OHAL, mecburiyet mi değil mi?

Olağanüstü ve kritik bir süreçten geçiyoruz. Olağanüstü dönemlerde normal ve mutat teknikler işe yaramaz. Olağanüstü durumlarda olağanüstü metodlar kullanılır. Olağanüstü şartlarda eğer olağan ve alışılmış mevcut araçları kullanırsanız başarılı olamazsınız. Eşyanın tabiatına da aykırıdır zaten.

Aklı başında herkes söyleyip duruyor; ‘olağanüstü bir dönemden geçiyoruz’ diye.

Türkiye, kritik şartlar yaşıyor; kritik bir süreçten geçiyor.

Amerika, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP’tan) vazgeçmiş değil; BOP’la Ortadoğu’nun haritasını yeniden çizmeye çalışıyor. Bu başlangıçta 1990’ların başında Sovyetlerin çökmesi sırasında başlayan küreselleşme sürecinde pek anlaşılmamıştı. Hatta 2000’lerin başında AK Parti iktidara geldiğinde Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “BOP Eşbaşkanlarından biriyiz” diyerek bunu övünç kaynağı yapıyordu. Hatta bundan daha vahim bir sözü vardı; “Diyarbakır’ı BOP’un başkenti yapacağız” diyordu. O zamanlar bunun ne anlama geldiğini ya kavramıyordu ya da henüz sürecin başında olunduğu için tehdit olarak algılamıyordu.

Ancak vatanseverler ve devrimciler, BOP’un bölge ve ülkemiz için tehlikesini başından kavramışlar, halkı aydınlatmaya başlamışlardı.

BOP, sadece Arap ülkelerini değil Türkiye’yi de hedef alan bir Amerikan projesiydi. Irak, Libya, Suriye derken sıranın Türkiye’ye ve İran’a geldiğini nihayet yöneticilerimiz Açılım sürecinin sonlarında anlamaya başladılar.

RİCE: “TÜRKİYE DÂHİL 22 ÜLKENİN SINIRLARI DEĞİŞECEK”

Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili en çarpıcı açıklama ABD’nin güvenlikten sorumlu danışmanı (bir ara Dışişleri Bakanı) Condoleezza Rice’ın 7 Ağustos 2003 Washington Post gazetesinde yayınlanan yazısında görüldü. Rice o yazısında, “BOP ile Türkiye dâhil 22 ülkenin sınırları değişecek” demişti; Irak’la başladı, Libya ile sürdü, Suriye’de ve Türkiye’de tıkandı. O zamanların BOP Eşbaşkanı bile 24 Temmuz 2015’ten beri BOP’u bozan başkan durumuna geldi.

Aslında kuzey Irak’ta kukla Kürt devleti kurulduğunda Türk ordusunun generalleri kavramışlardı durumu ve işin vahametini. Bunun için projeler de geliştirdiler. Örneğin Eşref Bitlis Paşa bu nedenle bir Amerikan suikastına kurban gitmişti.

Sonuçta pabucun pahalı olduğu, PKK/ HDP’lilerin “Rojava devrimi” dedikleri bir Suriye toprağı olan Ayn el Arap (Kobani) olayları sırasında ya da izleyen şartlarda anlaşıldı.

BOP’UN BOZULMASI, TÜRK ORDUSU’NUN,

ABD’NİN KARA KUVVETİNİ HENDEKLERE GÖMMESİYLE BAŞLADI

Birden bire Türk ordusu 24 Temmuz 2015 tarihinde ABD’nin “kara kuvvetim” dediği bölücü terör örgütü PKK’yi kazdığı ve özerklik hayalleri kurduğu hendeklere gömdü.

Türkiye’nin ikinci vatan savaşı başlamıştı.

Kimileri buna ikinci İstiklal Savaşı diyordu ve doğru teşhisti.

15 TEMMUZ GECESİ, TÜRKİYE İLE ABD TANK,

UÇAK VE HELİKOPTERLERLE, YANİ SİLAHLA ALENEN SAVAŞTI

ABD kara kuvvetinin hendeklere gömülmesinin ilk yıldönümü yaklaşırken Türkiye’yi yeniden Açılıma ve Barış sürecine döndürmek ve PKK’yi Türk ordusunun demir pençesinden kurtarmak amacıyla Amerika, ordu ve polis içine yerleştirdiği Gladyo’yu, FETÖ cuntasını harekete geçirdi. 15 Temmuz gecesi, Türkiye ile ABD resmen dünyanın gözleri önünde uçaklarıyla, tanklarıyla, helikopterleriyle savaştı. Ancak kaldırdığı taşı ayağına düşürdü. Erken doğuma zorlandığı için çocuk düştü ve öldü; Türk ordusu ve milletin birliği tarafından ezildi, püskürtüldü.

VATAN SAVAŞININ ŞABLONUNU BİR VERSELER!

24 Temmuz 2015, 15 Temmuz 2016 ve 24 Ağustos 2016’nın tarihsel içeriğini kavrayamayanlar, daha doğrucası bu olayları Erdoğan’a yakıştıramayanlar, özellikle de vatanımızın ve devletimizin banisi Atatürk’ün partisindeki müptezeller ve kifayetsiz muhterisler burun kıvırıyorlar. Ülkedeki ve dünyadaki sınıfsal çelişkileri doğru analiz edemeyenler –antiemperyalistliklerinde, solculuklarında, vatanseverliklerinde ne kadar samimi olurlarsa olsunlar vahim hatalara düşüyorlar; “vatan savaşıymış!”, “emperyalizme karşı savaşmış!”, “antiemperyalist savaşmış!” gibi küçümser pozlarda konuşuyorlar.

DEVLETİN DE4MİR YUMRUĞU

OLMADAN İSYAN NASIL BASTIRILIR VE TOPLUM NASIL TEMİZLENİR

İşte bu şartlarda, dünyanın en saldırgan, en terörist devleti olan ABD’nin devlet içine yerleştirdiği, devletin kılcal damarlarına kadar sirayet ettirdiği operasyonal kuvveti, CİA casusluk örgütü, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ’nün) giriştiği darbenin bastırılmasını ve püskürtülmesini izleyen süreçte, o nazik ve kritik şartlarda Olağanüstü Hal (OHAL) olmadan devleti ve toplumu nasıl yöneteceksiniz?

OHAL’LE “DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ” YARATMAK!

Sözcü Gazetesi’nde Tokmak köşesinde Rahmi Turan, 15 Temmuz 2016 tarihindeki “kanlı darbe girişimi”nden sonra ilan edilen OHAL’in Meclis’te AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla 4’ncü kez 3 ay daha uzatıldığını belirttiği “Dikensiz gül bahçesi!” başlıklı yazısında, OHAL’le siyasi iktidarın “dikensiz gül bahçesi” yarattığının altını çizerek, “iktidar, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile her istediğini yapıyor. Karşısında direnecek hiçbir engel yok. OHAL yasası nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne gitmek yok, itiraz hakkı yok, muhalefet yok. Yani dikensiz gül bahçesi… Bu yüzden iktidarın çok sevdiği OHAL’den vazgeçmeye hiç niyeti yok” şeklinde değerlendirmede bulunmaktadır.

İki kuvvet arasında silahlı bir kapışma gerçekleşmiş; yenilen taraf toplumun ve devletin “kılcal damarları”na ve en ücra dokularına kadar sirayet ettiği belirtilen bir kuvvet; olağan şartların metotlarıyla bu bastırmanın üstesinden gelinebilir mi?

Rahmi Turan gibi deneyimli ve usta bir gazetecinin nasıl bir böyle yorum yaptığı, nasıl böyle bir düşünce taşıdığı hayrete şayan doğrusu!

“GÜL BAHÇESİ”, DEVE “DİKEN”LERİNDEN OHAL’LE TEMİZLENİYOR

İnsanlık tarihine, toplumsal mücadeleler tarihine bakıyoruz; bütün böylesi kritik şartlarda hep olağanüstü metotlar kullanılmış.

Uzağa gitmeye gerek yok.

Önümüzde yakın tarihimiz var.

OLAĞANÜSTÜ ŞARTLARDA OLAĞANÜSTÜ

METOTLAR KULLANILIR; AKSİ TAKDİRDE YANİLGİ GELİR

Örneğin Kurtuluş Savaşı’mız var. Ülkenin her yeri müstevliler tarafından türlü gerekçelerle işgal edilmiş. Mustafa Kemal, doğudan bir dayanak noktası (bir direnç üssü) yaratarak batıyı kurtarmak amacıyla Samsun’a çıkmış. Bilinen aşamalardan geçerek Ankara’da BMM’ni açmış. Meclis bile bilinen şekillerden çok farklı. Meclis Hükümeti şeklinde bir siyasi iktidar kullanılıyor. Niçin? İstiklal Savaşı veriliyor. Olağanüstü şartlarda yaşanıyor. Olağanüstü metotlar kullanılmak zorunda. Emperyalistler ve İstanbul Hükümeti, Ankara’nın üzerine silahlı eşkıyalarını sürüyor. İç isyanlar olağan metotlarla bastırılabilir mi? İstiklal Mahkemeleri gibi olağanüstü metotlar kullanılmadan asayiş sağlanabilir mi?

İşte bu sebeplerden dolayı, FETÖ darbecileri devlet ve toplumdan temizlenene kadar, kurunun yanında yaş da yansa olağanüstü şartların devam etmesi milletin ve ülkenin menfaatinedir.

OHAL’den yakınanlar demokrasiyi ve hürriyetleri yanlış değerlendirenlerdir; ayrıca FETÖ’cüler ve PKK’lilerdir.

 

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir