Perinçek’in Şeker Konferans konuşmasının videolu tam metni

“Şeker Vatandır, Vatan Satılmaz!”

Atomu Parçalarla Ama Türkiye’yi Parçalayamazlar

Milli ekonomiye, çiftçiye, Şeker işçisine, hayvan yetiştiricisine, besiciye, nakliyeciye, esnafa darbe olan Şeker özelleştirmesine karşı “Şeker Vatandır, Vatan Satılmaz” konulu bir konferans vermek üzere Burdur’a gelen Vatan Partisi lideri Dr. Doğu Perinçek, Türkiye’nin içinden geçtiği zor şartları ve yapılması gerekenleri, ne yapılması gerektiğini anlattı. Partisinin çözüm ilkeleri ve siyasetlerini açıkladı. Şeker fabrikalarının satılmasının milli ekonomiye darbe olduğunun altını çizen Perinçek, atomu böleceklerini, ama Türkiye’yi bölemeyeceklerini vurguladı.

1.VİDEO

2.VİDEO

3.VİDEO

4/1.VİDEO

5/2.VİDEO

6/3.VİDEO

Vatan Partisi lideri Dr. Doğu Perinçek’in konuşmacı olduğu, milli ekonomiye, çiftçiye, Şeker işçisine, hayvan yetiştiricisine, besiciye, nakliyeciye, esnafa darbe olan Şeker özelleştirmesine karşı “Şeker Vatandır, Vatan Satılmaz” konulu konferans, Aydınlık yazarı ve Ulusal Kanal programcısı, Atatürk’ün Toplu Eserleri’nin Genel Yayın Yönetmeni Şule Perinçek, Vatan Partisi’nin Burdur, Denizli ve Isparta il başkanları, Burdur Sivil Toplum Platformu ve BURTÜKODER Başkanı Kemal Arslan, partililer, Şeker işçileri ve vatandaşlar katıldı.

Açılış konuşmasını yapan İl Başkanı İbrahim Kılınç, katılımcıları selamladı.

İstiklal Marşı’nın söylenmesi ve şehitlere saygı duruşunun ardından konuşan Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek konuşması şöyle:

O ZAMAN ÖZELLEŞTİRMELERİ BİZE DAYATANLAR KAÇACAK DELİK ARAYACAK

Açış konuşmasına başlarken salona bakarak önyargı oluşturulmamasını, bu konferansın çalışmaları esnasında halkın Şeker’in özelleştirilmemesi için ne kadar kararlı olduğunu gördüklerini, insanımızın biraz kolaycılığa kaçtığını, bu sebeple böylesi toplantıları önemsemediğini belirten İbrahim Kılınç, “ne yapalım, şimdi insanımızın konumunu değiştirecek konumumuz yok. Gözlüyor, dinliyor ama sonunda ayağa kalkacak. Ve o zaman da bize bu özelleştirmeleri dayatanlar kaçacak delik arayacaklar” dedi.

Konuşmasının devamında Kılınç şunları söyledi:

SATA SATA BİTİREMEDİLER; BABALAR GİBİ SATTILAR

“Şimdi bu günlere nereden geldik arkadaşlar? Biliyorsunuz 24 Ocak kararları bize sopayla dayatıldı. Neydi o 24 Ocak kararları? Türkiye toplumsal bir değişime uğradı. O zamana kadar karma ekonomi uygulanıyordu. Ondan sonra serbest piyasa ekonomisi, liberalizm ve özelleştirmeler başladı. Özal’la başlayan bu özelleştirme programı peşinden gelen iktidarlarla devam etti. Sata sata bitiremediler, Babalar gibi sattılar. Bütün kamu kuruluşlarını birer birer elden çıkarttılar. Sonunda şeker fabrikalarının özelleştirilmesine geldik. Burdur halkının da kafasına dank etti. Şimdi Bütün sivil toplum örgütleri kendi çabalarıyla çalışmalar yapıyorlar. Şimdi önümüzdeki görev, sivil toplum örgütlerini biraraya getirerek şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşı daha güçlü bir şekilde dimdik ayakta durmaktır. Neden karşı çıkıyoruz?

BURDUR ŞEKER FABRİKASI BİNLERCE İNSANIN EKMEK KAPISI

“Hepimiz biliyoruz; Burdur Şeker Fabrikası 5 binin üzerinde pancar ekicisi, fabrika işçisi, nakliyecisi, hayvan besicisiyle büyük bir yaşam alanına hitapetmektedir.

SORUNLARI YARATANLAR O SORUNLARI ÇÖZEMEZLER

“Sorunları yaratanlar sorunları çözemezler. Bu sebeple borçlanma ekonomisinden kurtulup üretim ekonomisine geçmek zorundayız. Bu iradeyi iktidar yapacağız. Bunu başarabilmemiz için vatan bütünlüğünü sağlamamız, terörü bitirmemiz ve huzuru sağlamamız gerekiyor.

“Kalbimiz Afrin’de savaşan Mehmetçiğimizle birliktedir. ABD emperyalizmini bölgemizden söküp atacağız. Bölge güçleriyle barış egemen olacaktır. AKP iktidarının yok etmeye çalıştığı laiklik ve aydınlanmayı mutlaka gerçekleştireceğiz. Eğitimizde anasınıfından üniversite sona kadar çağdaş bir sistemi demokratik milli bir anlayışı egemen kılacağız, sağlık sistemini parasız yapacağız.

“Önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimi var. Bu seçimde burnunun önünü göremeyenlerle, sürekli aldatılanlarla, FETÖ’yle, PKK’yle işbirliği yapanlarla, Amerika’dan rol talep edenlerle bunu başarmamız mümkün değil. Liderler kolaylıkla ortaya çıkmıyor. Liderler ortalık toz dumanken, kimse önünü göremiyorken, halkına ışık tutan, yol gösteren insanlardır. Tıpkı Doğu Perinçek gibi… Şimdiye kadar kimsenin aldatamadığı, satın alamadığı hapislere atarak susturamadığı, işkencelerden geçirdiği, ellinin üzerinde kitabı, binlerce makalesi olan Sayın Genel Başkanım Doğu Perinçek le bu sorunu aşmamız mümkündür.

“Neden Doğu Perinçek? Bir söz vardır. İnsanların yaptıkları yapacaklarının teminatıdır diye. İki örnek vereceğiz; Ermeni soykırımının olmadığını bütün dünyaya tescil ettirdik 2 tane mahkeme kararıyla. Diğer de Ergenekon, Balyoz, askeri casusluk vs adlarla Türk ordusunu esir etmişlerdi. Kendi söylemleriyle “kafesledik” diyorlardı. 2014 yılında Türk ordusunu bu esaretten kurtardık. Bu Doğu

ATOMU PARÇALAYABİLİRLER AMA TÜRKİYE’Yİ PARÇALAYAMAZLAR

Perinçek’in önderliğinde oldu. Bunun için imzalarınızla Doğu Perinçek’e destek olmanızı istiyorum.”

Açış konuşmasından sonra Doğu Perinçek yaptığı konuşmada, “Burdur’umuzun değerli öncüleri, aydınları, sizin yüzünüzde Anadolu’yu görüyorum. Trakya’yı görüyorum. Vatanımızı görüyorum. Bakışlarınızda büyük, devrimci önderimiz Mustafa kemal Atatürk’ü görüyorum. Güven veriyorsunuz. Sizinle buluştuğumuz, kucaklaştığımız zaman şu inancımız pekişiyor, sağlamlaşıyor. Bu milleti kimse yıkamaz. Bu ülkeyi, bu vatanı kimse bölemez. Atomu parçalayabilirler ama Türkiye’yi parçalayamazlar” diye değerlendirmede bulundu.

Perinçek şunları söyledi:

ATLANTİKÇİLİK BİTMİŞTİR; ATATÜRKÇÜLÜĞÜN ZAMANI GELMİŞTİR

“Değerli arkadaşlar, bizim zamanımız geldi. Kimin zamanı, Türk milletinin zamanı geldi. Türk devrimciliğinin, Türk milli devrimciliğinin, Atatürkçülüğün, Türkiye emekçilerinin zamanı geldi. Niçin? Çünkü bu sistem bitmiştir. Bakın, 1945’ten bu yana, Atatürk devrimini tahrip ede ede kurdukları bu sistem bitmiştir. Bu sistem Türkiye’yi borca batırdı. Türkiye, borç batağında çırpınıyor. Bu sistem yalnız devleti borca batırmadı; bu sistem milleti borca batırdı. Türkiye’de bir referandum yapsanız, banka, kredi borcu olanlar, kasaba, manava borcu olanlar el kaldırsın deseniz, sanayicisi, tüccarı dâhil bu milletin neredeyse tamamı el kaldırır. Milleti borca batırdılar. Bir borçlu Türkiye, borçlu vatandaş ülkesi olduk. O nedenle bu sistem bitmiştir. Çünkü borçlanarak devam etmek artık mümkün değil.

TURGUT ÖZAL’LARIN NEOLİBERAL SİSTEMİ ARTIK BİTMİŞTİR

“Turgut Özal’la birlikte bir sistem kurdular. Kapıları açıyoruz. Dünya ekonomisiyle bütünleşiyoruz. Dünyayla rekabet edeceğiz. Gümrükleri kaldırıyoruz. Göreceksiniz, ürünlerimizi Amerika’lara satacağız. Avrupalara, Japonlara satacağız. O rüyayla bu döneme girildi. Şimdi n’oldu? Kapıdan, pencereden filler girdi. Kuyruklarını sallıyorlar. Çarşılarımız şangır şungur devriliyor. Tarımımız büyük oranda üretim yapma yeteneğini kaybetti. Sanayimize ağır darbeler indirdiler. Borçlana borçlana Türkiye nereye geldi? Vücudunu satma noktasına geldi. Etibanklardan, Sümerbanklardan, kömür ocaklarımızdan sonra şeker fabrikalarımızın satılması Türkiye’nin vücudunun satılmasıdır. Bunlar Cumhuriyet’in kurduğu temellerdir. Cumhuriyet’in milli ekonomisidir. Milli ekonomi olmazsa milli devlet yürümez. Milli devletin dayanağı milli ekonomidir. Milli devletin dayanağı Anadolu’nun çarşılarıdır. Çiftçisidir. Ekerdir, biçerdir. Hayvanı otlatanadır. Sonuç itibariyle bu sistem hem tarım hem sanayi üretimini tahrip etti. Gelinen noktada bu sistemde direnme imkânı bitti. Niçin? Çünkü size borç verenler sizin o borcu ödeyip ödeyemeyeceğiniz konusunda size güvenecekler. Dünya görüyor; Türkiye 430 milyar dolar borca batmış. Her yıl 50 milyar doların üzerinde ödeme açığı veriyor. Bakın, 9 milyar dolar Ocak ayının dış ticaret açığı idi. Bunu 12 ile çarpın. Ortalama 100 milyar dolar. Bunun içinden turizm gelirlerini, işçi gelirlerini çıkarın. Gene 50 milyar dolar bir dış ödeme açığımız var. Yani dış borcumuz bu sistemin içinde her yıl 60 milyar daha büyüyor. Bu durumda nasıl borç alacaksınız? Bitti artık o dönem.

BURDUR’DAN İLAN EDİYORUM; DİLENENELERİN

DÖNEMİ BİTMİŞTİR; ÜRETENLERİN DÖNEMİ BALAMIŞTIR

Dilenenlerin devri bitti. İlan ediyorum buradan, Burdur’dan; dilenenlerin hükümet olduğu dönem bitmiştir. Bundan sonra Türkiye’yi üretenler yönetecek. Üreticiler yönetecek.

Dilenenlerin hükümeti 1980’lerin başında kurulmaya başlanmıştı. O zaman partimiz çıktı, dedi ki; böyle gitmez arkadaş. Borç geliyor, o borçtan bir kısmını milletin cebine konuyor. Ardından borsa vurguncuları, dolar vurguncuları, sıcak para komisyoncuları kasaları doldurduktan sonra kalanın bir kısmıyla da bu milletin fakirinin fukarasının, işçisinin, çiftçisinin cebine konuyor. Şöyle bir ferahlar gibi oluyor. O dönem bitti. Şimdi herkes borçlandı. Türkiye borçlandı. Bu sistem çıkmaza girdi. Ancak sistem çıkmaza girdi, Türkiye değil. Türk milleti çıkmaza girmedi. Dilencileri sistemi çıkmaza girdi. Ufukta üreticilerin sistemi geliyor. Üretim ekonomisi gelecek Türkiye’nin başına oturacak. Bu kaçınılmaz bir şey. Onun için bugün en büyük yanlış umutsuzluk. Tabloya bakıp, bugünkü çıkmaza bakıp umutsuzluğa kapılmak büyük yanlış. Çözümsüzlük bizim çözümsüzlüğümüz değil. AKP’nin çözümsüzlüğü. Tayyip Erdoğan’ların çözümsüzlüğü. Atlantik sistemine bağlananların hepsinin çözümsüzlüğü. Atlantik sistemi b itmiştir. Atlantik sistemi bize iki şey dayattı. Bir borçlanacaksın dedi. Samanı bile benden alacaksın, pamuğu bile alacaksın dedi. Nasıl alacağım? Ben sana yüksek faizle borç vereceğim, öyle alacaksın. Nohudu, mercimeği, canlı cansız hayvanı, hepsini benden alacaksın. Senin otlaklarında meraların da yetiştirdiğinden daha ucuza vereceğim. Senin otlakların da meraların da artık sivrisinekler uçuşacak. Hayvanlar otlamayacak. İşte o dönem bitti. Bakın buradan ilan ediyorum, göreceksiniz, unutmayın b u sözümü; Tayyip Erdoğan’ların dönemi bitmiştir. Tayyip Erdoğan’ların bu koşullarda devam etmesi mümkün değil. Nasıl olacak? Üretenlerin partisi olan, vatanın bütünlüğünü savunan, üreten Türkiye’nin, birleşen Türkiye’nin partisi Vatan Partisi’ni hükümet yapacağız. Başka bir çıkış yolu yok. Ben hepimizin kafalarındaki duvarları, bulutları, kuşkuları, güvensizlikleri biliyorum. Arkaya baktığımız zaman ne görüyoruz? 2002’de getirdiler Tayyip Erdoğan’ları Amerika’nın savaş takvimin e göre başımıza oturttular. Turgut Özal ekonomisini, borçlanma ekonomisi en gaddar, en acımasız uygulamak için getirdiler, hükümet yaptılar. O zamandan beri 16 senedir bu yürüyor.

ARKAYA BAKMAYACAĞIZ; ÖNÜMÜZE,

GELECEĞE BAKACAĞIZ; EN BÜYÜK İHTİYACIMIZ UMUT

Arkaya baktığımız zaman her şey karanlık. Her şey umutsuzluk. Onun için arkaya bakmayacağız. Önümüze bakacağız. Geleceğe bakacağız. Eğer Mustafa Kemal Paşa1919-20 koşullarında arkaya baksaydı ne vardı? Yenilgiler vardı. Perişanlıklar vardı. Kolunu, bacağını Çanakkale’lerde, Kafkaslarda bırakan şehirler, gaziler vardı. Çöken bir ekonomi vardı. Ama Mustafa kemal önüne baktığı zaman neyi gördü? Bu millet esir olmaz. Bu millet bu karanlıktan çıkacak. Bu millet İngiliz’ini, Fransız’ını, onların üzerimize sürdüklerini, hepsini sürecek, Kafkas dağlarının ardına, Ege Denizi’ne, Akdeniz’e dökecek, bağımsız ayakta yaşayacak. Önüne baktığı zaman bunu gördü. Ondan sonra ne dedi? Ya İstiklal Ya Ölüm! İşte değerli arkadaşlar, böyle bir tarihi döneme girdik. Yani geleceğin geçmişte olmadığı bir döneme. Geçmişte olanlar yarın olmayacak. Yarın Tayyip Erdoğan’ların yönetimi olmayacak. Yarın borçlanma ekonomisi olmayacak. Yarın Amerika’yla ilişkiler, bağlantılar, Amerikan kelepçesi, Amerikan denetimi, Amerikan dayatması olmayacak. Bu millet artık o Amerikan Atlantik sisteminin dayatmalarına karşı başını kaldırmaya başlamıştır. Ve bunun öncüsü, önderi olarak da Vatan Partisi olarak da gurur duyuyoruz. Güven duyuyoruz. Ve yolumuza devam ediyoruz. Bahtımız açık. Önümüz açık. Bunu göreceğiz. Bunu g örmezsek kollarımıza kan gelmez. Damarlarımızda kan yürümez. Yürüdüğümüz yola güvenimiz olmaz. Yolumuza güveneceğiz. Geleceğe güveneceğiz.

YOLUNU SEVEN YORULMAZ; YOLUMUZ ATATÜRK YOLUDUR

Yolumuzu seviyoruz. Atatürk’ün yolunda yürüyoruz. Antalya’da konuşuyoruz. Orada bizim Turan Kul var şair. Konuşurken bu çıktı. Yolunu seven yorulmaz.

DOĞUDAN GÜNEŞİN DOĞUŞUNU

NASIL GÖRYORSAM MAZLUM MİLLETLERİN

EMPERYALİZME KARŞI İSYANININ YÜKSELİŞİNİ DE GÖRÜYORUM

Ülkemize, insanlarımıza umut taşıyacağız. İyimser olacağız. Sırtımızda umut taşıyacağız. Ellerimizde, kollarımızda umut taşıyacağız. Çünkü bu milletin en çok umuda ihtiyacı var. O umut kimde olur? Öncülerde olur. Öncüler tarihi gelişmeyi görür. Süreci görür. Önünü görür. Öncüler önünü gördüğü için halka topluma geleceği gösterir. Halka ışığı gösterir. Şu ışığı görüyor musun? Işığa bak der. Atatürk de söylemişti ya! Mısır Büyükelçisi geldiğinde. Sabaha kadar oturuyorlar. Sabaha doğru şafak atmaya başladığı zaman,  bakın diyor, nasıl güneşin doğudan doğduğunu görüyorsam, önümüzde de emperyalizme karşı Mazlum Milletlerin ayağa kalkacağını ve güneşin yükselişi gibi doğudan yükseleceğini, Mazlum Milletlerin emperyalizmi mahv-ü perişan edeceğini görüyorum dedi. Tarih 1934.

ATLANTİK ÇAĞI BİTTİ; ATATÜRK’ÜN

MAZLUMLARI YÜKSELİYOR; GÜNEŞ DOĞUDAN, ASYA’DAN DOĞUYOR

Bugün dünyaya bakıyoruz. Yükselen ne? Fakirler. O zaman Atatürk’ün mazlumlar dediği Hindistan’dı, Çin’di. Asya ülkeleriydi. Asya’dan yükselen bir güneş var. Atlantik çağı bitti. Amerika’nın yenilgi dönemine girdik. Amerika’nın borusu artık ötmüyor. Dünya siyasetinin, dünya ekonomisinin ağırlığı Asya’ya kaydı. Türkiye’nin birinci ticaret ortağı Çin. İkinci ticaret ortağı Rusya. Türkiye’nin güvenliğine bakıyoruz, Türkiye Suriye’yle, İran’la, Irak’la, Rusya’yla işbirliği yaparak güvenlik sorunlarını çözmeye başladı. Kimin politikası bu? Vatan Partisi’nin. AKP, Rus uçağını düşürdü. Biz koştuk Moskova’da Rusya’yla dostluğu sağladık. Tekrar siz salatalığını, domatesinizi Rusya’ya yolladınız. Rusya’dan turist gelmeye başladı.

VATAN PARTİSİ’NİN YARATTIĞI MODELLE YÜRÜYOR TÜRKİYE YOLUNA

Ve Rusya’yla askeri işbirliğine başladık. Sonuçlarını aldık. Nasıl oldu? Irak’ın kuzeyinde Amerika güya bir Kürdistan kurmak istiyordu. İkinci İsrail devleti. Türkiye, Irak, İran, Rusya, Suriye elele verdi. Amerika’nın Peşmergeleri Kerkük’ten silahlarını bırakıp kaçtılar. Bakın bu bir model. Şimdi o modelle Türkiye devam ediyor. Vatan Partisi bunu yaptı.

AKP iktidarı İran’a sövüp saydı. Koştuk İran’ın liderleriyle buluştuk. Ali Ekber Velayeti’yle birlikte bir basın toplantısı yaptık. Ve oradan bütün dünyaya ilan ettik. Vatan Partisi ve İran İslam Cumhuriyeti bütün dünyaya ilan ediyor; Amerika burada kesinlikle bir ikinci İsrail devleti kuramayacak. Amerika’nın ikinci İsrail devletine izin vermeyeceğiz. Bakın bu Eylül başında olan bir olay. İran’ın Türkiye’yle birleşmesi, bölge ülkeleriyle birleşmesi sonucunda Amerika’nın üzerimize sürdüğü PKK’si, Barzani’si silahları atıp kaçtılar. O model devam ediyor. Suriye’nin kuzeyinde de o model, Vatan Partisi’nin oluşturduğu o model gelmiş Türkiye’nin önünde duruyor. Tayyip Erdoğan’lar Suriye devlet Başkanı Esad’a “katil” diyor, ama bunun bedelini kim çekiyor? Kim ödüyor? Mehmetçik kanıyla ödüyor. Türk milletinin tamamı mantıklı., akıllı. Çocuğuyla, çoluğuyla, yaşlısıyla herkes şunu çok iyi görüyor; Suriye ile Türkiye elele verdiği zaman Suriye’nin kuzeyinde ne PKK kalır, ne PYD kalır, ne YPG kalır, ne IŞİD kalır, ne bölücü terör kalır, ne yobaz terörü kalır; hepsi silinip süpürülür. Türk ordusu zaten bunu yapıyor. Bunu daha hızlı, daha çabuk, daha etkili ve daha az kayıp vererek, ekonomi açısından da daha düşük maliyetle yürütmenin yolu Suriye’yle işbirliğidir. Bunu niçin söylüyorum?

VATAN PARTİSİ’NİN PROGRAMI ABANA ABANA TÜRKİYE’NİN ÖNÜNE GELİYOR

Vatan Partisi’nin programı her konuda hem ekonomide hem dış politikada özellikle komşularla işbirliğinde abana abana Türkiye’nin önüne geliyor. Türkiye’nin koşulları Vatan Partisi’nin programını davet ediyor. Gel diyor, sorunlarımı çöz. Ve geliyor. Bu süreç Vatan Partisi’nin iktidarıyla sonuçlanacaktır. Nasıl ki, Atatürk 1919’da 1920’de geldi Anadolu’ya çıktı, Ankara’da Meclis’i kurdu. O zaman hiç kimse inanmıyordu. Olmaz diyordu. Bu millet fakir diyordu. Erkek kalmadı diyordu savaşacak. Mustafa Kemal deli mi diyordu. Ama onun bilimsel bir matematiği vardı. Bilgisi vardı, görüyordu. Şimdi de Vatan Partisi görüyor. Görüyor ve milletimize bu ışığı bu aydınlığı taşıyor.

VATAN PARTİSİ’NİN 5 MADDELİK PROGRAMI ÖNÜMÜZDE

VATAN BÜTÜNLÜĞÜNÜ SAĞLAYACAĞIZ

5 maddelik programımız önümüzde arkadaşlar. Bir, vatan bütünlüğünü sağlayacağız. Terörü bitireceğiz. Suriye, Irak, İran ve Rusya’yla işbirliğini askeri boyutu dâhil her alanda geliştireceğiz. Bakın, Vatan Partisi iktidarında Suriye’nin kuzeyinde Afrin Harekâtı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin zaferiyle sonuçlanacak; hiç kuşkumuz yok! Ama Vatan Partisi iktidarın o bir hafta sürmez. Neden sürmez? Çünkü Türkiye’nin Suriye, İran ve Irak’la işbirliği karşısında PKK beyaz bayrağı çeker. Başka yapabileceği şey yoktur. Teslim olmaktan başka yapabileceği şey yoktur. İşte biz milletimize bunu vadediyoruz.

ÜRETİM EKONOMİSİNE GEÇECEĞİZ

İkincisi değerli arkadaşlar artık Türkiye üretim ekonomisine geçecek. Türkiye’nin borçlanmayla devam edemeyeceği, rakamlar ortada, AKP iktidarı da kıvranıp duruyor; çırpınıyor. Biz çırpınmayacağız. AKP çırpınabilir. Onun bataklıkta çırpınmaktan başka yapabileceği şey yok. Ama bizim çözümlerimiz var. Nedir onlar? Bir kere biz Türkiye’de üretilen hiçbir malı dışarıdan almayacağız. Yeteri kadar üretiliyorsa dışardan almayacağız. Dışardan fasulye, nohut, mercimek, et, saman, pamuk almayacağız. Şu anda bunları dışardan alıyoruz. Türkiye bundan 10 sene evvel kendi ürettiği yünlüyle, pamukluyla sırtını giydiriyordu. Kendi ürettiği buğdayıyla, ekmeğiyle, sütüyle, yoğurduyla, sebzesiyle, meyvesiyle, etiyle de kendi karnını doyuruyordu. Dünyada 6 ülke var. Şimdi görüyorsunuz tarım ürünlerini, hatta tohumu bile dışardan ithal ediyoruz. Oysa Türkiye’nin güneşi duruyor. Toprağı duruyor. Suyu duruyor. İnsanı duruyor. İnsanı suya bakıyor, güneşe bakıyor. Ama tarlalar ekilmiyor. Otlaklarda hayvanlar otlatılmıyor. Onun yerine ne oluyor? Dışarıdan ithal ediliyor. Bu döneme son vereceğiz. Diyeceğiz ki, Türkiye’de üretilen malları dışarıdan almıyoruz. Gümrüklerimizi dikiyoruz. Ve köylümüze dönüyoruz. Besicimize dönüyoruz ve diyoruz ki, üret arkadaş. Sana ucuz mazot veriyoruz. Nereden veriyorsun? İran’da mazot 50 kuruş. Bakın ben İran’a gittiğim zaman yalnız Amerika’nın Kürdistan planını bozmak için gitmedim. Aynı zamanda bunları konuştuk. İran’da mazotun litresi 50 kuruş. Burada 5,5 lira. İran’dan alınan çok ucuz mazotu, doğal gazı üreticiye, üretim için –yani üreticiye köylüye düğün yapsın diye, barda sazda harcasın diye kredi vermek değil, üretim için, besi yapsın, hayvancılık yapsın. Tarlaya gübresini atabilsin. Tohumunu ekebilsin. İlacını tarımda kullanabilsin. Traktörünü sürebilsin. Bunların hepsi sermayeyle, maliyetle olan işler. O imkânları sağlayacağız. Bir kere tarımımızı ayağa kaldıracağız. Bu birkaç yıl içinde olur. Bu aynı Türkiye’nin işgücünü Anadolu’da, köylerimizde, tarımımızda tutulmasını sağlar. Çoluk çocuk işsiz şehirlere koşup, şehirlerin kenarlarında kendisine bir delik bulup gecekondu bulup oralara sığınmak şeklinde değil, kendi köyünde kendi hayvanını, besisini yapacak, kendi tarlasını sürecek, kendi traktörünün üzerine oturacak. Tarımımızı ayağa kaldıracağız. İkincisi sanayimizi, küçük sanayimizi, orta sanayimizi destekleyeceğiz. Bütün özelleştirmeleri durduracağız. Buradan ilan ediyorum. Şeker fabrikalarını sattırmayacağız. Başbakan vaatlerde bulunuyor. Ben onları aldım, saklıyorum. Geçmişte Et Balık’lar da özelleştirilirken aynı nakaratlar söylenmişti. Hayır, efendim, özelleştiriyoruz ama buraların kapıları kapanmayacak. Buralardan işçi atılmayacak. Peki, niye özelleştiriyorsun? Özelleştirmenin bir amacı var. Buradaki işletmenin maliyetlerini düşürmek için özelleştiriyorsun. İşçiyi atacak. İşçi ücretlerini düşürecek. O süreçlerde gördük, özelleştirilen o kamu iktisadi teşebbüslerinin büyük çoğunluğunun kapısına kilitler vuruldu. Adam arsasını almak için girdi ihalelere. Şimdi Başbakan şimdi arsasını vermiyoruz diyor. Ama şunu görüyoruz, bu özelleştirme sonucunda o fabrikaların büyük ve önemli bir kısmının kapısına kilit vurulmasına yol açacak.  Çalışanların bir kısmı kapıya konacak. Onun için o sözlerini saklıyorum. Yarın gözünün önüne koyacağız onun. Onun için sattırmayacağız. Bu özelleştirmenin  sonuçları; bir sanayiye darbe. İstihdama yani çalışmaya darbe, işsizimiz artacak. İşçiye darbe. Tarıma darbe. Pancar üreticisisiniz. Hayvancılığa darbe. Küspe hayvan yemi olarak kullanılıyor. Halk sağlığına darbe. Birçok uzman diyor ki, pancardan değil de o tatlandırıcıdan yapılan şeker sağlığa zararlıdır. Kültüre darbe. Bizim Cumhuriyet ekonomisi, kamu iktisadi teşekkülleri aynı zamanda modernleşme, çağdaşlaşma, uygarlık getiren kurumlar. Benim 2 tane eniştem biri iplik fabrikasında diğeri şeker fabrikasında çalışıyordu. Halalarımın kocaları. O şeker fabrikaları, iplik fabrikaları aynı zamanda neydi, insanların toplandığı, buluştuğu, birlikte düğün yaptığı, Cumhuriyet kültürüyle, çağdaş hayatla tanıştığı, kadın-erkek toplantılar yapabildiği; aynı zamanda bunlar kültürel aydınlanmanın en önemli merkezleriydi. Ve Türkiye’yi kucaklaştırıyordu. Burdur’daki işçi örneğin Diyarbakır’daki fabrikada çalışıyor. Şırnak’taki adam gelip Burdur Şeker Fabrikası’nda çalışıyor. O fabrikalarda Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki yurttaşlarımız birbirleriyle tanışıyor. Böylece Türk milleti birleşiyor, kaynaşıyor. O tür bir işlevi de vardı. Onun için kritik sektörlerde, çok önemli, belirleyici sektörlerde, enerji gibi, ulaştırma gibi, iletişim gibi, gıda güvenliği gibi bu tür kritik sektörlerdeki özelleştirmeleri de tekrar kamulaştıracağız. Buraları tekrar istihdam alanları haline getireceğiz.

Zonguldak dağının altında tam 50 milyon ton kömür rezervi yatıyor. O kömür orada duruyor. Biz kömürü nereden alıyoruz? Ta Güney Afrika’dan, Ukrayna’dan, Rusya’dan… Yani Zonguldak dağının altındaki kömürü çıkartmıyoruz, oralardan kömür alıyoruz. Bilmiyor muyuz çıkartmayı? Biliyorduk, çıkartıyorduk. Atatürk’ten beri o kömür ocakları çalışıyordu. 44 bin işçi çalışıyordu. Şimdi 12-13 bin… 7’şer kişilik aileler büyük, 300-400 bin nüfus oradan geçiniyordu. Şimdi özelleştirmeler devam ediyor, daha da düşecek. Ama kömür Zonguldak dağının altında yatmaya devam edecek. Efendim niye çıkartmıyoruz kömürü? Maliyeti yüksek. Olsun, para burada kalıyor. İşçi çalışıyor. Biz Güney Afrika’daki işçilerin ücretini ödeyecek, oradaki maden sahibine de bir kar sağlayan bir sistem… Ama kendi işçimizi sokağa atıyoruz. Bu sistem Amerika’ya yarayan bir sistem. Ne yapacağız? Madenimizi, kömürümüzü kendimiz çıkaracağız. Kendimizin zaten koskoca 80 milyonluk bir iç pazarımız var. Burada maliyetler yükseldiği zaman işçi ücretlerini de ona göre yükselteceğiz. Köylü gelirlerini ona göre yükselteceğiz. Memur maaşlarını ona göre yükselteceğiz. Ve dengeyi sağlayacağız. Bizim getireceğimiz üretim ekonomisinde esas hem tarımda hem sanayide küçük orta sanayide kendi yerli üretimimiz esas olacak. Dışardan ne alacağız? Yapamadıklarımızı dışarıdan alacağız. Yarın onları da yapacağız. İleri teknolojinin yolu da yerli üretimi büyütmekten geçer.

BÖLGE MERKEZLİ DIŞ POLİTİKA UYGULAYACAĞIZ

Üçüncüsü komşularımızla işbirliği yapacağız. Yapmaya başladık. Vatan Partisi icraat yapan parti. Yalnız vaatlerde bulunmuyor, yalnız söz söylemiyor. Rusya’ya koşuyor, İran’a koşuyor. Irak’a, Suriye’ye koşuyor. Çin’e koşuyor. Niçin? Türkiye’nin menfaatleri için. Türkiye’nin güvenliğini sağlamak için. Türk askerinin ve polisinin zaferi için. Türkiye ekonomisinin geleceği için. Çünkü artık Türkiye ekonomisinin birinci ortağı Çin, ikincisi Rusya’dır. Türkiye ekonomisi Asya’yla bütünleşmeye başladı. Atlantik sisteminden çıktı. Vatan Partisi’nin politikası Türkiye’nin gündemine geldi. Biz komşularımızla işbirliği ile verimli bir şekilde geliştireceğiz.

MİLLİ, ÇAĞDAŞ, BİLİMSEL, DEMOKRATİK BRİ EĞİTİM SİSTEMİ KURACAĞIZ

Dördüncü madde çağdaş, bilimsel, milli, fedakârlığa dayanan, vatanını ülkesini seven bir gençlik yetiştirmek için bir eğitim sistemi. Tıpkı Türkiye Gençlik Birliği (TGB) gibi. Vatan Partisi Öncü Gençlik gibi. Vatan Partisi henüz iktidara gelmeden bir gençlik yetiştirmeye başladı. Bakıyorsunuz bazen sel gibi milyonlar oluyor ve Ankara’da Anıtkabir’e yürüyor. Amerikan’ın adamı geliyor, Tillerson; gidiyor Ankara Palas’ın kapısında onu protesto ediyor. İncirlik’in kapısına dayanıyor; Amerikan üssü buradan defolsun  gitsin diye haykırıyor. Vatanına bağlı, büyüğüne saygılı. Bizim geleneklerimiz terbiyedir. Atatürk’e bağlı devrimci bir gençlik yetiştirdik. Şimdi onbinler yüzbinler. Ama yarın bütün Türkiye gençliğine öyle yetiştireceğiz. Yani menfaatçi değil. Arkadaşına çelme takan değil. Kendisini düşünen değil. Milletini, vatanını düşünen, Atatürk devrimine bağlı, varlığını Türk milletinin varlığına armağan etmiş bir gençlik yetiştireceğiz. Laik bilimsel bir eğitim sistemi kuracağız. Hurafelerle bir toplumu yönetemezsiniz. Ekonominin çarkını çeviremezsiniz.

VATAN BÜTÜNLÜĞÜNÜ SAĞLAYACAK,

TERÖRE KARŞI KARALI MÜCADELE EDECEK, ÜRETİM

EKONOMİSİNE ÖNDERLİK EDECEK, DIŞARIYA KARŞI BAŞI DİK CUMHURBAŞKANI

Türkiye bir Cumhurbaşkanı seçimine gidiyor. Cumhurbaşkanı artık eski Cumhurbaşkanı değil. Yeni Anayasa değişikliğine göre Cumhurbaşkanı Hükümet Başkanı. Eskiden Cumhurbaşkanı Çankaya’da oturur, elçileri kabul eder, onlarla kahve içer, çay içer vs. Artık o yok. Yeni Cumhurbaşkanı hükümeti kuracak. Hükümet programını Cumhurbaşkanı yapacak. Hükümet üyelerini Cumhurbaşkanı seçecek. Yani Türkiye’yi yönetecek. Artık Başbakanlık önümüzdeki ilk seçimden itibaren kalkıyor. O zaman Cumhurbaşkanını buna göre seçeceğiz. Kim Türkiye’de vatan bütünlüğünü sağlar, teröre karşı mücadele eder. Kim üretim ekonomisinin kuruluşuna önderlik edebilir. Kim yabancılara boyun eğmez. Kim dışarıya karşı başını dik tutabilir? Bu soruyu araştıracağız. Halkımıza yaptıklarımızla yöneleceğiz. Vatan Partisi geçtiğimiz yıllarda önemli başarılar kazandı, önemli icraatlar yaptı. Silivri duvarlarını Vatan Partisi’nin önderliğinde hep birlikte yıktık. Bu duvar Türkiye’nin önüne konan duvardı. Türk ordusun u o duvarın içine sokmuşlardı.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


sanalbasin.com üyesidir