Türkiye üzerinde satranç oyunu

Bilindiği gibi satranç piyonlar, filler, atlar, kaleler, vezir ve şah adı verilen taşlarla oynanır. Dünyadaki tarihe yön vermiş bütün toplumsal devrimlerin ve liderlerin iyi birer satranç ustası olduğu bilinir. İşte şimdi seçimden önce başlayan bir satranç, Amerika başta olmak üzere Batılı kuvvetlerle Türkiye dinamikleri arasında ülkemiz üzerinde oynanıyor.

Seçimlerin arifesinde Amerikan emperyalizmi seçimlere dolaylı olarak müdahale etmeye başladı. Türkiye’yi yönetemez duruma düşmüş Erdoğanlı AKP ile sürecin götürülemeyeceğini, Bölgesel ve Türkiye üzerindeki Amerikan çıkarlarının tehlikeye gireceğini gören ve hesaplayan dış kuvvetler, AKP’yi “demokratik” bir şekilde iktidardan düşürmenin ve Erdoğan’sız bir AKP Hükümeti tasarımladı. Bunun için barajlı D’hont denilen dünyanın en adaletsiz seçim sisteminin aritmetiğini kullandı. Meclis’e dördüncü bir partinin barajı aşarak girmesi durumunda her halükarda AKP salt çoğunluğu yitirecek ve tek başına iktidar imkânlarını kaybedecekti. Bu noktada toplumdaki sınırsız AKP ve Erdoğan nefretini kullanmayı tasarladı. Erdoğan nefretinden gözü dönmüş, PKK’nin siyasi temsilci kadrolarının Meclis’e girerek oluşturacağı tehlikeyi ve vatanın bölünmesi tehdidini bile düşünecek durumda olmayan seçmenin desteği ve HDP/PKK mitinglerinde gladyo bombalarının patlatılması sonucu HDP/PKK’nin baraj atlatılması tam bir Amerikan projesi olarak seçim tarihimize geçti. Sonucu hep beraber yaşadık. Şimdiki Meclis aritmetiği ortaya çıktı.

Seçim öncesi Amerikan projesinin en büyük ayağı büyük hükümet ile küçük hükümet planıydı. Satrançta ilk hamlesini kazanmıştı Amerika. Şimdi sırasıyla diğer hamleleri yapacaktı. Kaset operasyonundan beri tepesi dizayn edilen ve majestelerinin muhalefeti durumuna dönüştürülen CHP ile AKP koalisyonu büyük hükümet olarak tasarımlandı. Bu gerçekleşirse ülke eski tasarımla hiç olmazsa 2 yıl yönetilebilirdi. Olmazsa küçük koalisyon planı B planı olarak devreye sokulacaktı. Bu da AKP-HDP/PKK koalisyonuydu. Bununla seçimler 6 ay 1 yılda gündeme gelebilirdi.

Bu arada Türkiye hükümet kurma sürecine gömülmüşken güneyimizde de Amerikan-Yahudi koridoru faaliyetleri yoğunlaştırıldı. Önce işgal ettirilip insanın tüylerini ürperten operasyonlar yaptırılan IŞİD Amerikan bombalarıyla işgal ettiği yerlerden çıkarılarak, onun boşalttığı alanların PYD tarafından doldurulması şeklinde cereyan eden bir süreç dâhilinde Suriye PKK’si olan PYD ile bir Amerikan-İsrail yaratığı olan IŞİD kullanılarak, PYD kantonlarının birleştirilmesi hareketi başlatıldı.

Ancak Batılı kuvvetlerin bu hamleleri yapılırken iç dinamikler armut taşlamıyordu tabii ki.

İşte bu noktada en olmayacak denilen de olmaya başladı. Ülkenin en Amerikancı önderi ve partisinden ve devletten varlık-yokluk refleksi gelmeye başladı. Ordunun Suriye’ye girmesini ve Amerikan-İsrail koridorunu kesmesini isteyenlerin başında Davutoğlu ile Erdoğan geldi.

Gözlerini Erdoğan ve AKP nefreti bürümüş çevreler ne der bilinmez ama böyle durumlarda milli refleksler ayağı Türkiye toprağına basan ve ipini milletten koparmamış unsurlardan da gelir.

Hesap başlangıçta tuttu. AKP tek başına iktidar olmaktan mahrum bırakıldı. AKP-CHP koalisyon hükümetinin taşları döşenmeye başlandı. Erdoğan Ak-Saray’a kapatılacak, anayasal sınırlara çekilmesi sağlanacak; HDP desteğinde AKP-CHP Hükümeti kurulacaktı. Hiç olmazsa ülke 2 yıl idare edilebilirdi böylece.

Ama Erdoğan da boncuk oynamıyordu. O da Baykal hamlesiyle öne fırladı. Birdenbire inisiyatifi yeniden ele geçirdi. Vezir ve şahı kuşattı. Yarınki Meclis başkanı seçimleri sürecinde koalisyonun son taşları yerine konacak; hükümet için resmi süreç başlayacak.

Aslında AKP-CHP koalisyon hükümetinin taşlarının seçimden önce döşenmeye başlandığını, Cumhuriyetin banisi ve vatanın kurtarıcısı partiye, açılımdan özerkliğe giden yolda cumhuriyeti yıktıracaklarını ve vatanın bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırtacaklarını belirtmiştik ama şartlar değişiyor. Yeni bir durum ortaya çıkmıştır. Milli kuvvetlerin etkenliği genişlemekte, yeni çevreler ve dinamikler mili kuvvetler safına katılmaktadır. Amerikan-İsrail koridorundaki PYD kantonlarını birleştirme şeklinde cereyan eden son gelişmeler milli cephenin sınırlarını genişletiyor.

Bu Haberi Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir