Sami Selçuk ne kadar başarılı olur?

Ayrıca Milli Eğitim’de sorunlar 1970’lerde mi başladı?

Okul öncesi eğitimden başlayarak eğitim yatırımlarına, ders kitaplarının hazırlanmasından eğitim yöneticilerinin belirlenmesine, sınıf mevcutlarından, derslik, okul, öğretmen açıklarına, müfredat programlarından altı oyulan Cumhuriyet ve milli eğitimin temellerine kadar eğitimin hemen her aşaması ve her yerinde köklü bir değişime gerçekten ihtiyaç bulunmaktadır.  Ancak 16 yıldır hemen hemen her yıl yeni gelen Mili Eğitim Bakanı’nın ilk sözü olan “eğitimde köklü değişiklik şart” söylemini Cumhurbaşkanlığı Sisteminin ilk Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’tan da duymamız ne anlama gelmektedir?

Eğitim bilimi alanında profesörlük unvanına sahip olan, sınıf öğretmenliği ana bilim dalında öğretim görevlisi olarak da görev almış bulunan Ziya Selçuk köklü değişiklik konusunda ne kadar samimi ve içeriği nasıl düşünmektedir? Bunu bekleyip göreceğiz ama biz, Prof. Dr. Selçuk’un zamanı şaşırmasına değineceğiz.

Eğitim Bakanı, eğitimde köklü değişim sinyalleri veriyor. “1970’lerde bozulan sistemi tamamen değiştireceğiz” dedi.

Peki, Türkiye’deki bitmeyen eğitim sorunu nasıl başlamıştır? Gerçek bozulma tarihi 1970 midir? Eğitimi gizli anlaşma ile bitiren hükümet hangisidir?

İşte KıvılcımHaber okuyucu ve izleyicilerine bu konuda değerli bir araştırma!

  • Türk eğitim sisteminin bozulması öncelikle Atatürk’ün ölümü ile başlar. İsmet İnönü tarafından 11 Kasım 1938’de İçişleri Bakanı yapılan Refik Saydam “Devlet A’dan Z’ye bozuktur” demiştir.
  • 1941 yılında ise Atatürk tarafından yazdırılan kitaplar müfredattan kaldırılır.
  • İnönü, 2. dünya savaşının sonlarına doğru çok ölümcül diplomatik bir hata yaptı. Rusların yenileceğini düşünerek Almanlarla gizli görüşmeler gerçekleştirildi. Ruslar Berlin’e girdiğinde bu diplomasinin tüm evraklarını ele geçirdi.
  • Böylece Türk-Rus dostluğu çöktü.
  • Ruslar savaşın ardından Türkiye’den toprak talebinde bulununca, İnönü çareyi ABD ittifakında aradı. ABD fırsatı çok iyi değerlendirerek Türkiye’yi adım adım avucuna almaya başladı.
  • İlk anlaşma 23 Şubat 1945’te imzalandı ve Amerikan ajanları Türk ordusuna sızmaya başladı.
  • Bu anlaşma ile birlikte bir Amerikan heyeti Türk ordusunu inceleyip lazım olan silah/cephane listesini çıkarmak Ankara’ya geldi. Amerikan heyetinin oluşturduğu listedeki silahların alınabilmesi için 27 Şubat 1946’da 10 milyon dolarlık kredi anlaşması imzalandı.
  • Bu anlaşmayla alınan kredinin nasıl ödeneceğiyle ilgili olarak 6 Aralık 1946 tarihli yeni bir anlaşma imzalanır. Bu anlaşmaya göre ABD borç karşılığı Türkiye’de kullandığı gayrimenkulleri satın alabilecekti.
  • Evet, yanlış anlamadınız. Binalar ve arsalar ABD’ye satılacaktı!
  • Kanunlara göre yabancılara taşınmaz satılması mümkün değildi. Fakat anlaşmanın 2. maddesine göre Türkiye satışın gerçekleştirilebilmesi için gayret sarf edecekti.
  • Hükümet yasağa takılmamak için 10 Şubat 1947’de yeni bir kanun çıkardı ve gayrimenkullerin satışı sağlandı.
  • 10 milyon dolarlık kredinin ödemeleri 1947 senesinde başladı. Fakat Türkiye borçlarını aksattı. ABD bu duruma karşı 10 Şubat 1947 tarihinde yeni bir anlaşma önerdi: EĞİTİM ANLAŞMASI!
  • Anlaşmaya göre Türkiye parayı ABD’ye ödemek yerine TC Merkez Bankası’nda bir hesap açıp oraya ödeyecek, ABD bu parayı EĞİTİM ANLAŞMASI hükümlerine göre dilediği gibi kullanacaktı.
  • Para, 4’ü Türk 5’i Amerikan olan 9 kişilik EĞİTİM KOMİSYONU tarafından çoğunluk esasına göre (Yani ABD lehine) alınan kararlar doğrultusunda harcanacaktı. Komisyon, 27 Aralık 1949 tarihli anlaşmanın imkân verdiği tüm hak ve yetkilerle ilgili karar verme hakkına sahipti.
  • Anlaşmaya göre komisyonun birçok yetkisi bulunuyor. Komisyon ABD’den seçilen öğrencilerin Türkiye’de eğitim, araştırma, öğrenim ve diğer eğitim faaliyetlerinde bulunmasını sağlayabiliyor.
  • Dikkat edin “ve diğer eğitim faaliyetleri” hükmü bulunuyor.
  • Bu “ve diğer eğitim faaliyetleri” hiç de masum değil. Çünkü sınırsız bir kapsamı bulunuyor. Komisyon ABD’den “öğrenci adı altında” getireceği herkesi memlekette araştırma ve akla gelebilecek her türlü “eğitim” faaliyeti altında kullanabilme yetkisine sahip oluyor.
  • Üstelik ABD dışişleri bu öğrenci görünümlü tipleri her türlü finanse etme yetkisine sahipti. Komisyon ayrıca Türkiye’de burs vermek, burs vermek için memur tayin etmek gibi haklara sahipti. Paraları ABD dışişleri karşılayacaktı.
  • Komisyon ayrıca her sene ABD dışişleri bakanına rapor sunma hakkına sahipti. Türkiye sınırları içerisinde tamamen denetimsiz şekilde memur tayin edebilen, öğrenci adı altında üniversitelere ajan yerleştirebilen ve her yıl rapor vermek hakkında sahip bir komisyon!
  • ABD Türkiye’ye silah satıyor. Bunun için 10 milyon dolar borç veriyor. Borcu geri alabilmek için de eğitim anlaşması imzalayıp tam donanımlı bağımsız bir “eğitim komisyonu” kuruluyor. Anlaşma 18 Mart 1950’de 18116 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanıyor!
  • Komisyon 1950 yılında derhal harekete geçip ilk nesil öğrencileri alıp ABD’ye gönderiyor. Genç Sami, o yıl ABD’ye gönderilenlerden biridir. Okulu bitirir bitirmez ünlü Morrison Şirketi’nde çalışır. 1953’te geri döner ve Seyhan Barajı proje müdürlüğüne atanır.
  • Sami sadece 2 yıl sonra 1955’te DSİ müdürü olur. Hızlı yükselir. Türkiye 1960’larda darbeye yürürken, Sami yeniden ABD’ye gidiyor. Çalışıyor. Ve darbeden sonra Türkiye’ye geliyor. Kısa süre içerisinde Demokrat Parti’nin devamı olarak kurulan Adalet Parti’sinin başına geçiyor!
  • 1955’te kimsenin tanımadığı Sami, DSİ müdürü yapıldı. On yıl sonra aynı Sami, 1965’te başbakan oldu. Kimse bu kadar hızlı yükselmemiştir. Ama Sami, istisnadır! Tam adıyla, Sami Süleyman Demirel!
  • Demirel’den iki yıl sonra 1952’de bu kez Halil ABD’ye gönderilir. Demirel 1965’te başbakan olunca, Halil’i danışmanı olarak yanına alır. Kısa süre sonra Halil’i 1967’de Devlet Planlama Müsteşarı yapar. Halil de hızlı yükselmektedir! Demirel 60 darbesinden önce ABD’ye gitmiştir. Halil de 1971 muhtırasından önce ABD’ye gider. Dünya Bankası’nda çalışmaya başlar! Başbakan olan Demirel kendisini yine DPT’ye atar. Bu esnada Dünya Bankası’nda görevli olan Kemal, Türkiye hakkında rapor yayınlar.
  • Raporu hazırlayan Kemal 1949’da doğdu. İngiltere’de okudu. Sonra ABD’ye geçti. Kemal’i 1973’te ODTÜ’ye geldi. Ecevit’in danışmanı oldu. Sonra Dünya Bankası’na geçti. Yayınladığı raporda Türkiye’nin sanayiyi bırakıp tarıma yönelmesini, IMF ile anlaşmasını öğütlüyordu.
  • Kemal’in raporunda yayınlanan çoğu öğüt 24 Ocak 1980 kararları ile kabul edildi. Kararları Halil yazmıştı. 12 Eylül’de darbe olunca herkes hapse atıldı. Ama Halil serbestti. Kenan Evren onu darbe hükümetinde bakan yaptı. 22 ay boyunca görevini sürdürdü.
  • 1983 yılında seçimler yapılacaktı. Kenan Evren eski siyasetçilere izin vermiyordu. Sadece 2 asker kökenli siyasetçi parti kurabildi. Halil bu esnada ABD’ye gitti. Döndü, parti kurdu. Evren izin vermişti. Seçimi Halil kazandı, başbakan oldu. Tam adıyla: Halil Turgut ÖZAL!
  • Eğitim anlaşması imzalandıktan sonra ABD’ye gönderilen öğrenciler bir şekilde devlet kademesine getiriliyor, hızla yükseltiliyor ve hatta bir şekilde başbakan olabiliyordu. Arkadaşlar, bu komisyon hala aktif şekilde faaliyetlerini sürdürüyor!
  • Türkiye’nin Sovyet tehdidi ile ABD’ye yanaşıp silah alabilmek için kullandığı kredinin geri ödenmesi kapsamında kurulan bir tam donanımlı eğitim komisyonu, aradan geçen 68 yıla rağmen hala ayakta, tuhaf değil mi?
  • Bugün artık Sovyet tehdidi bitmiştir. Türkiye güçlenmiştir. Silah anlaşması da, borç da kalmamıştır. Buna rağmen kurulan eğitim komisyonu neden hala aktiftir?
  • Türkiye bu komisyonu dağıtıp daha iyi şartlarda, daha haysiyetli maddelere sahip bir anlaşma yapamaz mı?
  • ABD bunu sadece Türkiye’de değil, dünyanın bir çok noktasında yapmıştır. Eğitim kanalıyla, sızmak istediği ülkede devşirmeler yetiştirmiş, onları sağladığı güçle yüksek mevkilere çıkarmış ve kullanmıştır. Haritaya iyi bakın. Her bir nokta, bir eğitim komisyonu!
  • ABD, dünyanın çeşitli ülkelerinden bulup yetiştirdiği kişileri o ülkelerde başa getirmiştir. Afganistan, Kolombiya, Kenya, Yeni Zelanda hatta Fransa’da bile! Listeye çok iyi bakın!
  • Sadece liderler değil, bakanlar, müsteşarlar, emniyet müdürleri hatta generaller… Bir çok yönetici, ABD’nin eğitim komisyonu adı altında çalışan teşkilatlar sayesinde eğitilip mevki sahibi yapılmıştır.
  • Bu arada… 1970’lerde Türkiye’ye öğütler yazan Kemal’i unuttuk. Kendisi yıllar sonra IMF’nin emriyle bakan olmuştur!
  • Uluslararası Kalkındırma Fonu başkanı Richard Podol 1975’te bakın ne söylüyor: Önemli mevkilerde Amerikan eğitimi görmemiş bir yönetici kalmamıştır. Yardım kuruluşu tüm gayretleri bu gruba yönlendirmelidir. Geniş ölçüde Türk idarecilerini DEVŞİRMEK gerekir.

Bu Haberi Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


sanalbasin.com üyesidir