Türk de biziz Kürt de biziz. Hepimiz Türk Milletiyiz.

Diyarbakır 10. Olağan İl Kurultayında Genel Başkanımız Doğu Perinçek’in Konuşması

Bugün Vatan Partisi Diyarbakır İl Kurultayı’ndan bütün milletimizi selamlıyoruz.

Türk de biziz Kürt de biziz. Hepimiz Türk Milletiyiz.

Diyarbakır, Türkiyesiz olmaz.

Türkiye de Diyarbakırsız olmaz.

Diyarbakırımızı, Türkiye’nin yıldızı yapacağız

IRMAĞIN İÇİNDE BİR OLMAK

Türkiye’nin millet olarak ve devlet olarak birliği, bu topraklara ayak basan herkes için yaşam sorunudur. Solucan ya da yılan değiliz, bölünerek yaşamamız olanaklı değil. Solucanlar ve yılanlar, zora geldiler mi vücutlarının bir kısmını bırakır ve yaşamaya devam ederler. Bizim için böyle bir seçenek yok. Türkiye halkı, ırmağın içine karışan dereler gibidir. O dereleri artık ırmağın içinde birbirinden ayırmazsınız. Her damla birbirine karışmıştır, kaynaşmıştır, bir olmuştur. İşte biz öyleyiz ve bir ırmak gibi geleceğe akıyoruz.

SINANAN TARİH

Van’dan Edirne’ye kadar bir vatan olmuşuz, bir millet olmuşuz. Binlerce yıllık bir tarihsel süreçtir bu. Toprağın altında şehitler boyunlarındaki künyeleriyle birbirine sarılarak yatmaktadır. Ve toprağın üstündekiler de boyunlarındaki künyelerle aynı acıları, aynı sevinçleri, aynı umutları paylaşmaktadırlar. Kimisinin künyesinde Kastamonu yazıyor, kimisinin künyesinde Bitlis yazıyor. Ama hepimizin künyesi Türkiye’dir. Aslımız, neslimiz Türkiye’dir. Bu dediklerimiz son 30 yılda bir kez daha sınandı. Türkiye’yi bilmeyenler bir kez daha denediler, bölebilir miyiz diye. Dünyanın en büyük silahlı gücü olan ABD ve İsrail, hâlâ Türkiye’yi bölebilir miyim iddiası içindedirler. Ama görülmüştür: Bölemediler ve bölemezler. Bunun nedenlerini araştırmaları ve öğrenmeleri, onların da iyiliğinedir.

İMPARATORLUK BİRİKİMİ

Birincisi, Türkiye bir imparatorluklar coğrafyası. Bu topraklarda büyük devlet geleneği var, güçlü ordu mirası var, toplumun bir arada yaşama kültürü var. Çeşitli kavimleri kaynaştıran ve birbirine bağlayan bir örgütlenme birikimi ve kültür mirası var. Ve o insanların üretmesi için bir güvenlik geleneği var.

DEVRİMLE MİLLET OLMAK

İkincisi, o büyük miras devrimlerle perçinlenmiş. 1876, 1908, 1920 devrimlerinin önder kadrolarına bakınız. Orada bu topraklarda yaşayan her insanı göreceksiniz. Ve bu toprakların bütün insanlarını kucaklayan bir Milliyetçilik göreceksiniz. Buna Büyük Millet Milliyetçiliği de diyebilirsiniz. Büyük Devrimci Önder Atatürk, bu olguyu çok özlü bir deyişle dile getirmiş ve Medeni Bilgiler kitabına kendi eliyle yazmıştır: “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”

Bizim millet tarifimizde devrim yapmak var. Türkiye Cumhuriyetini kurarak devrim yaparken millet de olmuşuz. Devrimle çağdaş millet olmuşuz. O devrim iki yüzyıllık hürriyet ve istiklâl mücadeleleriyle başarılan devrimlerin toplamıdır. Biz, hürriyet ve istiklâl mücadeleleriyle millet olmuşuz. Ve o savaşlarda bu topraklarda yaşayan her insanın emeği, kanı ve canı var. O nedenle birliğimiz yıkılmazdır. Bizi bölmek isteyenler, ellerinden geliyorsa, son iki yüzyıllık devrimlerimizi ortadan kaldırsınlar. Yapamazlar. Tarihe karşı savaşıyorlar. Büyük mirasla kavgalı olmuşlardır. Başarı şansları bulunmuyor. Tam tersine bizi bir kez daha devrim yapmaya, millî birliğimizi yeniden bir devrimle pekiştirmeye, birbirimize daha sıkı sarılmaya zorlamışlardır ve işte bunda başarılı oldular.

GÜÇLÜ DEVLET GÜÇLÜ ORDU

Biz bu toprakların insanları, son 30 yılda birliğimizin ve beraberliğimizin değerini daha iyi anladık. Bir millî devletimizin bulunmasının yaşamsal önemini de anladık. Güçlü bir ordumuzun ve polisimizin bulunmasının değerini de anladık. İşte görüyoruz devleti ve ordusu zayıf olan ülkeler etnik kavgaların, mezhep çatışmalarının içine yuvarlanmışlardır. Güçlü millî ordu ve güçlü millî devlet, barışın, huzurun, özgürlüğün ve demokrasinin güvencesidir.

Millî devlet ve millî ordudan söz ediyoruz. Bakın ABD emperyalizmine ve İsrail’e karşı yürüttüğümüz İkinci İstiklâl Savaşımız, devleti ve orduyu millileştiren süreçlerin yolunu açtı. Bölücü Terörü ve FETÖ ve IŞİD denen yobaz terörünü ezdikçe, emperyalizmin zincirlerini de kırıyoruz. İkinci İstiklâl savaşı, kaçınılmaz olarak Kemalist Devrimin geleneklerini canlandırıyor.

İSTİKLAL MÜCADELESİNDE ÖZGÜRLEŞME

Emperyalizme ve üzerimize sürdüğü terör örgütlerine karşı mücadele içinde özgürleşiyoruz ve yurtta barışa ilerliyoruz. Bugün Güneydoğu illerimiz Bölücü Terörün silahlı baskılarından kurtuldukça özgürleşiyor ve barışa kavuşuyor. Yüksekova’dan Kızıltepe’ye kadar yaşanan olay budur. O nedenle geleceğe güvenle bakıyoruz ve umut doluyuz

ASYA İKLİMİNDE MİLLİ GELİŞME

ABD ve İsrail ile cephe cepheye gelince, bizi komşularımızla ve Asya’nın mazlum ve gelişen ülkeleriyle birleştiren bir sürecin içine girdik. Türkiye, bu savaşta gerçek dostlarını buldu. O ki ABD ve İsrail üzerimize Bölücü Terörü ve Yobaz Terörünü sürdü, biz de aynı belâlarla uğraşan dostlarımızı keşfettik. Artık Suriye, Irak, İran, Rusya, Orta Asya Cumhuriyetleri ve Çin, bizim vazgeçilmez dostlarımız oldular. Stratejik müttefik deniyor. İçinde silah arkadaşlığı da var, el ele verip zenginleşmek de var.

Toplam olarak bakarsak, Asya bizim millî gelişmemizin coğrafyasıdır. Asya, bizim Atatürk Devrimini tamamlayıp kardeşliğimizi perçinlemenin kalesidir. Asya, bizim ekonomik gelişme dahil uygarlık atılımımızın iklimidir. Yükselen Asya uygarlığında Türkiye’nin özel bir yeri var.

Asya iklimi, bizi kardeş Arap, Fars, Rus, Çin halklarıyla birleştirmek yanında, ülkemiz dışındaki Türklerimizle ve Kürtlerimizle de birleştiriyor. Biz Türkiye olarak yükselen Asya uygarlığının her ülkesinde kaynaştırıcı ve birleştirici olanaklarımızla da eşsiz bir konumdayız. Türkiye’de birlikten yana olduğumuz gibi, komşu topraklarda, Rusya’da, Çin’de ve Asya’nın her ülkesinde birlikten ve barıştan yanayız.

YARALARIMIZI SARMA VE ÜRETME ZAMANI

Şimdi artık yaralarımızı sarma, yaşam koşullarımızı düzeltme ve üretme zamanına giriyoruz.

Türkiye, önündeki ekonomik sarsıntıları Millî Direnme Ekonomisiyle aşacak. Burada Güneydoğu ve Doğu illerimiz, her açıdan belirleyici önem taşıyor. Bu zor zamanda yurttaşlarımızın öncelikle barınma, yiyecek, sağlık ve eğitim sorunlarını çözmek durumundayız. Ve hemen arkasından bölgeler arası dengeleri gözeten bir Üretim Ekonomisi inşasına geçmemiz gerekiyor.

Güneydoğumuzun Bölücü Terörün yarattığı yıkımdan kurtarılması, onarılması, yaraların sarılması, öncelikli görevdir. Önce her yurttaşımızın sağlıklı yaşayacağı bir evi olacak. Tarımı destekleyeceğiz, kamu yatırımlarıyla iş alanları açacağız, küçük ve orta sanayicinin üretim olanaklarını geliştireceğiz, çarşıları şenlendireceğiz.

MERKEZDE VE HER YERDE HALKIN HÜKÜMETİ

Bütün bunları başarmak için, milletçe Ankara’da hükümet olmak ve Türkiyemizin her köşesinde halkın yönetimini oluşturmak ve hayata geçirmek öncelikli görevdir.

DİYARBAKIR BOP’UN DEĞİL TÜRKİYE’NİN YILDIZI

Bir zamanlar ABD’nin ve İsrail’in dayattığı bir program vardı. “Diyarbakır’ı BOP’un yıldızı yapacağız” diyorlardı. Bu topraklarda İkinci bir İsrail devleti kuracaklarını hâyâl etmişlerdi. Artık rüyâdan uyanmış olmalılar. Onların iddiası, bir kez daha bu topraklara gömülmüştür.

Şimdi bu toprakların insanlarının umutları gündemdedir, kardeşlik yürürlüktedir, emekler ateşlenecektir. Şimdi asıl gerçekçi program ve plan hayata geçirilecektir: Diyarbakır’ı Türkiyemizin yıldızı yapacağız.

 

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir