SİZİ GİDİ KORKAK TAVUKLAR SİZİ!

Türkiye siyasi hayatının geleceğinin düğümlendiği, majestelerinin muhalefeti işleviyle 13 yıldır AKP Hükümetlerinin varlığı ve bekası için malzeme olan Bahçeli yönetimindeki Milliyetçi Hareket Partisi (MHP’de) partinin düştüğü acziyet ve seçim yenilgilerini hazmedemeyen muhalefet liderlerinin isyanıyla ve mahkeme kararıyla başlayan kongre süreci kapsamında ilimizi ziyaret eden ve söylev üslubu rahmetli Erbakan tadı veren muhalif liderlerden Meral Akşener yaptığı konuşmada, 3başlattıkları süreçte korkunun tepeleri ve dağları sardığını belirterek, “sizi gidi korkak tavuklar sizi” diye alay etti.

Toplumsal çoğulculuğa dayanan kendine özgü, göreli oturuşmuş ve sağlam bir parlamento süreci bulunan ve 1950’lerden bu yana genellikle her hükümetin bir dönem iktidarda kaldığı, iktidarını ikinci döneme uzatanların çok sıkıntılar çektiği Türkiye’de 14 yıldır kesintisiz iktidar olan AKP ve Erdoğan’ın en büyük şansının kamuoyunda majestelerinin muhalefeti diye anılan Kılıçdaroğlu ile Bahçeli olduğu yaygın bir kanıdır. Gelinen aşamada bir yılda 3 seçimin olduğu ve yüzde 49,5 oy oranıyla iktidara gelmekle birlikte ülkeyi yönetemeyen AKP Hükümetinin yeniden seçime gittiği ileri sürülmektedir.

Ekonomi tıkanmış, durgunluk daralmaya dönüşmüş, 3-4 yıllık açılım ve müzakere döneminde biti kanlanarak özgüven kazanmış ABD kara gücü Batı destekli bölücü terör örgütü PKK terörü ülkeyi yangın yerine dönüştürmüş; terör bir adım ilerleyerek kırsaldan kentlere inmiş durumda. Türkiye’nin dinamikleri ya da mecburiyetlerinin kendine direnenleri ezip geçtiği şartlarda majestelerinin muhalefeti saflarında da çatırdamalar duyulmaya başlandı. Girdiği seçimlerde hep başarısız olmuş ve en sonunda partisini PKK’nin Meclis’teki canlı bombası HDP’nin de gerisine düşürerek son yılların en başarısız lideri olmuş olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye kazan kaldıran muhalefet liderlerinden Meral Akşener, ilimizi ziyareti sırasında yaptığı konuşmasında girdikleri süreçte bir yandan AKP diğer yandan partisinin genel merkezini kastederek, “korku tepeleri sarmış” diye Erbakan üslubuyla “sizi gidi korkak tavuklar sizi” diye dalga geçti.

“Korku”nun “dağları beklediği”ni ileri süren Akşener, “o günden itibaren başladı top, tüfek, mitralyöz atışı. Özellikle başta ben gözüküyorum ama hepimize havuzdan, özellikle reisçi takımından başladı top atışı. Ama onlar bizi bilmiyor. Biz iğnenin deliğinden geçtik. Vız gelir tırıs gider. Rahmetli Erbakan’ın diliyle, sizi gidi korkak tavuklar sizi! Top tüfek devam ediyor. Her türlü hakaret, iftira devam ediyor. Ama biz işimize bakıyoruz. Kongremizi yapacağız. İl il, kasaba kasaba, ilçe ilçe, mahalle mahalle gezeceğiz. Milli irade ortaya çıkacak. Milli irade milli irade deyip duranlar bir daha milli iradeden bahsedemeyecek, biz arı gibi çalıştığımız için genel merkezlerinin ışıklarını saat 5’te söndürüp gidecekler” diye ifade etti.

BİZ KOLTUK MERAKLISIYIZ; SORDUNUZ MU NİYE KOLTUK MERAKLISIYIZ!

Son zamanlarda bir koltuk meraklısı iftirası yayılmaya başlandığını, genel merkezin “amma da koltuk meraklısıymışlar” şeklinde söylentiler yaydığını belirten Akşener, “evet, koltuk meraklısıyız. Niye meraklısıyız, sordunuz mu? Çünkü biz o yamuk hale getirilmiş, yamultulmuş, ülkenin itibarının iki paralık edildiği dış politikayı düzeltmek için koltuk meraklısıyız. Biz ekonomiyi rantiyenin eline veren, istihdamı ortadan kaldıran, sıcak parayla iş gören, gençleri umutsuzluğa ve yılgınlığa iten, haksız kazancın önde olduğu, haklı rekabetin ortadan kalktığı, senden mi benden mi diye vatandaşların ayrıldığı ve yatırımın hiç olmadığı, bütün sistemin bulunan sıcak parayla dönüştürüldüğü bir ekonomik düzenin yamultulduğuna inandığımız için, bu ekonomiyi düzeltmek, Türk milliyetçiliği gözüyle bakan, yüzde 6-7 büyümeyi sağlayıp bu büyümeyi bütün milletimizin aziz fertlerine adaletli bir şekilde dağıtan bir ekonomik modeli, istihdamın arttığı, yatırımın arttığı bir ekonomik modeli ortaya koymak ve ülkemizi güçlü ekonomisiyle bölgesinin lider ülkesi haline getirmek için koltuk meraklısıyız. Ortadan kalkmış yargı bağımsızlığını yeniden sağlamak için, hukuksuzluğu ortadan kaldırmak için, yargının yüzde 25’lere düşen itibarını yükseltmek için koltuk meraklısıyız” dedi.

35 PUANLA BALLI MAAŞLARA

KONANLARLA 85-90 PUANLA BOŞTA GEZENLER

Akşener şöyle konuştu:

“Soruyorum annelere: 35 puanla, valilerin, belediye başkanlarının, rektörlerin özel kalemlerinden geçen KPSS’den 35 puanla geçip ballı maaşlara kavuşan çocukların yanında sizin evlatlarınız 80-85 puanla atanamıyorsa sosyal adalet göçmüştür, kul hakkı göçmüştür. Sizin çocuğunuz yıllarca –şu salondaki her bir ananın yüzüne bakıyorum- dişinden tırnağından arttırarak okuttukları, dershanelere göndererek okuttukları evlatlarının akşam dönüp de 85-90 puanla atanmamış olması ve utana utana sabah babasından 5 lira, 10 lira harçlık istemek mecburiyetinde kalan oğlunun acısını çeken anaların o acısını dindirmek, ama buna karşılık AKP’ye üye olup, AKP’nin herhangi birinin yakını olup o 35 puan üzerinden sizin çocuklarınızın hakkını alarak ballı maaşlara kavuşan hani vardı ya dantel perdeli kefenli çakma kahramanlar işte onların karşısında sizin çocuklarınızın hakkını aramak ve o hakkı haklıya iade etmek için biz koltuk meraklısıyız.”

Akşener konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

“Allah’ın izniyle de iktidar olacağız, bu ülkeyi yöneteceğiz. Bu ülkede Cumhurbaşkanı da inşallah bir ülkücü olacak. Biliyorsunuz, Cumhurbaşkanı Amerika’ya gitti. Orada onu bir onbaşı karşıladı. Sonra Çavuşoğlu da karşıladı. Gittiler görüştüler, kös kös geri döndüler. Orada bu muameleye tabi tutulan sadece Sayın Tayyip Erdoğan değil; aynı zamanda Türk milletidir, Türk devletidir. Düşününüz, Ülkücü, Türk milliyetçisi bir Cumhurbaşkanımız olmuş. Mesela içinizden birisi. Hayal ediniz. İndiniz uçaktan. Onbaşı karşıladı. Çavuşoğlu’nu bekler misiniz? Hayır, bizimkiler derhal şakır şakır biner uçağa geri döner, hop Türkiye’ye! İnşallah Başbakan da bir Ülkücü olacak. Şimdilik ben istiyorum, benden sonra da her biriniz olabilirsiniz. Şimdilik ben!”

NEREDE AHLAK, NEREDE TERBİYE, NEREDE NEZAKET, NEREDE HAYAé

“Bu sistem üzerine giderken önce ülkücü iradenin devreye girdiği, sonra millet iradesinin devreye girdiği bir yürüyüş artarak bir halk hareketine dönüşerek devam ederken bir baktık ki tepelere korkusu sinmiş. Böyle bir şey olur mu? Edep, haya, ahlak, nezaket, terbiye diyenler, muhteremler bir siyasi partinin iç işlerine karışmak kimin haddine! Kimin hakkı! Nerede edep, nerede nezaket, nerede terbiye, nerede ahlak, nerede siyasi nezaket? Bunların hiç biri bu arkadaşlarda mevcut değil. Dün Sayın genel Başkana, Sayın Bahçeli’ye ağzından lav çıkarak, küfür çıkarak konuşanların gözünde birden bizin genel başkan oldu bir melek. Bir evliyayı kiram! Bense bu meleğin kanatlarını yolan birisiyim.”

SİYASİ PARTİLER YASASI’NI DEĞİŞTİRMEYE KARAR VERDİ ABİLER!

“Böyle bir pozisyonda Adalet bakanı Bekir Bozdağ konuştu. Bir mahkeme karar vermiş, 15 Mayıs’ta kongreyi toplayın demiş. Bir de Yargıtay’a genel merkez müracaat etti. Adalet Bakanı’nın yorumuna göre, mahkemeler siyasi partilere karışamazmış; kim karışırmış? Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirmeye karar verdi abiler. Şimdi gençlerin diliyle söyleyeyim; bu kafa neyin nesi abi; ne iştir? Hadi onu atlattık. Bütün bunlar Ülkücülerin diş sinirine basan hamleler. Ama inadına sabrediyoruz. İnadına da sabredeceğiz ama inadına da bu kongreyi yapacağız.

NE TOSYA’SI YAHU; TOSYA MOSYA YOK HÜKMÜNDE!

“Şimdi bir de bizim bazı genel başkan yardımcılarımız da üzerimize mitralyöz ateşini başlattılar. (Tosya diye bir söylem geldi dinleyicilerden.) ne Tosya’sı yahu; Tosya mosya yok hükmünde. Böyle bir şey yok. Hukuki olarak yok hükmünde. Onu düşünmüyoruz bile. Esas mesele şu; genel merkezimizin bazı abileri her türlü iftira, sövgü bize karşı yapılıyor. Dün Antalya’da bir toplantı yaptım. Dedim ki, genel merkeze ve havuz medyasına bir büyük itirafta daha bulunmak istiyorum; o da Roma’yı da ben yaktım! Yarın yazın. Şimdi şunu anlatmak istiyorum. Bir Amerikan vatandaşının pasaportu düştüğünde birisi onu bulduğunda şu yazıyı okur: Bu bir Amerikan vatandaşı pasaportudur. Bu kişiyi Amerikan deniz piyadeleri korumaktadır. Korumakla yükümlüdür. Böyle olduğu için bu pasaportu bulan koştura koştura bu pasaportun sahibini arar. Bizim pasaportumuzdaysa bir Türk düşürdüğü zaman şu adrese Konsolosluğa gidin yazar. Şimdi benzer bir şey ülkücüler için geçerli. Bizi uzunca bir zamandır herkes bize laf söylüyor; genel merkez devlet adamlığı konusunda ordinaryüs profesörlerden oluştuğu için sabır ya hacı durumunda! Tek alkışlandığımız yer sokaktan çekilmiş ülkücüler. Ülkücüler neydiler ki sokaktan çekildiler? Ülkücüler önüne gelene tokat mı atıyorlardı ki sokaktan çekildi, ülkücüler terbiye edildiler? Tek alkış yerinin bu olduğu bir sistemi reddediyorum. Ve bizim muhteremlere sormak istiyorum.

NESEBİ GAYRİ SAHİH DERKEN ÜLKÜCÜLERİ Mİ KASTETTİNİZ?

“Devlet Beyin karşısında yer alan nesebi gayrı sahih siyasetçi karakterler dediniz. Bir genel başkan yardımcısı olarak dediniz. Burada bahsettiğiniz siyasi karakterler kimdir? Bunun cevabını alıncaya kadar sizin peşinizi bırakmayacağım. Bu soruyu cevaplandırmak mecburiyetinde kalacaksınız. İnsanlara telefonlar edip ben ülkücüleri kastetmedim diyorsunuz. Televizyonlarda diyorsunuz. Amenna! Zaten bir ülkücüye, ülkücülere hakaret eden şerefsizdir. Ama kaçmak yok. Kaçmak yok, bu cevabı vereceksiniz; kime söylediniz kime? AKP’lilere mi söylediniz? Başka bir alana mı söylediniz? Kaçmak yok! Bu sorunun cevabını vereceksiniz.

“SEN ASSAN ASSAN APO’NUN CEKETİNİ VESTİYERE

ASARSIN DİYEN SAKIK’A NESEBİ HAYRİ SAHİH DİYEBİLDİNİZ Mİ?

“Çok şiddetli ağır hakaretlerde bulunulabiliyor. Bizim pek muhteremlere sormak isterim. Sayın genel başkana Sırrı Sakık, sen assan assan bizim Apo’nun ceketini vestiyere asarsın dediği zaman Sırrı Sakık’a nesebi gayri sahih diyebildin mi? Diyemedi. Niye diyemedi? Maliyeti yüksek maliyeti…  Ama ülkücüye söylenenin maliyeti yok. Aydın Sünalp diye bir adam var, AKP milletvekili. Sayın Devlet bahçeli için dedi ki, sana salyalarını yalatacağız. Bu kişiye bu muhteremler nesebi gayri sahih diyebildiler mi? Diyemezler. Niye? Çünkü maliyeti yüksek. Şimdi buradan söz veriyorum. Kim istiyorsa o kendisine pay çıkartsın. Bundan sonra bir ülkücüye hakaret edenin, bir ülkücünün saçının teline zarar verenin başına gök kubbeyi indirmezsem namerdim.

“17-25 ARALIK BİR YOLSUZLUK VE

HIRSIZLIK SORUŞTURMASIDIR” DİYEBİLİYOR MUSUNUZ HALA?

“Bir soru daha –bunu da sonuna kadar sormaya devam edeceğim- 17-25 Aralık muhterem reise –reis diyorlar ya Cumhurbaşkanına havuz medya, yandaş medya; bir darbe ve bir kumpas mı –bunu bizim genel başkana ve genel merkez yöneticilerine soruyorum- yoksa hırsızlık ve yolsuzluk soruşturması mıdır? Genel Başkan dedi ki 17-25 Aralık’tan itibaren her konuşmasında, 17-25 Aralık bir hırsızlık ve yolsuzluk soruşturmasıdır. Milletvekillerimiz, il ve ilçe başkanlarımız, belediye başkanlarımız, uyduk imama, düştük yollara ve başladık 17-25 Aralık’ı anlatmaya. Şimdi bir arkadaşımızın 17-25 Aralık üzerinden 29 tane davası var. Bir arkadaşımız işinden oldu. Bunlar seçilemeyen milletvekili arkadaşlarımız. Ben de bir kadının uğrayabileceği en ağır iftiraya uğradım. Aldım elime sopayı kovaladım –o, ne diyelim?- alçakları. Ama bir şey daha oldu. Şu ana kadar bu manada bir iftiraya uğrayarak mahkemeye veren tek kişi de benim. Mahkemede bir şey okuyor. Sanıklar diyor ki, bir Erzincan konuşması, bir Büyükçekmece konuşması, bir de bir televizyon kanalında Mardin’in seçim beyannamesinden yaptığım alıntıları muhterem Cumhurbaşkanına hakaret kapsamına girdiği için biz bu sözleri bu hanıma söyledik. Bu hanımın iffetine, izzetine kefiliz. Hayda! Şimdi benim konuşmalar doğru. Ama neyin üzerine? 17-25 Aralık üzerine. Ne demişim? Bakan çocuklarıyla vatan çocuklarını karşılaştırmışım. Evden çıkan para sayma makinelerini söylemişim. Ayakkabı kutularındaki milyon dolarları söylemişim. Banka şubesi gibi olan evleri söylemişim. Bir bakanın oğluyla yaptığı konuşmayı söylemişim. En önemlisi sıfırladın mı oğlum demişim. Ve gemiciklerden bahsetmişim. Bunun neticesinde Cumhurbaşkanına hakaret ettiğimi varsaymışlar. Ve sonuç itibariyle ben böyle bir iftirayla karşı karşıya kalmışım. Şimdi Sayın Bahçeli’ye ve genel merkeze soruyorum. 17-25 Aralık size hala bir yolsuzluk ve hırsızlık soruşturması mıdır yoksa size yandaş medya gibi reise yapılmış bir kumpas bir darbedir mi diyorsunuz? Eğer öyleyse bilmek zorundayız, bir adım ilerisinde Can Dündar’la yaptığınız hani bir röportaj var, bir saat var 17-25 şöyle tutmuş Sayın Bahçeli pilini çıkartmış. O saate o pili yerine koydunuz mu? Efendim, ver Bilali al iktidarı 7 Haziran’da dediniz. Bizim iktidar olma hayalini, milletin bize verdiği o görevi ortadan kaldırdınız. O ver Bilali al iktidarı sözünüz hala geçerli mi? Bunların hiçbiri geçerli değilse reisten özür dilediniz mi? (Salondan reis deme diye bağıranlar oldu.) Öyle diyorlar öyle. Şöyle tırnak içinde reis. Reis bize ait bir şey değil mi? Onu bile çalmışlar be! Onu bile çalmışlar; hayret bir şey! Tamam, bir daha demeyeceğim. Niye demeyeceğim biliyor musunuz? Şimdi reis diyorlar ya! Onu bizden aşırmışlar, bunu farketmemiştim. Bundan sonra zinhar demek yok!

ANDOLSUN Kİ, VALLAHİ DE BİLLAHİ DE

MHP’Yİ, AKP’NİN ARKA BAHÇESİ YAPTIRTMAYACAĞIZ

“Son olarak şunu söylüyoruz buradan hem AKP’lilere, hem saraya, hem MHP genel merkeze, hem de Bahçeli’ye; vallahi de billahi de, andolsun, şartolsun, MHP’yi AKP’nin arka bahçesi yapmayacağız, yaptırmayacağız.

“Son kez Türk’üm diyemeyenlere inat; (3 kere) Ne Mutlu (kitle) Türk’üm Diyene!”

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir