şeyinin çok önemli olduğu”nu vurgulayan Sarıca, bunların su,  konumu ve madenleri olduğunu, konumunu ve madenlerinin durumunun bilindiğini, su meselesinin ise keçinin yasaklanmasıyla yurt dışından getirilen inekler için yetiştirdiğimiz mısır ve yonca üretimi için suyu heba ettiğimizin altını çizdi. Türkiye’nin bu kadar süt üretimine ihtiyacı olmadığını, aksine et üretimine ihtiyacı olduğunu, bunu da küçükbaş hayvancılıkla sağlayabileceğini, ancak bu çözümü engelleyen birilerinin bulunduğunu ileri sürdü.

10-15 YIL İÇİNDE İÇME SUYUNA MUHTAÇ HALE GELEBİLİRİZ

Lisinia Doğa’da bu duruma dikkat çekmek amacıyla fazla suya ihtiyacı olmayan lavanta, ada çayı gibi aromatik bitkiler yetiştirdiklerini, küçükbaş hayvancılığa yöneltmek için çalışma yaptıklarını belirtti. Ve şöyle bir iddia da bulundu: “Türkiye, acilen adaçayı, lavanta gibi aromatik bitkilere ve küçükbaş hayvancılığa geçmelidir. Aksi takdirde 10-15 yıl içinde içme suyu bulamaz hale gelecektir. Şu anda büyük su şirketlerinin dünyadaki büyük su kartellerine satıldığını bilin.”

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir