Neoliberalizmin edebiyattaki yankıları: “Türkçe Edebiyat”

Ülkemizde 12 Eylül’le başlayan ve neoliberalizm yönüne kırılan dümenle devam eden değişim ve dönüşüm rüzgârları, 2000’lerde zirveye ulaştı. Önce toplumsallıktan bireye yönelen Türk edebiyatı gittikçe küçük burjuvazinin buhranları arasında sıkıştı kaldı. İnsana, topluma, emeğe yabancılaştı.

Dünyadaki eğitim kurumlarına ve bilimsel literatüre bakın, herkes bir ülkenin edebiyatı hakkında konuşacaksa, mutlaka şöyle bahseder: Türk edebiyatı, İngiliz edebiyatı, Fransız edebiyatı…

Millet olmakla edebiyat ve dil arasında sıkı bir bağlantı vardır. Fransız Devrimi ile başlayan uluslaşma süreci, ulusal devletlerle birlikte ulusal edebiyatları da yarattı. Bugünkü modern edebiyat, varlığını Fransız ve Sanayi devrimlerine borçludur.

Kendi tarihimize bakalım. Tanzimat’la başlayan süreç, Servet-i Fünûn, Fecr-i Âti, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet Edebiyatı ile devam etti. Bu dönem aynı zamanda arka arkaya gerçekleştirdiğimiz devrimlere denk düşer. 1876, 1908, 1920… Bugün modern Türk edebiyatından bahsedebiliyorsak, bunu 150 yıllık Milli Demokratik Devrim geleneğimize borçluyuz.

EDEBİYATA VİRÜS BULAŞTIRMAK

Kapitalizmin emperyalizme dönüşmesiyle beraber 20. yüzyılın hemen başında arka arkaya devrimler yaşandı. Özellikle 2. Dünya Savaşı ve ardından Soğuk Savaş yıllarında, emperyalizm ile mücadele devam ederken ve dünya devrimlerine yeni halkalar eklenirken, aynı zamanda kültür-sanat alanında da büyük bir mücadele yaşanıyordu.

Sovyetlerin yıkılışıyla yeni bir dönem başlıyordu. Fukuyama’lara göre tarihin sonu gelmiş, sınıf savaşımları bitmiş ve liberalizm egemenliğini ilan etmişti. Artık ulus devletler ve ulusal politikalar tarihe gömülmeli, yerine kültürcülük ve kimlikçilik egemen kılınmalıydı. Kitlelere edebiyat vasıtasıyla kimlikçilik ve çokkültürcülük pompalanıyordu. Neoliberalizm virüsü bir kere edebiyata bulaşmıştı.

 

TÜRK EDEBİYATINI TÜRKÇE EDEBİYATA ÇEVİRMEK

Ülkemizde 12 Eylül’le başlayan ve neoliberalizm yönüne kırılan dümenle devam eden değişim ve dönüşüm rüzgârları, 2000’lerde zirveye ulaştı. Önce toplumsallıktan bireye yönelen Türk edebiyatı, gittikçe küçük burjuvazinin buhranları arasında sıkıştı kaldı. İnsana, topluma, emeğe yabancılaştı. Yalnızlık, umutsuzluk, karamsarlık ve yenilgicilik dergicilikten tutun da romana kadar bütün edebiyat dünyasını sardı.

Edebiyatın içini çürüten neoliberalizm artık dışını da sarabilirdi. Çareyi uluslaşmanın yarattığı “Türk edebiyatı”“Türkçe edebiyata” çevirmekte buldu. Önce Türk şiiri antolojisi yerine Türkçe şiir antolojisi yazdılar. Orhan Kahyaoğlu’nun yaptığı iki ciltlik Modern Türkçe Şiiri Antolojisi için, “Neden Türk değil de Türkçe?” sorusuna şu yanıtı veriyor Kahyaoğlu: “Türkçe meselesi de, çoğu kişi gibi benim için de politik bir duyarlılıktan kaynaklanıyor. Bu toplumda, Anadolu’da birçok grubun, toplumun, topluluğun, farklı kesimlerin, kültürlerin, kimliklerin var olduğu, 20-30 yıldır gündemimizde. Ulus devlet denilen imgenin artık yıkılmaya doğru gitmesi sürecinde, biz de Türkiye’de bunu farklı bağlamlarda yer yer çok daha acı olarak yaşadığımız bir süreçte, bu kültürleri, kimlikleri hatta ulusları yok sayarak, o kimlikten gelmiş insanları yok sayarak, bir tavır takınmak, örneğin Roni Margulies’i Türk şiiri yazıyor gibi düşünmek bana hiç ahlaki gelmiyor.” (1)

Kahyaoğlu’nun sözlerinden uluslaşma sürecinin yarattığı milli edebiyatlar ile açık bir hesaplaşma sürecine girildiği ortada. Tabii yalnızca Türkçe Şiir Antolojisi değil, Resimli Türkçe Edebiyat Takvimleri de, kitaplaştırılarak karşımıza çıkıyor. (2)

ŞAİRİ TÜRKİYELİ YAPMAK

Ulus devletin yıkıldığını ve kültürleri korumak amacıyla etnik ve kültürel kimliklere alan açma politik duyarlılığı şaire ve yazara da yeni kılıflar uydurmak zorunda bırakıyor. Mesela 14-15 Aralık’ta Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen sempozyumda, kendine “ben, Türk şairi komünist Nazım Hikmet ben” diye tanımlayan Nazım Hikmet bir anda “Türkiyeli Şair” ilan edilebiliyor. (3)

Şairi Türkiyeli, şiiri Türkçe yapan anlayış, yalnızca ülkemizde değil edebiyatımızda da bölücülüğün ve ayrımcılığın kapılarını aralıyor. Ulusal edebiyatı çokkültürcülük ile yıkmaya çalışıyorlar. Peki, devrimlerle kazandığımız edebiyatımızı karşıdevrimle yıktıracak mıyız? Nazım’ın dediği gibi; “Bugün yapılan terör, Türk milletine karşıdır. Ve Türk milletini imha etmek için, yok etmek için yapılan terördür. Türk milleti yok olmaz. Binaenaleyh her şeye rağmen, Türk milleti yaşayacaktır.” Milletin yaşaması demek de, Türk edebiyatının yaşaması demektir…

Nadir Temeloğlu

nadirtemeloglu@gmail.com

DİPNOTLAR:

http://t24.com.tr/k24/yazi/orhankahyaoglu,471

http://tgb.gen.tr/haber/1574/-Turkiyeli-Sair—Ifadesine-Nazim-Hikmet-ten-Cevap

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir