Önkibar yazdı: “Siyasal İslamcılar askere niye düşman?”

 

 Gericilerin (fundamentalistler, siyasi İslamcılar, şeriatçılar ya da tarikat ve cemaatçilerin) Türk ordusu -hele general/ paşa- düşmanlıkları herkesin malumudur. Bu düşmanlığın tarihten gelen (tarihsel) kökleri vardır ve Abdülhamit ve Harekat Ordusu’na kadar uzar. Bütün mesele masa ve kasa meselesidir. Masa ve kasaları ta o zamandan kırılmaya ve engellenmeye başlanmıştır. Bunun hikayesini Aydınlık gazetesinin usta gazeteci ve cesur yazarı Sabahattin Önkibar’ın kaleminden KıvılcımHaber okuyucu ve izleyicilerin bilgi ve ilgilerine sunuyoruz.

Harekât Ordusu ile Mahmut Şevket Paşa’yı bilirsiniz.

1909’daki 31 Mart meczup isyanı ya da ihanetini bastıran ordu ile komutanıdır.

Türk siyasal İslamcıları o gün bugün Türk askerine kin kusarlar.

Öyle ki Balkan Savaşı’nda ordumuzun içine fitne ve nifak sokmaktan bile çekinmeyip “Enver olacağına Yunan olsun” bile diyebilmişlerdir.

Mustafa Kemal Atatürk’e olan hasımlıkları da, onun hareket ordusu kurmay başkanlığıyla başlar.

Vahdettin ihaneti dönemi ve akabindeki kurtuluş mücadelesi sürecinde siyasal İslamcılar hep karşı saftaydı.

TEKKELER AJAN ÜRETME ÇİFTLİĞİ

Şeyh Said ve benzeri MI6 (İngiliz istihbaratı) destekli dinci isyanlar bunun delilidir.

Dinciler Arap alfabesinin kaldırılması, laikliğe geçiş ve Tekke ile Zaviyelerin tasfiyesi ile kurulan yeni Cumhuriyeti küfür düzeni, Atatürk’ü ise deccal olarak sunmuşlardır.

Aslında irticanın Türkiye’deki tarihi çok çok eskidir.

Selçuklu ama özellikle de Osmanlı dönemlerimizde bazı tarikat guruplarının devlete ve onun silahlı gücü olan ordusuna itiraz ve hatta isyanları hep olmuştur.

Ancak özellikle Osmanlı’nın son dönemlerinde tarikat ve tekkeler ajan üretme çiftliklerine dönüştürülmüştür.

Peki, siyasal İslamın asker takıntısı ya da hasımlığı niçin mi?

Malum devlet denilen mekanizma otoritenin tek elde toplanmasıdır.

Devletler gücünü orduları aracılığı ile kullanır.

Bu gücü hiç kimse ile paylaşmazlar.

Paylaşılırsa orada devlet diye bir yapıdan söz edilemez.

Oysa iğdiş edilmiş sapkın İslam ve onun uzantıları olan tarikat ile cemaat şeylerine göre güç kullanıp otorite ihdas etmek sadece Allah’a aittir.

Ve Allah bu gücü yeryüzündeki halifesi aracılığı ile kullanır ve bu sadece bir kişidir.

Reklamdan sonra devam ediyor

Peki, kim midir Allah’ın yetkilerini kullanmaya memur olan o isim?

Hangi tarikat müridine sorarsanız sorun, o memur ya da halife kendi şeyhidir.

YERYÜZÜNDEKİ ACENTELER

Zerre abartısız bütün cemaatlerde bu böyledir yeni önderleri Allah’ın yer küredeki acentesidir.

Diyeceksiniz ki İslam hinterlandında yüzlerce, Türkiye’de onlarca tarikat ve cemaat var.

Evet var…

Ve bunların şeyhleri var!

Evet var…

Bu durumda Allah’ın dünyada bir tane olması gereken halife sayısı yüzlerce oluyor.

Evet, maalesef öyle oluyor.

Sadece bu tablo bile bu bakışın sapkın olduğunu gözler önüne seriyor.

İlaveten Allah’ın yeryüzündeki halifesinin kim olacağı ve nasıl belirlendiği meçhuldür.

Keza Kur’an ile sahih hadislerde böyle bir şey yok.

DAR-ÜL HARPTE EN BÜYÜK CİHAT

Bu genel boyuta ilaveten yukarıda belirtiğimiz gibi yedi düvele meydan okuyarak kurduğumuz Türkiye Cumhuriyeti’ne hasımlık Türkiye’deki siyasal İslam’ın adeta amentüsüdür.

Sadece tarikat ve cemaatler değil, İslam patentli bütün dinci siyasi oluşumlarda temel bakış budur.

İslamcı hareketlerin tamamına yakını laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni dar-ül harp yani kafir devlet olarak görürler.

Dolayısı ile böyle bir devleti soymayı ve tasfiye etmeyi büyük cihat sayarlar ki dincilerin ülkemizde yaptığı türlü hırsızlık ve yolsuzlukları bu bakışa oturttukları biliniyor.

Buradan hareketle de, laik Türkiye Cumhuriyetini kuran ve yakın zamana kadar ölesiye koruyan en önemli kurum olan Türk Silahlı Kuvvetlerine can düşmanıdırlar.

Öyle ki o bilinçaltı siyasal İslam genlerini taşıyan pek çok kişide hiç umulmadık anlarda tezahür eder.

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir